SADAKA, NE KADAR VERİLMELİ?

0

Rabbimizʼin verdiği her imkânla Oʼnun rızâsı için hizmete koşmak zarurîdir. Müʼmin mâzeret aramamalı, aksine hizmet fırsatı kollamalı ve her türlü hizmeti nîmet bilmelidir. Her hâlükârda; “‒Allah bana hangi imkânları verdi ve ben bu imkânlarla Allah yolunda nasıl hizmet edebilirim?” düşüncesiyle ve mesʼûliyet duygusuyla, dâimâ hizmet arayışı içerisinde olmalıdır.

Allah bize ne sermaye verdi?

Akıl, zekâ, maddî, mânevî güç… 

Bunları Allah yolunda hizmet için kullanabilmek gerek. Bunun ölçüsü hakkında Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Sevdiklerinizden vermedikçe infak ve faziletin kemaline erişemezsiniz.” (Âl-i İmran, 92)

İnsan, sevdiğine sevdiği kadar verir, ona varını-yoğunu sevgisi ölçüsünde sarf eder. O hâlde sormalıyız:

Rabbimiz’i ne kadar seviyoruz? 

Cevabımız, şu sual için de olmalı:

CENÂB-I HAKK’A NE KADAR VEREBİLİYORUZ? 

Ya da ne kadar vereceğiz? Elbette ki tâkatimiz kadar.

Yüce Kitabımızda; “Ya Rab! Tâkat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma!” (Bakara, 286) diye dua etmemiz işaret buyuruluyor.

Rabbimiz aynı âyet-i kerîmenin başlangıcında; “Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde mükellef tutmaz.” buyuruyor. Demek ki Cenâb-ı Hak, tâkatin üstünü emretmiyor, fakat tâkatimiz kadarını da istiyor. Gücümüzün yettiği kadarını emrediyor.

NE İMKÂNIMIZ VARSA ONUNLA İNFÂKTA BULUNMALIYIZ!

Öyleyse Cenâb-ı Hak, bize ne istidat, ne imkân vermişse o ölçüler içerisinde infakta bulunmamız zarurî… Bedenî gayret, malî gayret, zihnî gayret, ne imkânımız varsa, ondan vereceğiz. Sadece belirli şeyler değil, elimizdeki bütün imkânlardan, bütün nimetlerden…

Nitekim âyet-i kerîmede:

“O gün elbette bütün nimetlerden mutlak sûrette sorulacaksınız, (sorguya çekileceksiniz.) (Tekâsür, 8) buyuruluyor.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, İtikatta, İbadette ve Muâmelâtta İhlâs ve Takvâ, Yüzakı Yayınları.

Paylaş.

Yorumlar