MÜTEVAZİ MÜ’MİN’İN BEŞ ÖZELLİĞİ

1

Mütevâzı müʼmin affedicidir, kötülüğe dahî iyilikle mukâbele eder, hizmet ehli olur, cömerttir, fedakârdır, zariftir, ince ruhludur…

Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Âlim ve ârif zâtlar, şu hakîkat üzerinde ittifak etmişlerdir ki, bir kimsenin kendi nefsini beğenmesi, başkalarını hor görmesi ve diğer insanlardan daha takvâ sahibi olduğuna inanması, büyük günahların en büyüklerindendir.”[1]

ALLAH’IN KULLARINI KÜÇÜK GÖRENLER

Allâhʼın kullarını küçük gören, hakîkatte Allâhʼa karşı kendini küçük düşürmüş olur. Zira hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere:

“İnsana günah olarak, müslüman kardeşini küçük görmesi yeter.” (Müslim, Birr, 32)

Cenâb-ı Hakkʼın kardeş kıldığı müslümanların, birlik, beraberlik, kaynaşma ve dayanışmasına en büyük engel teşkil eden, gurur, kibir, enâniyet ve üstünlük iddiâları; esâsen, bütün sermayesi “yokluk” ve “hiçlik” olan insanoğlu için, en büyük haddini bilmezliktir. Zira insanın sahip olduğunu düşündüğü maddî-mânevî bütün nîmet, imkân ve meziyetler; bütünüyle Cenâb-ı Hakkʼın lûtfudur. Yani hakîkatte Allâhʼa aittir. İnsan, ancak bir emanetçidir.

ALLAH İLE ORTAKLIĞA KALKIŞAN KAHROLUR GİDER

İnsanın, emânetçisi olduğu nîmetleri kendisinin zannederek bundan nefsine pay çıkarması; Cenâb-ı Hakkʼın “kibriyâ” sıfatıyla ortaklığa kalkışması demektir. Lâkin tevhîd akîdesinin hiçbir şekilde ortaklığa tahammülü yoktur. Bu yüzden ortaklığa kalkışan, kahrolur gider. Nefsini büyük ve aziz tutan; rezil ve zelil olmaktan kurtulamaz.

KENDİNİ BEĞENMEK İNSANI MÂNEN HELÂK EDER

Öte yandan, başkalarını hor görerek kendini beğenmek kadar, insanı mânen helâk eden bir başka felâket yoktur. Bunun içindir ki Mevlânâ Hazretleri birçok mânevî tehlikeden selâmetin; hiçlik, yokluk ve tevâzûya bürünmekle mümkün olacağını, şu teşbihle ifâde etmiştir:

“Kılıç, boynu olanın boynunu keser!.. Gölge, yerlere döşenmiş olduğundan, hiçbir kılıç darbesi onu yaralamaya muvaffak olamaz.”

Yine Mevlânâ Hazretleri;

“Tevâzû ve mahviyette toprak gibi ol!..” buyurmuştur.

MÜTEVÂZI MÜ’MİN’İN BEŞ ÖZELLİĞİ

Nasıl ki toprak, ayaklar altında ezilir, bütün mahlûkâtın cürûfunu kabullenir, sîneye çeker, içinde kaybedip hazmeder, sonra da bunları, tertemiz çiçekler, meyveler, gıdâlar hâlinde takdim ederse; mütevâzı bir müʼmin de aynen öyle olur.

1- Mütevâzı müʼmin affedicidir. Affede affede, ilâhî affa lâyık olmanın gayreti içinde bulunur.

2- Mütevâzı müʼmin, kötülüğe dahî iyilikle mukâbele eder. Bu yolda başına gelen ezâ ve cefâları da, kendisi için bir tezkiye ve ecir vesîlesi addeder.

3- Mütevâzı müʼmin, cömert olur. Çünkü kendinde bir varlık görmez, elindeki varlığı kendine izâfe etmez. Kendini bir emânetçi görür. Bu yüzden, Hakʼtan geleni yine Oʼnun yolunda sarf etmek, mütevâzı kullara zor gelmez. Bilâkis infâk edebilmek, onlar için târifsiz bir lezzet hâline gelir.

4- Mütevâzı müʼmin, hizmet ehli olur. Yüksek bir mesʼûliyet duygusu içinde, kendisini Allah rızâsı için hizmet etmekle mükellef görür.

5- Mütevâzı müʼmin, fedakârdır, zariftir, ince ruhludur…

Velhâsıl, pek çok güzel hasletin kendisine bağlı bulunduğu müstesnâ bir fazîlet olan tevâzû, kâmil müʼminlerin alâmet-i fârikasıdır.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi,Sayı: 358

Paylaş.

1 Yorum

Yorumlar