PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ZÜHD HAYÂTI

0

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı.

Ashâb-ı kirâm:

“–Yâ Rasûlâllah! Sizin için bir döşek edinsek!” dediler. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise:

“–Benim dünya ile alâkam ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da orayı terk edip giden bir yolcu gibiyim.” buyurdular. (Tirmizî, Zühd, 44/2377; İbn-i Mâce, Zühd, 3)

Hazret-i Âişe’nin anlattığına göre, Ensâr’dan kendisini ziyârete gelen bir kadın, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yatağının katlanmış bir şilteden ibâret olduğunu görünce, koşarak evine gitti ve içi yün dolu bir yatak getirdi. Ancak Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yatağının değiştirilmiş olduğunu görünce, bundan hoşlanmadığını ifâde ederek:

“–Ey Âişe! O yatağı geri ver! Allâh’a yemin ederim ki, şâyet isteseydim Allah altın ve gümüşten dağları benimle yürütür, emrime verirdi…” buyurdu. (İbn-i Sa‘d, I, 465; Ahmed, Kitâbü’z-Zühd, s. 30)

Bir defasında da Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Rabbim Mekke ovasını benim için altın yapmayı teklif etti. Ben de şöyle dedim:

«–Hayır yâ Rabbî! Ancak bir gün doyayım, bir (veya üç) gün aç kalayım! Acıktığımda Sana tazarrû ve niyazda bulunur, Sen’i zikrederim. Doyduğumda ise Sana şükür ve hamd ederim!” (Tirmizî, Zühd, 35/2362)

Ebû Zer -radıyallâhu anh- anlatır:

“Bir defasında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanında bulunuyordum. Elimden tuttu ve:

«–Ey Ebû Zer! Uhud Dağı benim için altın ve gümüş olsa hepsini Allah yolunda harcarım, öldüğüm gün ondan bir kırat bile kalmasını istemem!» buyurdu.

Ben de:

«–Yâ Rasûlâllah! Bir kırat mı yoksa bir kantar mı bırakmazdınız?» diye sordum.

«–Ey Ebû Zer! Ben aza indiriyorum, sen çoğa kaçıyorsun. Ben âhireti istiyorum, sen dünyayı istiyorsun! Bir kırat bırakmazdım, bir kırat, bir kırat!» buyurdu.” (Heysemî, X, 239)

YİYİN, İÇİN LÂKİN İSRAF ETMEYİN!

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-’nın ifâdesiyle:

– Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ömrü boyunca iki gün üst üste arpa ekmeği ile doymadan âhirete intikâl etti. (Buhârî, Eymân, 22; İbn-i Mâce, Et’ıme, 48)

– Üç ay geçerdi de Efendimiz’in evlerinde hiç ateş yakılmazdı. Hurma ve su ile idare ederlerdi. (Buhârî, Hibe 1, Rikak 17; Müslim, Zühd, 28)

Tâbiînin fakîhlerinden Mesrûk şöyle anlatır:

Hazret-i Âişe vâlidemizi ziyaret ettim, bana yemek ikram ettirdi ve:

«−Bir yemekten doyduğum zaman ağlamak isterim ve ağlarım.» dedi. Ben de:

«−Neden?» diye sordum. Şöyle cevap verdi:

«−Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in dünyadan ayrılıp gittiği ânı hatırlarım; vallâhi O, et ve ekmekle günde iki defa karnını doyurmamıştı.»” (Tirmizî, Zühd, 38/2356; Müslim, Zühd, 1)

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ümmetine şu tavsiyelerde bulunurdu:

“Hayat şartları sizinkinden iyi olanlara değil de, daha aşağıda olanlara bakınız! Zira bu, Allâh’ın üzerinizdeki nîmetini küçük görmemeniz için daha uygun bir davranıştır.” (Müslim, Zühd, 9)

“Dünyaya karşı zâhid ol, Allah seni sevsin; insanların elindeki şeylere karşı zâhid ol, insanlar seni sevsin!..” (İbn-i Mâce, Zühd, 1)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Fahr-i Âlem – Habîbi Hüdâ Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar