MÜSLÜMAN NEDEN TETİKTE YAŞAMALI?

0

Ahmet Taşgetiren bu ay [Mayıs 2015] Altınoluk Dergisi’nde çıkan  “Kirlenmeme Hassasiyeti” başlıklı yazısında, Müslümanların günahlara karşı tetikte durup, teyakkuz halinde yaşaması gerektiğinin altını çiziyor.

Hazreti Yusuf gibi…

Hani kimseler görmesin diye kapılar sıkı sıkıya kapanıp günah işlenebilmesi için en uygun ortamın hazırlandığı sanıldığında.

Hani anlı – şanlı bir kadın, kendini o insanlık güzeli Yusuf’a sunmak için her şeyi hazırladığında… yani günah işlemek için bütün zemini, sözümona güvenlik tedbirlerini hazırladığında…

“Haydi gel” dediğinde…

“Mazallah – Allah’a sığınırım” diyebilmek…

Kendisine sokulan, onu baştan çıkarmak isteyen kadından kaçmak… hem öyle bir kaçmak ki, kaçarken gömleğinin yırtılmasına maruz kalmak…

Sonra iftiraya uğramak… Zindana atılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmak, buna rağmen…

“Zindan benim için bunların teklif ettiklerinden (yani beni Rabbimin huzuruna yüreğine kara noktalar düşmüş bir insan olarak çıkaracak kirlenmeden) daha iyidir” diyebilmek…

Her şeye rağmen iffetini korumak…

İşte günaha direnebilmek bu. Kirlenmeme hassasiyeti bu.

Kur’an diliyle “kulluğu sadece Allah’a has kılanlardan” olmak bu.

Zorun zoru bir imtihan Hazreti Yusuf’un yaşadığı…

Allah Teala, Kelam-ı Kadiminde, diğer yaşananlarla birlikte bu “en güzel” diye nitelediği kıssayı insanlığın önüne, bir ibret nümûnesi olarak koyuyor. Adeta;

– Böyle olur hayatta, diyor bize, insan Rabbin aşılmamasını istediği sınırların aşılması için en cazip imkânların önüne serildiği durumlarla karşılaşabilir.

Karşı cinslerin birbirine olan zaafı, evladü ıyal kaygısı, mal – mülk sevdası, riyaset tutkusu vb…. gibi Şeytan’ın insan önünde “süsleyebileceği” alanlar. Tuzaklar… Meşrulaştırmalar… Kolaylaştırmalar… İçine sindirme telkinleri…

Heva’nın burnundan tutulup sağa sola götürülebileceği ve insanın heva peşinde sürükleneceği durumlar…

Nasıl durulacak, direnilecek oralarda?

Nasıl “Mazallah – Ben Allah’a sığınırım” denebilecek?

O kralın karısının (Züleyha mıydı adı?) girdiği anafor içinde kendisine nasıl mazeretler ürettiğine baksak bir. Kadınların eline bıçak verip, Yusuf’u onların huzuruna getirdiğinde ellerini kesmiş olmalarına bakıp, “Beni ayıplayarak hakkımda dedikodu yaptığınız delikanlı işte budur.” demesine baksak… Yani insanın kendi sapmalarına, kirlenmelerine mazeret bulmaya meyyal oluşuna…

İnsanın “Mazallah” demesi gerçekten kolay değil.

ALLAH’IN SENİN İÇİN ÇİZDİĞİ KIRMIZI ÇİZGİLERE DİKKAT!

Bayezid-i Bestami rahmetullahi aleyh uyarıyor:

Bir günah işleyeceğin zaman onu Allah’ın sana verdiği bir uzuvla yapma?

– Allah’ın verdiğinden başka uzuv mu var ki?

Bir günah işleyeceğin zaman onu Allah’ın gördüğü bir yerde yapma.

– Allah’ın görmediği yer mi var ki?

Bir günah işleyeceğin zaman onu Allah’ın yarattığı bir yerde yapma.

– Allah’ın yarattığından başka yer mi var ki?

O zaman neden işlersin o günahı? Neden Allah’ın senin için çizdiği kırmızı çizgileri geçer, Allah’ın hududlarını çiğnersin?

Yaman sorular değil mi?

İşte içinde, kalbinde “Allah’a muhlis kul olma” işini halletmiş olan “Yusuf misal” insanlar, elini kullanırken “Bu eli bana Allah verdi, onu Allah’ın hoşnut olmadığı bir işte kullanamam” der, dilini kullanırken hakeza… Günaha davet edildiğinde “Allah beni görüyor” der, “Allah’ın yaratıp benim hizmetime sunduğu bir yerde, benim O’nun hukukunu çiğnemem insanlık erdemine sığmaz” der.

Yusufca… Kolay mı? Değil şüphesiz.

Kalbi ihlasla yoğrulmuş kul olmak lâzım. Kalbi ihlasla yoğrulmak nasıl olur?

Seherlerde Rabbin huzuruna çıkıp, dünün, bugünün, yarının muhasebesini yapmakla olur. Kalbe düşen kara noktaları görmek ve onlardan arınmak… “Vel müstağfirine bil eshâr… Seher vakitleri mağfiret kapılarını çalmak…

Seheri yaşamak için gündüz kirlenmemek…

Seherden günün içine temiz bir gönül – feyz damarı taşımak…

DÜNYA HAYATI DİKENLİ YOLDA YÜRÜMEK GİBİDİR

Hazreti Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah’a “Takva nedir?” diye sorduğunda o nasıl bir cevap vermişti?

– Hani dikenli bir yolda yürürsün ya, nasıl yürürsün?

– Eteklerimi toplar, dikenlere basmamaya itina ederek yürürüm.

– İşte odur takva.

Dünya hayatı, dikenli yolda yürümek gibidir. İnsanın sınavıdır bu. Değil mi ki Şeytan insanın damarlarına nüfuz edecek kadar derin bir beceriye mazhar kılınmıştır, ve değil mi ki Şeytan insanın düşmanıdır, ve değil mi ki insanın içinde Şeytan’la işbirliği yapabilecek, “kötülüğü emretme potansiyeline sahip” “Nefsi Emmare” diye isimlendirilen bir potansiyel güç vardır, insan tetikte yaşamak zorundadır. Gözünü dört açmalıdır, çünkü yine Kur’an ifadesiyle “sağdan soldan, önden, arkadan, yukardan aşağıdan insana musallat olan” bir düşman söz konusudur Şeytan dendiğinde…

Tetikte durmak… Teyakkuz halinde yaşamak… Savunma silahlarını kuşanmak. Temiz kalmaya çalışmak. Kirlenmeme hassasiyeti kuşanmak.

Atıyye İbni Urve es-Sa’dî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir kul günaha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bazı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz.” (Tirmizî, Kıyâmet 19. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 24)

Belki, yaşanan ortamı kirlenme zemini olmaktan çıkarmak…

Mıntıka temizliği yapmak…

Teneffüs ettiğimiz havanın kirlenmesine mani olmak.

Bütün bunlar, bizim Rabbimizle ilişkilerimizin sıhhatli olmasının gerekleridir.

El açarız ya hani Rabbimize… Peki ama kirli elleri nasıl uzatırız ki O’na?

Kirli diller ne söyleyebilir ki Halik-ı zülcelâle?

O’na doymamış kalbten, O’na seslenen bir kalb yönelişi olabilir mi?

Allah dostları “Dualar nasıl kabul olunur ya da neden kabul olmaz?” sorusunun cevabını aramışlar. Varılan nokta Allah Teâlâ ile kulluk ilişkimizin kalitesi olmuş. Ne kadar mamur o ilişki, ne kadar yaralı? İbrahim bin Edhem’in buna dair sözleri her şeyi ayan beyan ortaya koyuyor.

Bir gün İbrahim Ethem Hazretlerine dediler ki:

– Ey tüm zamanını iyilikle geçiren yüce veli, Allah (c.c.) buyuruyor ki: “Bana dua edin size icabet edeyim.” Biz durmadan ibadet ediyoruz, fakat duamız kabul olmuyor.

İbrahim Ethem Hazretleri acı acı güldü ve şöyle buyurdu.

– Ey Adem’in evlatları! Kalpleriniz on şeyden ölmüştür.

Hep birden şaşırdılar ve sordular.

– Kalplerimiz ölmüş müdür?

– Evet ölmüştür!..

– Nasıl olur?

– Günahlarınızın zehirli dişlerine yem etmişsiniz kalbinizi. Günahın zehiri kalbin hayat damarını kurutmuş… Allah Teâlâ hazretleri ise ölü kalplerin duasını kabul etmez.

– Peki bu günahlar nelerdir?

DUA KABUL EDİLMEYEN 10 DURUM

1- Allah’ı (c.c.) tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tutmuyorsunuz.

2- Allah’ın (c.c.) kitabını okuyorsunuz, ama onun emirlerini yerine getirmiyorsunuz!…

3- Allah Resulü (s.a.v.)’nü sevdiğinizi iddia ediyorsunuz, ne var ki O’nun sünneti üzere yaşamıyorsunuz.

4- Şeytanın bir düşman olduğunu söylüyorsunuz, ama onun adımlarını takip ediyor, peşinden gidiyorsunuz. Ve onunla dostluk kuruyorsunuz.

5- Cenneti sevdiğinizi iddia ediyorsunuz, ne var ki cennet için hiçbir hazırlık yaptığınız yok…

6- Cehennemden korktuğunuzu söylüyorsunuz. Fakat kurtuluş reçetesi aramıyor günahlardan uzaklaşmıyorsunuz.

7- Ölüm haktır diyorsunuz, hak olan bir ölüm için hiçbir hazırlığınız yok!..

8- Başkalarının ayıplarıyla meşgul oluyorsunuz fakat kendi ayıplarınızı hiç görmüyorsunuz.

9- Allah Teâlâ hazretlerinin türlü türlü nimetlerinin içinde yüzüyorsunuz, ama O’na şükretmeyi unutuyorsunuz.

10- Ölülerinizi götürüp toprağın koynuna koyuyor, fakat bir gün kendinizin de ecel şerbetini içeceğinizi düşünmüyor ve ibret almıyorsunuz…

Böyle kararmış kalplerin duası nasıl olur da kabule mazhar olur?

– Emri bil marufu bırakırsanız, duanız kabul olmaz.

Kaynak: Ahmet Taşgetiren, Altınoluk Dergisi, Mayıs 2015, 351. Sayı

Paylaş.

Yorumlar