MEVLÂNÂ HAZRETLERİ’NE HAKARET ETTİĞİ İÇİN VAZİFESİNE SON VERİLDİ

0

Mârifet âlemi (tasavvuf) çok değişikdir. Kimi insan mârifet âlemi dendiği zaman bir köy kadar bilir. Bazısı bir kasaba kadar büyük bilir. Bazıları da bir koca ülke kadar gözünde büyütür. Bazıları da dünyayı ve âhireti tahayyül eder. Mârifet âlemini o kadar büyültür. Amma  işin aslı öyle değildir… Ancak nasibi olan, tadan bilir…

TASAVVUF YOLU NEDİR?

Bazı kimseler tasavvufun, sey ü sülûkun ne olduğunu bilmedikleri veya nasibleri olmadığı için bu mânevi yolun aleyhinde konuşmuşlardır.

Çünkü perdeli, hicablı kişilerin zannettikleri gibi bu mânevi yollar, gelişi güzel sonradan uydurulmuş, icad ve ihdas edilmiş bid’at yolu değildir. Kökleri Ebû Bekir Sıddık ve Aliyyü’l Mürtaza Efendilerimize dayanan Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine vuslat yoludur.

Ciddî, Rahmanî, ulvî, ârifler, velîler yoludur. Hulâsa Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin kendisine cezbettiği ihlâslı âşıklar yoludur. Dürüst, müstakim, sâf, her kötülükten müberrâ, gönül ehillerinin yoludur. Hak Celle ve Alâ Hazretlerini, O’nun sevdiklerini sevenlerin yoludur. Bağrı açık, gözü yaşlı erenler yoludur.

MEVLÂNÂ HAZRETLERİ’NE HAKARET EDEN ŞEYHÜLİSLÂM’IN SONU

Şeyhülislâm Çivizâde bile ancak basar, yani baş gözüne sahib olduğu için yanlış görüşünün neticesi, Mevlânâ Celâleddin Rumî -kuddise sirruh- Hazretleri‘ne sözmüş, bu küstahlığından dolayı bütün dünyanın (Muhteşem Süleyman) diye tesmiye ettikleri Kanunî Sultan Süleyman Han tarafından vazifesinden azledilmiştir.

Evvelâ; mânevî yola talib olanlarda dürüstlük, tevâzû, engin gönül, mülâyemet, geçimlilik (herkesle) ihlâs, istikamet aranır.

İkinci olarak da; gayret, samimiyet, fedâkârlık aranır.

Sözün kısası, marifetullah talibleri aradıkları gönül hoşluğunu ancak tasavvuf yolu ile elde edebilirler. İstifâde edebilmek için niyetlerin hâlis olması ve gayretlerin de Allah rızası için olması lâzımdır.

Kaynak: Sâdık Dânâ, Tasavvuf ve Mârifetullah, Erkam Yayınları.

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
“KEPAZE OLMAK” DEYİMİ NEREDEN GELİYOR?

Araştırmacı-Yazar Fahri Sarrafoğlu, “kepaze olmak” deyiminin nereden geldiğini ve dilimize nasıl geçtiğini anlatıyor... https://www.youtube.com/watch?v=zQB4EyimsQo

Kapat