Osmanlı Belgelerinde Doğu Türkistan

Arşivlerde ortaya çıkan belgelere göre Osmanlı, uzak demeden Çin zulmü altında inleyen Doğu Türkistan’a vapur dolusu silah göndermiş.

Osmanlı Devleti’nin Çin’e karşı savaşan Doğu Türkistanlılara 1870’li senelerde bir vapur dolusu silah ve top gönderdiği ortaya çıktı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki Türkistan ile alâkalı belgelerin izini süren Araştırmacı Yazar Süreyya Atilla Sağlamçubukçu, 3 binin üzerinde belge ile karşılaştı. Yazar, bunları tasnif edip günümüz Türkçesi’ne aktardı. Türk Dünyası Belediyeler Birliği de çalışmayı “Osmanlı Arşivinde Doğu Türkistan” ismiyle kitaplaştırdı.

YETİŞ YA SULTANIM!

Bir hayli cüsseli olan kitapta tarihe ışık tutan ilginç bilgiler var. İlk defa günyüzüne çıkan arşiv belgelerine göre Sultan Abdülaziz Han döneminde, 1873’te Kaşgar’a silah ve mühimmat gönderildi. Silahların kullanılması ve Kaşgar’daki askerlerin eğitimi için bir de subay vazifelendirildi.

Ahmed isimli subay, Çinlilere esir düştü. İki sene sonra bu sefer, yardım isteyen Kaşgar Hanı için bir vapur dolusu silah, mühimmat ve top hazırlandı. Vapur, Süveyş’te bozuldu. Vazîyet hemen İstanbul’a bildirildi. Pâdişah emir verdi ve yeni vapur tahsis edildi. 23 Ağustos 1875 tarihli iradeden anlaşıldığına göre, Kaşgar Emiri Yakup Han’a gönderilen hediye ve silahları Hindistan yolu ile Kaşgar’a götürmekle görevli olan Mehmed Murad Efendi nişanla taltif edildi.

YİNE RUSLAR ENGELLEDİ

Çin askerleri, ordunun askerî malzeme ve yiyecek sıkıntısıyla karşılaşması sonucunda Şensi ve Kansu’yu aldıktan sonra saldırılarını durdurmak zorunda kaldı. Çin ordusunun yardımına, bu dönemde Osmanlılara karşı bir savaşa hazırlanan Rusya koştu. Ruslar, tıpkı bugün Suriye’yi hallaç pamuğu gibi karıştırdıkları gibi o dönem de savaşta Yakup Han’dan gelebilecek muhtemel tehlikeyi bertaraf etmek için, Çinlilere ihtiyaç duyduğu malzemeleri sağladı. Burada ilginç bir başka gelişme de Çin komutanı General Tso’nun bir kısım ihtiyaçlarını Pekin’deki İngiliz bankalarından aldıkları kredilerle karşılamış olmasıydı.

1876’da savaşı başlatan Çin, Kaşgar Hanlığını topraklarına kattı. Osmanlı’da Sultan Abdülaziz Han, kanlı bir darbe ile indirildi. Yerine geçen yeğeni Sultan II. Abdülhamid, Ruslarlara yapılan 93 Harbi sebebiyle Türkistan’a yardım gönderemedi. Yakup Han’ın ardından başa geçen Kali Bey, 23 Temmuz 1881 tarihli belgeye göre Osmanlı Devleti’ne bağlılığını bildirdi. Rusya, siyasi manevralarla buna engel olmaya çalıştı.

OSMANLI’NIN MANEVİ VÂRİSİ

Osmanlı, İstanbul’a uzakta olması sebebebiyle Doğu Türkistan ile son dönemine kadar ilişki geliştiremedi. Din ve milliyet kavramlarına bağlı kardeşlik ilişkileri kısa sürede arttı. Öyle ki Kaşgar Hanına, Kırım Hanlığına olduğu gibi Emirü’l-Müslimin unvanı verdi. Yani Osmanlı’nın başına bir şey gelirse, Kaşgar Hanı Müslümanların başına geçecekti.

Türkistanlılar Osmanlı’nın vefâsını hiç unutmadı. Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid Han adına hutbe okutup para bastırdılar.  Yazar Sağlamçubukçu anlatıyor: “Kaşgar Hanedanının hacca gidiş gelişleri İstanbul üzerinden oldu. Doğu Türkistan ahalisine devlet olarak sahip çıkıldı. Yol emniyeti ve ihtiyaçları karşılanmış, hediyeler verildi. Vefâlı kardeş Doğu Türkistan ahâlisi de kendi zorluklarına rağmen Balkan Harbi’ndeki yaralarımızı sarmak maksadıyla Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne yardımda bulundu.”

Kaynak: Türkiye

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.