OSMANLI TOPLUMUNDA AİLE YAPISI

0

Osmanlılar’ın sahip oldukları müstesnâ ahlâkî kıvama gelişlerinde, hiç şüphesiz ki ilk ve en müessir rolü, âile yapılarındaki sağlamlık üstlenmiştir. Nitekim zaman zaman devlet bünyesinde görülen çatlaklıklar, âile sâyesinde cemiyette görülmemiş ve bu millet en zor dönemlerde bile içinde bulunduğu hâlden rahatça silkinip ayakları üstünde durmasını bilmiştir.

Osmanlı’da âile sağlamlığını te’min eden başlıca âmil, yine Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’dir. Buna göre erkek ve hanım, istîdat ve kâbiliyetlerine göre toplumda yerini almıştır. Erkek, rızkı temin için hâricî hizmette; hanım ise, âile yuvasını ve nesli muhâfazada vazife görmüştür. Bu güzel taksîmâtın bir bereketi olarak da:

“Büyüklere hürmet ve itaat, küçüklere şefkat ve muhabbet” ahlâkı teşekkül etmiştir.

Bir âilede; evin reisi sıfatıyla babanın, onun refîkı sıfatıyla annenin ve onların gözlerinin nûru olarak da evlâtlarının vazifeleri ayrı ayrı ve en mükemmel sûrette belirlenmiştir. Husûsiyle çocuklar, ana-babalarına karşı hürmet, itaat ve gerekli hizmetle mükelleftirler. Eğer ayrı yerlerde ya da muhtelif şehirlerde yaşıyorlarsa, küçükler için «sıla», yani ana-babanın olduğu yere gidip onları ziyaret etmeleri ve onların gönüllerini almaları mecbûrîdir.

Dr. A. Brayer, Osmanlı mülkünde müşâhede ettiği fazîletler karşısında şöyle der:

“Osmanlı’da çocuklar, yetişip kemâl yaşına geldikleri zaman ana ve babalarının yanlarında bulunmakla iftihar ederler. Ana-babaları küçükken kendilerine nasıl şefkat gösterdilerse, çocuklar da aynı şekilde mukâbele etmekle bahtiyar olurlar. Oysa diğer memleketlerde çok defa çocuklar olgunluk çağına girer girmez, ana ve babalarından ayrılırlar. Mâlî menfaatleri hususunda onlarla çekişe çekişe münâkaşa ederler. Hattâ bâzen kendileri refah içinde yaşadıkları hâlde onları sefâlete yakın bir hayat içinde bırakırlar. Bunlar, ana-babalarına karşı onların kendilerine çok ihtiyaçları olduğu bir devrede âdeta yabancılaşırlar.”

Ubicini de:

“…Cuma günleri veya bayram günleri bir baba, oğlunu elinden tutup dışarıda gezdirir. Adımlarını da çocuğun adımlarına göre ayarlar. Evlâdının yorulduğunu görürse, omuzlarına alır ya da bir aralık dinlendiği kahve pikesinde yanına oturtur. Onunla pek derin bir şefkatle konuşur. Çocuğun bütün hareketlerini dikkatle takip eder. Çocuğun yanında bulunan gençler ve ihtiyarlardan tiryâki olanlar sigaralarını bırakırlar, onlar da çocuğa gülümserler ve ileride millet ve memlekete faydalı bir kimse olması yolunda temennî ve teşviklerini dile getirirler.” demektedir.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
YÜZDEKİ NÛRUN KAYNAĞI

Mü’minin gönül kıvâmında belli miktarda hüzün ve endişeye de ihtiyaç vardır. Bununla birlikte gönül mahzun ve mağmum iken, yüzün tatlı...

Kapat