SAİD BİN AMİR (R.A.) KİMDİR?

0
 Dünya karşılığında ahireti tercih eden, Allah ve Resulünü bütün isteklerinin önünde tutan bir sahabi… Halkın dert ortağı bir valî…

Onun Müslüman olmasına Hubeyb İbni Adiyy’in (r.a.) şehadeti vesile olmuştur. Şöyle ki:

Müşrikler İslam’ın ilk yıllarında Allah’a ve Resulüne inanan Hubeyb’i (r.a.) Mekke’de idama mahkum ederler. Halkı da toplayarak şehrin dışına çıkarlar ve herkese gözdağı verircesine Hubeyb’i (r.a.) gözler önünde darağacında sallandırırlar. Saîd Bin Amir o zaman genç bir delikanlı. Darağıcının yanına kadar sokulur. Müşriklerin: “Senin yerinde Muhammed’in olmasını istemez misin?” sorusuna Hubeyb’in (r.a.):

“Vallahi Muhammed’in (s.a.) değil burada olmasını, ona bir diken batırılması karşılığında dahi kurtulmayı istemem.” diye cevap verdiğini duyar.

Bu sözler genç Saîd’in gönlünde yer eder. Zihninden bu sahneyi hiç atamaz. Hz. Muhammed’e (s.a.) inananların oluşturduğu sevgi ve dostluğa hayran kalır. Bu güzellikler onun İslam’la şereflenmesine vesile olur. Bir gün Kureyş topluluğu içerisinde ayağa kalkar, Allah’a ve Resülüne inandığını ilan eder. Onların zulmünden kurtulmak için Medine’ye hicret eder.

Hayber ve sonraki gazalarda Sevgili Peygamberimiz’le beraber bulunur. Savaşlarda kahramanca çarpışır. Yemame savaşında da bulunan Saîd Bin Amir el-Cumahî (r.a.) Hz. Ömer (r.a.) zamanında Humus’a vali tayin edilir ve orada vefat eder. (641 m)

SÖZÜN EN HAYIRLISI

Onun doğruluğunu, dindarlığını ve ihlasını herkes bilirdi. Herkes tarafından sevilirdi. Hz. Ömer (r.a.) halife olunca yanına vardı ve şu nasihatta bulundu:

“Ey Ömer! Halkın işlerini yaparken Allah’tan kork, Allah’ın emirlerini yerine getirirken insanlardan korkma. Sözün fiiline aykırı olmasın. Zira sözün en hayırlısı, fiilin doğruladığıdır.

Ey Ömer! İşlerini üzerine aldığın uzak-yakın herkesle ilgilen. Kendin için istediğini onlar için de iste. İstemediğini onlara da isteme. Allah’ın emrini yaparken hiç bir dedikodudan ve kınamadan korkma..”

Hz. Ömer (r.a.) bu nasihatleri dinledikten sonra “Ey Said! seni bırakmam” dedi ve Humus’a vali tayin etti.

HALKIN DERT ORTAĞI

Said Bin Amir (r.a.) fakir-fukaranın, gariplerin dert ortağıydı. Kendisine lazım olandan başkasını elinde tutmaz, hemen dağıtırdı. Fakiri arar bulurdu. Onun istemesine fırsat bırakmazdı. “Atıyye-bağış, istenmeden verilendir, istendikten sonra verilen atıyye değil, istemenin karşılığıdır, “derdi.

İdaresi altında bulunan herkes onu severdi. Halka karşı yumuşak davranır ve onların her işiyle ilgilenirdi. Zımmîlerle daha çok ilgilenirdi. Hz. Ömer (r.a.) kısa zamanda onun çok sevildiğini haber alınca: “Neden halk bu kadar seviyor” diye araştırdı. Halktan;”Said Bin Amir (r.a.) halkın dert ortağıdır.”‘diye cevap aldı. O hep halkıyla beraber olmuş ve son derece sade bir hayat yaşamıştır.

AMİR KİMDİR?

Yine bir seferinde Hz. Ömer (r.a.) Humus’tan gelen halka: “Bana fakirlerinizin isimlerini yazın da ihtiyaçlarını karşılayalım.” dedi. Onlar da: “Falan-falan.. ve Said Bin Amir..” diye yazıp verdiler. Hz. Ömer (r.a.): “Said Bin Amir, kimdir?” diye sordu. Onlar da: “Valimizdir” dediler. “Valiniz fakir mi?” dedi. Onlar da “Evet! O, çok günlerini evinde ateş yakmadan geçirir.” dediler. Hz. Ömer (r.a.) gözyaşlarını tutamadı ve ağladı. Sonra bir torbaya bin dinar koydu ve onlara: “Ona benden selam söyleyiniz. Emirü’l-mü’minin ihtiyaçlarınız için gönderdi deyiniz” diyerek torbayı verdi. Humus’a gelince valinin yanına vardılar. Hz. Ömer’in (r.a.) selamını tebliğ edip, “ihtiyaçlarınız için şu parayı gönderdi” diyerek torbayı verdiler. Said İbni Amir (r.a.) torbayı açtı ve: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciün = Biz Allah’a aidiz ve elbette O’na döneceğiz.” ayetini okumaya başladı. Hanımı merakla sordu. Aralarında şu muhavere geçti:

– Ne oldu Saîd! Yoksa Emi’rül, mü’minine bir şey mi oldu?

– Tam tersi. Ondan daha büyüğü!

– Neymiş ondan daha büyüğü?

– Dünya evime girdi.

– Öyleyse ondan kurtulmaya bak.

– Bana yardım eder misin?

– Evet. dedi.

ALLAH’A BORÇ VEREN ADAM

Gelen şeyden haberi olmayan hanımı bin dinarı görünce: “Bizi zengin kılan Allah’a hamdolsun. Bununla biraz yiyecek satın al. Bir de hizmetçi tut.” demeye başladı. Saîd İbni Amir (r.a.) hanımına: “Sana bundan daha kârlısını söyleyeyim mi?” dedi. Hanımı: “Nedir o?” dedi. Saîd (r.a.): “Bizim en çok muhtaç olacağımız zaman bize verilmek üzere bunları, şimdi bizden daha ihtiyaç içinde olanlara verelim.” dedi. Hanım: “O nasıl oluyor?” dedi. O da: “Kim Allah’a güzel bir ödünç takdiminde bulunursa; Allah karşılığını kat kat verir.” (Hadid; 11) ayetini okudu. Bunun üzerine hanımı:

“Tamam Allah sana mükafatını kat kat versin.” dedi. Saîd (r.a.) hemen dinarları; falanca yetime, falanca yoksula, falanca dula ve falancanın muhtaçlarına diyerek paylaştırıp dağıttı.

İşte ashab-ı kiram böyleydi… Kendileri ihtiyaç içinde kıvranırken din kardeşini nefsine tercih ederlerdi… O saadet çağı nasıl arzu edilmez ki… İnsanlığın kurtuluşu ancak böyle idarecilerleydi… Bunlar yeni nesle en güzel örnekti… Rabbimizden şefaatlerini niyaz ederiz.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1994 – Mayıs, Sayı: 099, Sayfa: 026

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
İSLAM’A GÖRE ŞÜPHELİ ŞEYLERDEN NASIL KAÇARIZ?

Ebû Muhammed Hasan İbni Ali İbni Ebû Tâlib radıyallahu anhümâ şöyle dedi: Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den: “Şüpheliyi bırak,...

Kapat