PEYGAMBER EFENDİMİZ KİMLERE ŞEFAAT EDECEK?

0

Hatâ, isyân ve günahlara batmış bir insanı, tenkit etmeden, ayıplamadan ve dînî emirleri yerine getirmesini istemeden evvel, onun kalbini kazanmaya öncelik verilmelidir. Bunun için, şahsî yakınlık ve telkînin tesir zemînini oluşturacak muhabbetli bir alâka tesisine çalışılmalıdır.

Muhâtabın kalbi böylece hazır bir hâle getirildikten sonra, hatâlar yavaş yavaş düzeltilebilir. Ayrıca, maddî ve mânevî ikrâm ve iltifatların, muhâtapta uyandıracağı rûhî alâkanın bereketli semeresini göz önünde bulundurmak gerekir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN ŞEFAATİ KİMLER İÇİN

Bu hususta Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in, günah dumanlarıyla boğulmuş gönüllere semâvî bir pencere açıp da, taze nefesler sunan:

“Şefaatim ümmetimden büyük günah işlemiş olanlar içindir.” (Ebû Dâvud, Sünnet, 20) beyânındaki inceliği kavramak lâzımdır.

Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in günahkârlara karşı bu tavır ve ifâdesini, Hazret-i Mevlânâ ne güzel îzâh eder:

“İlaç, iyileştirmek için, hasta ve yaralı kimseler arar. Nerede bir dert varsa, devâ oraya gider. Nerede alçak ve çukur yer varsa, su oraya akar.”

“Sana merhamet suyu gerekliyse, sen de böyle yap!”

Ancak, ilâç ve merhemin tesiri için, öncelikle yaranın mikroplardan arındırılması îcab eder. Bu da, hasta gönüllerin günah mikrobundan temizlenmesi, yâni tevbe suyuyla yıkanması demektir. İlaç, yâni şefaat, bundan sonra gerçekleşir.

GÜNAHLARINA TEVBE EDEN GÜNAH İŞLEMEMİŞ GİBİDİR

Nitekim diğer bir hadîs-i şerîfteki:

“Günahlarına (nedâmetle) tevbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur!” (İbn-i Mâce, Zühd, 30) beyânı, bir taraftan müjde, diğer taraftan da bu müjdenin şartını ifâde edici mâhiyette bir merhamet tezâhürüdür.

KULLUĞUN ÖLÇÜSÜ

Bu ölçü çerçevesinde hidâyet ve rahmet üslûbundaki ulvî inceliğe bütün peygamberler riâyet ettiği gibi, onların izinden giden evliyâullâh da hassâsiyetle riâyet etmiştir. Buna binâen îmânın ilk meyvesi merhamet olarak telakkî edilmiş ve kulluk, kısaca şu iki ölçü çerçevesinde târif edilmiştir:

1- “Ta’zîm li-emrillâh”, yâni Allâh’ın emirlerini ihtiram ile yerine getirmek.

2- “Şefkat li-halkillâh”, yâni Yaratan’dan ötürü yaratılanlara şefkat ve merhamet göstermek.

Allâh dostlarından Fudayl bin Iyâz’ın hâli, bu ölçülerle yaşayan mümin gönlüne ne güzel bir misâldir:

Kendisini ağlarken gördüler:

“–Niçin ağlıyorsun?” dediler.

O da:

“–Bana zulmeden bir zavallı müslümana üzüldüğümden ağlıyorum! Bütün kederim, onun kıyamette rezil olacağından dolayıdır…” buyurdu.

Bu kâmil insanları, böylesi bir merhamete sevkeden husûsu Hazret-i Mevlânâ şöyle îzâh eder:

“Rahmet denizleri coşunca, taşlar bile âb-ı hayat içer. Yüz yıllık ölü mezarından çıkar, şeytan ruhlu kara sîmâlar, hûrilerin bile kıskanacakları güzel bir melek olur.”

SARHOŞUN AĞZINI YIKAYAN ALLAH DOSTU

Nakledildiğine göre İbrahim bin Edhem Hazretleri, bir sarhoşun pis kokulu ve bulaşık ağzını yıkamış, bunu niçin yaptığını soranlara da:

“–Eğer yüce Allâh’ın adını zikretmek için yaratılan dil ve ağzı bulaşık olarak bıraksaydım, hürmetsizlik olurdu…” demişti.

Adam ayıldığında ona:

“–Horasan zâhidi İbrahim bin Edhem ağzını yıkadı…” dediler.

Bu durumdan mahcub olan sarhoşun gönlü de uyandı ve:

“−Öyleyse ben de tevbe ettim…” dedi.

Böyle bir hâle vesîle olan İbrahim bin Edhem Hazretleri’ne rü’yâsında Hak katından şöyle buyuruldu:

“–Sen bizim için onun ağzını yıkadın! Biz de senin için onun kalbini yıkadık!..”

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
VAKTİ KISA GÖLGESİ UZUN PADİŞAH

Sekiz senelik saltanatı boyunca kazandığı muazzam zaferler, dün­ya­ya âit şanlar, şerefler, fânîlerin iltifatları, kendisini hiçbir zaman sekre sürüklemeyen Yavuz Sultan...

Kapat