ÖLMEDEN EVVEL MUHÂSEBE VE ÂHİRETE HAZIRLIK

0

Ahiret muhasebesi nasıl yapılmalıdır?

Rebî bin Heysem -rahmetullâhi aleyh- sâlih amelleri tehir eden, nefsi tezkiye olmamış bir kişinin son nefesindeki hazin hâlini şöyle anlatır:

“Kişi ölmeden önce neye düşkün ise rûhunu o doğrultuda teslîm eder. Bir keresinde can çekişen bir adamın yanında bulunmuştum. Ben; «Lâ ilâhe illallâh!» deyip telkin verdikçe o para sayar gibi parmaklarıyla birtakım hesaplar yapıyordu.”

YARIN YAPARIM DİYENLER HELÂK OLDU

Yani insan ekseriyetle, “sonra yaparım” diye ertelediği hayırlara, o “sonra”larda da kolay kolay fırsat bulamaz. Bunun içindir ki ârifler; “Yarın yaparım diyenler helâk oldu” hakîkatinin hikmetine ermişlerdir. Zira yarını olmayan bir gün, her an gelebilir. Ebû Hüreyre şöyle anlatır:

Efendimiz’e bir adam gelerek, hangi sadakanın sevâbının daha büyük olduğunu sordu. Efendimiz şöyle cevap verdi:

“–Güçlü-kuvvetliyken, sıhhatin yerinde, cimriliğin üzerinde, fakir düşmekten endişe etmekteyken, (veya bunun zıddına) daha çok zengin olmayı arzularken verdiğin sadakanın sevâbı daha büyüktür. (Bu işi) can boğaza gelip de; «Falana şu kadar, filâna bu kadar.» demeye bırakma. Zira o mal, zâten vârislerden şunun veya bunun olmuştur.” (Buhârî, Zekât, 11)

Diğer bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulur:

“Kişinin (sağlıklı iken) hayâtında bir dirhem sadaka vermesi, ölümü esnâsında yüz dirhem sadaka vermesinden daha hayırlıdır.” (Ebû Dâvud, Vasâyâ, 3/2866)

ÂHİRET AZIĞI

Şeyh Sâdî, âdeta bu hakîkatlerden ilhamla şöyle nasihat eder:

“Âhiret azığını hayâtında kendin tedârik et! Çünkü sen öldükten sonra akrabâ hırsa kapılır; senin rûhun için hiçbir iyilikte bulunmazlar. Altını, nîmeti elinde iken bugün sen ver! Sen öldükten sonra bunlar elinden çıkar, sahip olamazsın! Azığını öbür dünyaya kendi götüren kimse, devlet topunu çelmiş demektir. Sırtımı beni düşünerek ancak kendi tırnağım kaşır, başkası değil. Ne gibi servetin varsa avucunun ortasına koy, verilecek yerlere ver! Veremezsen, yarınki pişmanlıktan dişinle elinin arkasını ısırırsın.”

Hakîkaten malı-mülkü vakit varken infâk etmeyip, onu mânevî terbiyeden mahrum yetişen ve nasıl harcayacakları meçhûl olan mîrasçılara bırakmak, ağır bir âhiret hesabı yüklenmek olur. Bu ise, selîm bir aklın kârı değildir.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 1, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar