Peygamber Efendimiz’in Hanımlarının Özellikleri

Peygamber Efendimiz’in hanımları ile ilgili ayetler nelerdir? Peygamberimizin hanımlarının hususiyetleri şu şekildedir...

Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, Kur’an-ı Kerim’de Ahzâb Sûresi; 6. âyetinde Resûlullah Efendimiz’in hanımlarını “Ümmehâtü’l-mü’minîn = Mü’minlerin annesi” olarak ümmete ilân etmiştir.

Bir başka âyet-i celîlesinde de sanki annelerimizin müşterek vasıflarından bahsetmekteydi. Meâlen:

“Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah’a veren, inanan, sebat edip gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir.” (Tahrîm Sûresi: 5)

Bu âyet-i celîle hem annelerimizin vasıflarını, ahlâkî yönünü hem de Efendimiz’in hiçbir ailesini boşamadığını bize göstermektedir.

Peygamber Efendimiz’in o pâk hanımları, annelerimiz, âyet-i kerîmede geçtiği üzere kendilerini Allah’a adamış mü’minelerdir. Hayatlarını iman mücâdelesi vererek geçirmişlerdir. Aslâ inançlarından taviz vermemişler, sıkıntılar, elem ve kederler onların imanda sebatını kıramamaştır. Allah ve Resûlü’ne gönülden itaat edip teslim olmuşlardır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış oldukları hatalardan dolayı devamlı tevbe etmişlerdir. Onlar bir ömür hep tevbekâr, âbîd, zâhid, gece kâim, gündüz sâim olarak yaşamışlardır. Onlar birer muhlis ve muhsin bahtiyarlardır.

PEYGAMBERİMİZİN EŞLERİNİN ÖZELLİKLERİ

Sevgili annelerimizin diğer hanımlardan farklı olarak bazı özel durumları vardır. Yüce Rabbimiz kitâb-ı keriminde: “Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz.” (Ahzâb Sûresi: 32) buyurmuştur. Bununla onların şerefini yüceltmiş ve farklılıklarını ümmete duyurmuştur. Özel durumlarını da şöyle açıklamıştır:

1- Peygamberimizin hanımları efendimizin vefatından sonra evlenemezler.

Mü’min bir kadının beyi vefat etmişse iddet müddeti bittikten sonra tekrar evlenebilir. İslâm’ın genel hükmü budur. Sevgili Peygamberimizin hanımları ise bu hükmün dışında bırakılmıştır. Onların başka bir erkekle evlenmeleri aslâ câiz değildir. Zira Allah Teâlâ onların; Peygamberimizin hanımı ve mü’minlerin annesi olma vasıflarının, şereflerinin kıyamete kadar devam etmesini arzu etmiştir... Nitekim şu âyet-i kerimede bu gerçek şöyle bildirilir:

“... Sizin Allah’ın Rasûlü’nü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla câiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.”

“Bir şeyi açığa vursanız da, gizleseniz de şüphe yok ki Allah, her şeyi gayet iyi bilmektedir.” (Ahzâb Sûresi: 53-54)

2- Peygamberimizin ailelerinin el ve yüzlerini örtmeleri de farzdır.

Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre el ve yüz tesettüre dahil değildir. Bülûğ çağına erişen bir kadının el ve yüzü dışında bütün vücudunu örtmesi farzdır. Peygamberimizin hanımları ise diğer hanımlardan farklı olarak ellerini ve yüzlerini örtmeleri de farz kılınmıştır.

3- Annelerimizden bir şey istendiğinde perde arkasından istenirdi.

Peygamberimizin hanımlarından bir şey isteyecek olan yabancı bir erkek, perde arkasından isteme durumunda idi. Zira âyet-i kerîme’de Allah Teâlâ böyle emretmekteydi. Meâlen:

“...Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır.” (Ahzâb Sûresi: 53)

4- İyiliklerine ve kötülüklerine iki misli karşılık vardı.

Peygamber hanımları için bir iyilik yaptığında iki kat sevap, herhangi bir kötülük işlediğinde iki misli günah yazılırdı. Bu Allah Teâlâ’nın fermanıdır. Bu hassasiyet annelerimize Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir:

“Ey Peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allah’a göre kolaydır.”

“Sizden kim, Allah’a ve Resülü’ne itaat eder ve yararlı iş yaparsa ona mükâfâtını iki kat veririz. Ve ona (cennette) bol rızık hazırlamışızdır.”

“Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah’tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.”

“Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”

“Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır.” (Ahzâb Sûresi: 30-34)

 

İslam ve İhsan

PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVLİLİK HAYATI

Peygamber Efendimizin Evlilik Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.