MURÂKABE NEDİR? MURÂKABE NASIL YAPILIR?

0

Murâkabe; iç âlemi kontrol etmek, gözetlemek, dikkati belli bir noktaya toplamak gibi mânâlara gelir.

Tasavvufta “kalbi, ona zarar veren şeylerden korumak, «Allah her an beni görüyor, kalbime nazar ediyor.» idrâki içinde olmak” veya “feyz beklemek” şeklinde târif edilmiştir. Yani murâkabe, insanın iç âlemine yönelerek kendi hâlini dâimâ muhâsebe ve tefekkür etmesidir. Böylece her an uyanık bir kalp ile Rabb’e ilticâ hâlet-i rûhiyesini kazanabilmektir.

HAKK’A ULAŞTIRAN EN KISA YOL

Gönül âlemi de, tıpkı zâhirî âlemler gibi uçsuz bucaksız bir tefekkür sahasıdır. Mevlânâ Hazretleri’nin şu kıssası, murâkabenin, yani iç âlem üzerinde tefekkürün ehemmiyetini ne güzel ifâde eder:

“Bir sûfî, neşelenip tefekküre dalmak için müzeyyen bir bahçeye gider. Bahçenin rengârenk tezyinâtı karşısında mest olur. Gözlerini kapayarak murâkabe ve tefekküre dalar. Orada bulunan gâfil bir kişi, sûfîyi uyur zanneder. Onun bu hâline hayret eder, canı sıkılır. Sûfîye:

«–Ne uyuyorsun? Gözünü aç da üzüm çubuklarını, çiçek açmış ağaçları, yeşermiş çimenleri seyret! Allâh’ın rahmet eserlerine nazar et!» der.

Sûfî de ona şöyle cevap verir:

«–Ey gâfil! Şunu iyi bil ki, rahmet-i ilâhiyyenin en büyük eseri gönüldür. Onun dışındakiler bu büyük eserin gölgesi mesâbesindedir. Ağaçlar arasında bir dere akıp gider. Onun berrak suyunda iki tarafın ağaçlarının akislerini görürsün… Su içine aksedip görülenler, hayâlî bir bağ-bahçedir. Asıl bağ ve bahçeler, gönüldedir. Çünkü gönül, nazargâh-ı ilâhîdir. Onların zarîf ve latîf akisleri, su ve çamurdan olan dünya âlemindedir. Eğer bu âlemdekiler, gönül âlemindeki o neşe selvisinin aksi olmasaydı, Cenâb-ı Hak bu hayâl âlemine aldanış mekânı demezdi. Âl-i İmrân Sûresi’nin 185. âyet-i kerîmesinde:

«…(Bu) dünya hayâtı, aldanma metâından başka bir şey değildir.» buyrulur.

Gâ­fil olan­lar ve dün­ya­yı cen­net zan­ne­de­rek «Cen­net bu­dur!» di­yen­ler, bu de­re­nin gö­rün­tü­sü­ne ka­nan­lar­dır. Asıl bağ ve bah­çe­ler­den, yani ev­li­yâ­ul­lah’tan uzak­ta ka­lan­lar, o ha­yâ­le mey­le­de­rek al­da­nır­lar. Bir gün bu gaf­let uy­ku­su ni­hâ­yete erer. Gözler açı­lır, hakîkat görü­lür. Fa­kat son ne­fes­te o man­za­ra­nın ne fay­da­sı olur? Ne mut­lu o kim­se­ye ki, öl­me­den ev­vel öl­müş, onun rû­hu, bu ba­ğın ha­kî­ka­tin­den ko­ku al­mış­tır…”

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Tefekkür, Erkam Yayınları, 2013

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
MAHMUTPAŞA ÇARŞISI TARİHİ

Mahmutpaşa Çarşısı nerede? Mahmutpaşa Çarşısı tarihi, özellikleri, hakkında bilgi... Mahmutpaşa Çarşısı, İstanbul’da Mahmutpaşa semtinde Fatih Sultan Mehmet dönemi sadrazamlarından Veli...

Kapat