Peygamberimiz Çocuklarla Nasıl Şakalaşırdı?

Peygamber Efendimizin çocuk sevgisi ve çocuklarla yaşadığı şakalaşmalar.

Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- çocukları çok severdi. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- buyurur:

– Rasûlullah, çocuklara karşı insanların en şefkatlisi idi. Abdullah bin Ömer -radıyallahu anh-, Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- ’in torunları Hasan ve Hüseyin için:

– “Dünyadaki iki reyhanım benim” buyurduğunu bildirir.

Enes bin Mâlik -radıyallahu anh- da: Onları koklayıp bağrına bastığını ve onlara dua ettiğini bildirir.

Usâme b. Zeyd -radıyallahu anh- ise:

– Rasûlullah beni bir dizine, Hasan b. Ali’yi de öteki dizine oturtur, sonra ikimizi birden bağrına basar ve:

– “Ey Rabbım, bunlara rahmet et, ben bunlara karşı çok merhamet duyuyorum” buyururdu. Şüphesiz ki Rasûlullah efendimizin sevgi ve şefkati yalnız kendi torunlarına karşı değildi. Şöyle  buyururdu:

“Küçüklerine şefkat göstermeyen bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 68)

DAİMA ÇOCUKLARA KARŞI HASSAS VE ANLAYIŞLI OLMAYI TEŞVİK ETTİ

Peygamberimiz sallallahu aleyhi sellem, kız- erkek ayırmaksızın çocuklara karşı olan sevgi ve şefkatini çok çeşitli şekillerde ve her fırsatta en ne- zih şekilde göstermiştir. Anne, baba ve büyükleri daima çocuklara karşı hassas ve anlayışlı olmaya davet ve teşvik etmiştir.

Muhtelif sahabilerce verilen haberlere göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- çocukları kucaklar, müsaid yerlerinden öper, okşar, bineğine alır, selâm verir, gönüllerini alır, hastalandıklarında ziyaretlerine gider, şakalaşır, onları eğlendirir, omuzuna, sırtına bindirir, onları asla azarlamazdı. Hatta sevmek için kucağına aldıkları zaman, üzerine akıtsalar bile kızmazdı. Bu vaziyette, başkalarının da çocuğa müdahale etmelerini kabul etmezdi.

Yusuf b. Abdillah b. Selâm -radıyallahu anh- anlatır ki:

– Çocukluğumda Rasûlullah beni Yûsuf diye isimlendirdi, kucağına aldı ve başımı okşadı.

Abdullah b. Büsr: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e yemek ikram ettiklerini, yemekden sonra âdeti üzere, hane halkına dua buyurduğunu, sonra da başını okşayarak bu çocuk bir asır yaşayacak, buyurduğunu, haber vermişdir.

KENDİSİNİ İLK KARŞILAYANI ÖNÜNE BİNDİRİRDİ

Abdullah b. Cafer -radıyallahu anh- buyurur: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seferden dönerken ben, Hasan ve Hüseyin’den biri ile karşılamaya çıkardık. O da kendisini ilk karşılayanı önüne, diğerini de arkasına bindirir, Medine’ye kadar öylece getirirdi.

Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- anlatır: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Esselâmü aleyküm ya sıbyân selâm size ey çocuklar” diye selâm verdiğini, çok sevdiği kuşu ölmüş olan bir çocuğa ise “Ya Eba Umeyr, küçük kuşun ne oldu?” diye hatırını sorduğunu, onu üzgün görünce de tesellî ettiğini nakleder.

Mahmud b. Rebi’ anlatır: Kendisi henüz beş yaşlarında iken, Peygamber efendimizin bir kovadan ağzına su alarak üzerine püskürttüğünü söyler. Bu, Rasûlullah - sallallahu aleyhi ve sellem- efendimizin çocuklarla şakalaşmasının bir örneğidir.

Ya’lâ b. Mürre de: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bir davete giderken çocuklarla oynamakta olan torunu Hüseyin’i götürmek istediğini, fakat Hüseyin’in, dedesini görünce kaçmaya başladığını ve Rasûlullah efendimizin onun arkasından çocuk gibi sağa sola sallanarak koştuğunu anlatır. (İbni Mâce, Mukaddime 11)

BENİM 10 ÇOCUĞUM VAR HİÇBİRİNİ ÖPMEDİM

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-:

Torunlarından birini öpen -sallallahu aleyhi ve sellem-’i görünce Akra bin Habis’in: Benim on çocuğum var hiç birini öpmedim, dediğini Rasûlullah’ın ona:

– “Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz” cevabını verdiğini belirtir. Ayrıca, Medineli bir zâtın:

 Benim bir oğlum var, buluğ çağına geldi, hâlâ onu bir defa olsun öpmüş değilim dediğini duyunca Sallallahu aleyhi ve sellemin ona da:

– “Allah merhameti kalbinden söküp atmışsa, ben ne yapayım?” (Bunda benim günahım ne?) buyurduklarını, kaydeder.

Ayrıca Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- çocuklarına ihtimam gösteren anne ve babaları da över, takdir ederdi.

Kaynak: Sâdık Dânâ, Âile Saâdeti, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ŞAKALARI

Peygamber Efendimizin Şakaları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.