Ramazan ve Sonrası İçin Uyarılar

Mübarek Ramazan ayının son günlerini yaşadığımız şu günler manevi dertlerimizi tefekkür etmek ve onların çarelerini bulmak için iyi bir fırsattır. Çünkü İmam Rabbani’ye göre yıl boyunca insana verilen manevi nimetlerin tümü Ramazan ayında elde edilen bereketin bir yansımasıdır. Bu sebeple Ramazan ayında elde edilen kazanımlar yıl boyunca korunmalıdır. ZEKAT VERMENİN FAZİLETİ

İmam’ın bir müridine yazdığı mektubunda Ramazan orucundan sonra zikrettiği en önemli şey malın zekâtını vermektir: Mallarımızın zekâtını vermek de dinin farzlarındandır. Şu halde hak eden kimselere gönül hoşluğu içinde zekâtımızı vermeliyiz. Allah, “Size verdiğim servetlerden kırkta birini fakir kullarıma verin ki, ben de size bol bol mükâfat vereyim” buyurmuştur. O halde malımızdan bu kadarcık bir miktarı verme konusunda duraklamak ve cimrilik etmek insafsızlığın son haddidir. Bu sadece cimrilik değil aynı zamanda Allah’ın emrine karşı gelmektir.

Allah’ın emirleri karşısında tereddüt etmek, kalpte bulunan manevi bir hastalıktan ve ilahi hükümlere yürekten inanmamaktan kaynaklanmaktadır. Kalpten inanmadıkça sadece dilden kelime-i şehadeti söylemek kâfi değildir. Nitekim münafıklar da bu kelimeyi söylemişlerdir. Yürekten inanmanın göstergesi dini görevleri gönül rahatlığıyla yerine getirmektir. (Mektubat, III. 17. Mektup)

EN BÜYÜK İNFAK

Bazı Müslümanlar ciddi bir zekât hesabı yapmadan mallarının bir kısmını infak ederek zekât farzını yerine getirdiklerini zannetmektedirler. Hâlbuki zekât her tür infakın üstündedir, ciddiye alınarak ve hesaplanarak verilmelidir. İmam bu konuda şöyle der:

Zekât niyetiyle verilen bir dirhem, sadaka niyetine verilen binlerce altından daha değerlidir. Zira biri farz diğeri nafiledir. Farz ibadetlerin yanında nafile ibadetlerin hiçbir değeri yoktur. Okyanusa göre damla hükmünde kıymeti olsun diyeceğim; fakat bu bile söz konusu değildir. Melun şeytanın hilelerinden biri de, insanları farz ibadetlerden alıkoyup nafile ibadetlere teşvik etmesi ve onları zekâttan menetmesidir. (Mektubat, III. 17. Mektup)

HELAL VE HARAMA RİAYET

Mektubunun devamında İmam zekâttan yola çıkarak Müslümanların haram ve helaller konusunda hassas davranmalarını ister. Onun bu çağrısı özellikle günümüzde daha ayrı bir önem arz etmektedir. Zira modern hayat pek çok haramı normal göstermekte, pek çok Müslüman da medyanın da etkisi ile haramları neredeyse helal görmektedir. Bu ise Allah korusun hem insanın imanını yok eder hem de insanı ebedi cehenneme sürükler, İmam bu konuda şöyle der:

Dinimizin haram ve helal hududuna riayet etmeli ve Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzak durmalıyız. Eğer gayemiz ebedi kurtuluşa ermekse daha ne zamana kadar tavşan uykusunda devam edecek ve hakikatlere kulaklarımızı tıkayacağız? Unutulmamalı ki, bizi bir gün uyandıracaklar. Fakat o gün iş işten geçmiş olur.

İnsanlara ölüm çok yakın, ahiretin çeşitli azapları da hazır vaziyettedir. Bir kimse öldüğü zaman onun kıyameti kopmuş demektir. Bir gün zorla uyandırılmadan kendimiz uyanmalıyız. Zira ahirette uyanmak insana hiçbir fayda vermez. “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 6)

ZİKRİN ASIL GAYESİ NEDİR?

İmam’a göre bu ayın neticelerinden biri de salikin daima zikir halinde olma alışkanlığını elde etmesi, Rabbini bir an olsun unutmamasıdır: İtikadımızı ve amellerimizi dinin hükümlerine göre tashih ettikten sonra vakitlerimizi Allah’ı zikrederek geçirmeli ve bir an bile onun zikrinden geri kalmamalıyız.

Zahiren  insanlarla meşgul olsak da iç dünyamız Allah’ı zikirle meşgul olmalı ve bundan lezzet duymalıdır. Hâcegân tarikatına giren kimseler kamil şeyhle birlikte attıkları ilk adımda bu hali yakalar. Umarım siz buna inanıyor ve bir nebze de olsa bu hali yaşıyorsunuzdur. Şu var ki bu yola yeni giren salik elde ettiği hali, gerçekte çok da olsa, az görmeli ve fakat şükründe kusur etmemelidir.

Zikrin esas gayesi Hak Sübhânehû’nün dışındakilerle olan kalbî alakayı kesmektir. Zaten manevi hastalıkların temelinde de bu tür dünyevî alakalar yatmaktadır. Bu alaka kesilmedikçe ne imanın hakikatine erişilir ne de şer’î hükümleri uygulamak insana kolay gelir.

ALLAH RIZASINI KAZANMAK İÇİN NELER YAPMALIYIZ?

Tüm insanların Rabbi olan Allah’ı çokça zikredin; çünkü bu Kalplerin safası, ruhların gıdasıdır. Ramazan ayı ile yeme-içme disiplinine kavuşan bizlerin dikkat etmesi gereken başka bir konuda bu disiplini yılın diğer aylarında da devam ettirmek, yeme, içme, giyinme gibi tüm insani işleri de nefsimiz için değil Allah için yapmaktır:

Yediğimiz yemekleri nefsimizin hazzı düşüncesiyle değil, bilakis ibadete kuvvet sağlaması niyetiyle yemeliyiz. İlk zamanlar bu niyeti sağlayamasak da kendimizi zorlamalı ve bunu sağlamak için Allah’a yalvarmalıyız. Bunun gibi giyeceklerimizi de ibadet için süslenmek amacıyla giyinmeliyiz. Nitekim “Her mescide gittiğinizde süsünüzü alın” (Tahrim, 6) buyurulmuştur. Yoksa güzel elbiseler giymekten maksat insanlara gösteriş yapmak olmamalıdır. Bu davranış dinimiz tarafından yasaklanmıştır. Oturup kalkmamızda; kısacası bütün davranışlarımızda Allah’ın rızâsını kazanmayı hedeflemeli ve şeriata uygun hareket etmeliyiz. Bu zamanda içimiz de dışımız da Hak Teâlâ ile birlikte olmalıdır. Mesela baştan aşağı gaflet hali olan uykuya dalmak istediğimiz zaman yarınki ibadetlerimiz için üzerimizden yorgunluğu atmayı hedeflemeliyiz. Bu maksatla yatıldığı takdirde başından sonuna kadar uykumuz da ibadet olur. Nitekim âlimlerin uykusunun ibadet olduğu rivayet edilmiştir. (Mektubat, III. 17. Mektup)

MÜSLÜMAN KALMAK

Bir insan Müslüman olarak kalabilmesi için hata yapsa bile en azından bu hatasını itiraf etmeli ve onu helal görmemelidir, İmam mektubunu şu uyarı ile bitirir: Bunları yazmamın bir başka sebebi de, her ne kadar bunları yerine getirmeniz çok zor olsa da en azından kusurlarımızı itiraf etmemizi sağlar. Bu da büyük bir başarıdır. Kavuşamadığı bir yana bu duruma da üzülmeyen, pişman olup hatasını telafi etmeyen kimselerin halinden Allah’a sığınırız. Bu kimseler olsa olsa başlarını kulluk halkasından, ayaklarını kulluk bağından çıkarmış cahil ve inatçı kimseler olabilir. (Mektubat, III. 17. Mektup)

Allah Teâla cümlemize Ramazan da kazandığımız güzel hasletleri yıl boyu sürdürmeyi nasip etsin.

Kaynak: Prof. Dr. Süleyman Derin, Altınoluk Dergisi, Sayı: 330

 

İslam ve İhsan

RAMAZAN VE ORUCUN FAZİLETİ

Ramazan ve Orucun Fazileti

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.