MARİFETULLAH NEDİR?

0

Kelâm âlimleri; “İnsana emredilen ilk farz, mârifetullah, yani Allâh’ı tanımak ve ona götürecek tefekküre yönelmektir.” demişlerdir.

Kur’ân-ı Kerîm’in umûmî ve esas maksadı da, akılları ve kalpleri Allah’tan gayrı şeylerin işgâlinden kurtarıp mârifetullâh’a sevk etmektir.

ALLAH TEÂLÂ İNSANI NEDEN YARATTI?

Allah Teâlâ, insanı, kendisini tanıması ve kulluk etmesi için yaratmıştır. Kişi bu gâyeye en güzel, zikir ve fikir yoluyla ulaşabilir. İbadet, insan hayâtının özüdür. Zikir ise, Allâh’a ibadet etmenin en güzel şekillerinden biridir. Zikir ile tefekkür de birbirinden ayrılmayan iki kardeş gibidir.

Şüphesiz insanlar için en mühim şey, ebedî saâdet ve huzûra nâil olmaktır. Başka arzular buna nisbetle ehemmiyetsiz kalır. Ebedî saâdet ve huzûra ulaşmak için de en mühim vesîle “mârifet”tir.

ALLAH’IN BİLİNMESİ

İlmî bilgi, bir hâdiseyi sebep-netice münâsebetiyle kavramaktır. Mârifet ise, buna ilâveten bir de onda ilâhî irâdenin tecellîsini idrakle gerçekleşir. Bundan dolayıdır ki Allâh’ın bilinmesine dâir bilgi, mârifetullah olarak isimlendirilmiştir. Yani bu, Allâh’ın varlığını mârifet ölçüsünde kavramak demektir.

Bu sebeple Mü’minûn Sûresi’nin 84-87. âyetlerinde tezekkür (düşünme), takvâdan önce zikredilmiştir. Çünkü insanlar tefekkür ve tahassüs ile mârifete ulaşırlar. Allah Teâlâ’yı lâyıkıyla tanıdıktan sonra da O’na muhâlefetten sakınıp takvâ sahibi olmaları gerektiğini bilirler. Zira mârifetullah olmadan, yani Allâh’ı lâyıkıyla tanımadan hiçbir amel bir değer ifâde etmez.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Kâinat İnsan ve Kur’ân’da Tefekkür, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar