MÜSTESNÂ NAMAZLAR

0

“Gerçek namaz, kulu, mârifetullâh, şükür ve samîmî kulluğun kemâline ulaştırır. Bunun için namazın îfâsı, gönlü muhabbetullâh ile dopdolu olarak sarsılmaz îmâna ermiş kimselere kolay gelir; müstesnâ bir haz ve lezzet hâli yaşatır. Bu itibarla onlar, zâhiren ve bâtınen bir an bile namazdan ayrılamazlar.”

Hazret-i Ömer’i bir mecûsî mızrakla yaralamıştı. Devamlı bir sûrette kan kaybediyordu. Bir müddet sonra kendinden geçti ve bayıldı. Bu bir ölüm baygınlığı idi. Fakat namaz vakitleri girdiğinde kulağına eğilip:

“–Namaz yâ Ömer, namaz!” dediklerinde Hazret-i Ömer, hayret verici bir irâde ile ayılıyor ve o hâliyle namazını edâ ederek:

“Namazı olmayanın İslâm’da yeri yoktur!” ifâdesini tekrarlıyor, sonra tekrar kendinden geçiyordu.

Hazret-i Ali, namaza durduğunda beti benzi sararır, kendi vücûdu dahil her şeyden sıyrılırdı. Bir muhârebede mübârek ayağına batan oku, kendi arzusu üzerine namaz esnasında çıkardıklarında bunun farkında dahi olmamıştı. Ona:

“–Ey mü’minlerin emîri! Namaz vakti gelince niçin yüzünüzün rengi değişiyor ve titremeye başlıyorsunuz?” diye sordular.

Buyurdu ki:

“Yerin ve göğün kaldıramadığı, dağların taşımaktan âciz kaldığı bir emâneti edâ etme zamanı gelmiştir. Onu kusursuz olarak yapabilecek miyim, yapamayacak mıyım, bilemiyorum.”

Bütün ashâb-ı kirâm hazarâtının, namaza durduklarında gönüllerini Allâh korkusu ve azameti kaplardı.

Hazret-i Hasan -radıyallâhü anh-’ın, abdest esnâsında rengi farklılaşırdı. Bunu gören bir kimse:

“–Yâ Hasan! Abdest alırken niçin böyle sararıp soluyorsun?” diye sordu.

O da şöyle cevap verdi:

“–Yegâne kudret sahibi, Azîz ve Celîl olan Allâh’ın huzuruna çıkma vakti gelmiştir.”

Hasan -radıyallâhü anh-, mescide girerken de şöyle duâ ederdi:

“Ey Rabbim! Kulun kapındadır. Ey lutuf sahibi Allâh’ım! Günahkâr kulun sana gelmiştir. Sen sâlih kullarına, kötü kimselerin kötülüklerini afvetmeyi emrettin. Çünkü sen afv ve kerem sâhibisin. Ey Allâh’ım! Benim yaptığım kötülükleri de o afv ve kereminle bağışlayıp bana merhamet eyle!”

Zeynelâbidîn Hazretleri de, abdest için kalktığında sararıp solar, namaza başlayacağı zaman ayakları titrerdi. Sebebini soranlara:

“–Kimin huzuruna çıkacağımdan haberiniz yok mu?” diye cevap verirdi.

Bir defasında o namaz kılarken evinde yangın çıkmıştı. Fakat onun bundan haberi olmadı. Selâm verince durumu kendisine haber verdiler ve:

“–Evin yandığı hâlde sana bunu farkettirmeyen şey nedir?” diye sordular.

Zeynelâbidîn Hazretleri:

“–İnsanları bekleyen âhıret yangını, bana dünyâdaki bu küçük yangını hissettirmedi.” dedi.

Müslim bin Yesâr’ın namazı da böyleydi. O, Basra’da bir mescidde namaz kılıyordu. Bu sırada mâbed büyük bir gürültüyle yıkıldı. Ancak Müslim bin Yesâr, bu yıkılıştan habersiz bir hâlde namazına devam etmekteydi. Selâm verince:

“–Mescid çöktü gitti, kılını kıpırdatmadın? Nedir bu hâl?” dediler.

O ise hayretle:

“–Mescid mi çöktü?” diyerek namaz esnâsında hiçbir şey hissetmediğini ifâde etti.

Süfyân-ı Sevrî Hazretleri, büyük bir cezbe hâline girmişti. Yedi gün evine kapandı. Yemedi ve içmedi. Onun bu durumunu üstâdına bildirdiler. Üstâdı:

“–Namaz vakitlerinin farkında mıdır?” diye sordu.

“–Şüphesiz onun farkında ve düzenli bir şekilde namazlarını edâ ediyor.” dediler.

Bunun üzerine üstâdı şöyle dedi:

“–Allâh’a hamdolsun ki, şeytanı onun üzerine musallat etmedi.”

Kaynak: İslam İman İbadet, Osman Nuri Topbaş

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
HÜDAYİ VAKFI’NDAN İTİDAL ÇAĞRISI

Muhterem Hüdayi Gönüldaşımız, Son günlerde ülkemizin içinden geçtiği hassas ortamda sıhhatli bir mü’min duruşu sergilemek, milletimizin selâmeti bakımından önemlidir. Böylesi...

Kapat