MANEVİ FIRSATLAR

0

Unutmayalım ki hepimiz dünyaya bir defalığına geldik. Hayat imtihanımız bir sefere mahsus. Dünya hayatının tekrarı yok. Dünyevî imtihanlarda kaybedersek, tekrar telâfî imtihanına girebiliriz. Fakat hayat nîmetinin ne tekrarı var, ne de telâfîsi. Hayırlarda acele etmek kadar, mânevî kazanç fırsatlarını kaçırmama hususunda da uyanık ve basîretli hareket etmek îcâb eder. Aksi hâlde elden kaçan nîmetlere nedâmet fayda vermez.

Asr-ı saâdette vukû bulan şu hâdise ne kadar ibretlidir:

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ashâbının bir kısmını gazveye göndermişti. İçlerinden biri geri kaldı. Âilesine:

“–«Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte öğle namazını kılayım, sonra kendisine selâm verip vedâ edeyim.» düşüncesiyle geri kalıyorum. Bir de bana duâ buyursun ki, o duâ benim için kıyâmette şefaatçi olsun.” dedi.

O zât, Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’le namaz kıldıktan sonra O’na yöneldi ve selâm verdi. Rasûlullah -sallβllβhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Arkadaşlarının seni ne kadar geçtiğini biliyor musun?” dedi. Sahâbî:

“–Evet, sabah erkenden aldıkları mesâfe kadar beni geçtiler.” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“–Nefsimi elinde tutan Zât’a yemin ederim ki, onlar fazîlette seni, doğu ve batı arasındaki en uzak mesâfe kadar geçtiler.” buyurdu. (Ahmed, III, 438)

Diğer bir rivâyette ise:

“‒Yeryüzündekilerin tamamını infâk etsen, onların o erken çıkışlarındaki fazîleti elde edemezsin.” buyurdu. (Tirmizî, Cuma, 28/527; Ahmed, I, 256)

Görüldüğü üzere bu sahâbî, kendince iyi bir niyetle hizmetten geri kaldığı hâlde, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in ihtârına muhâtap oldu. Yani o sahâbî, iki hayırlı işten, o an için daha mühim olanını tercih etmekte hatâya düşmesi sebebiyle bu nebevî îkâza mâruz kaldı. O hâlde bir de dünyevî ihtiraslar peşinde, nefsânî zevkler uğrunda, tembellik ve ihmâl sebebiyle kulluk vazifelerini ve Allah yolundaki gayret ve hizmetleri ertelemenin, ne büyük mânevî kayıplara yol açacağını düşünmek îcâb eder.

MAZERETLER HİÇ FAYDA VERMEYECEK

Bu cümleden olarak;

“‒Canım, emekli olunca hacca giderim. Henüz çok gencim, biraz hayatın tadını çıkarayım da sonra tevbe edip namaza başlarım. Biraz elim bollaşsın da sonra infâk ederim. Şu işleri bir yoluna koyayım da sonra takvâ hayatına yönelir, sâlihlerden olurum…” gibi fâsit düşüncelerle vakit kaybetmek, büyük bir hüsran sebebidir.

Ömrünü gafletle ziyan edenlerin feryatlarını ve öne sürecekleri mâzeretlerinin hiçbir fayda vermeyeceğini beyân eden şu âyet-i kerîmelerin dehşetli îkâzını, gönüllerimize silinmez harflerle nakşetmeliyiz. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Herhangi birinize ölüm gelip de:

«–Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de, sadaka versem ve sâlihlerden olsam!» demeden evvel, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk edin.” (el-Münâfikûn, 10)

“Onlar orada (âhirette) imdâd istemek için:

«–Ey Yüce Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkarıp dünyaya geri gönder de, daha önce yaptıklarımızdan başka, sâlih ameller yapalım!» diye feryâd ederler.

Allah Teâlâ onlara şöyle buyurur:

«–Biz size, düşünüp ibret alacak ve hakîkati görecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip îkazda bulundu. Öyleyse tadın azâbı!..” (Fâtır, 37)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:

“–Ölüp de pişmanlık duymayacak hiç kimse yoktur.” buyurmuştu.

“–O pişmanlık nedir yâ Rasûlâllah?” diye soruldu. Efendimiz -sallβllβhu aleyhi ve sellem-:

“–(Ölen), muhsin (ihsan sahibi, sâlih) bir kişi ise, bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şayet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” cevabını verdi. (Tirmizî, Zühd, 59/2403)

BÜYÜK FIRSAT!

Dünya hayatında bize lûtfedilen mühletin kıymetini bilip onu teyakkuz hâlinde değerlendirmemizin zarûrî olduğunu, şu hadîs-i şerîf de ne güzel beyân etmektedir:

“Ey insanlar! Ölmeden evvel Allâh’a tevbe ediniz! Sizi meşgul edecek birtakım sıkıntı ve meşakkatlerle karşılaşmadan evvel, sâlih amellere koşunuz! Allâh’ı çok çok zikretmek ve gizli-açık bol bol sadaka vermek sûretiyle, O’nun, üzerinizdeki hakkını îfâya gayret ediniz ki rızka nâil olasınız, yardım göresiniz ve ıslah edilesiniz!” (İbn-i Mâce, İkâme, 78)

Velhâsıl; gençlik, sıhhat, zaman, imkân ve ömür nîmetleri elden çıkmadan, onları bir an evvel, hakka ve hayra âmâde kılmaya gayret etmeliyiz. Metrajı meçhul bir makara gibi ne zaman biteceği belli olmayan ömür takviminin her yaprağını, uhrevî kazanç için büyük bir fırsat bilip sâlih amellerle değerlendirmeliyiz.

Unutmayalım ki hepimiz dünyaya bir defalığına geldik. Hayat imtihanımız bir sefere mahsus. Dünya hayatının tekrarı yok. Dünyevî imtihanlarda kaybedersek, tekrar telâfî imtihanına girebiliriz. Fakat hayat nîmetinin ne tekrarı var, ne de telâfîsi. Rabbimiz farkında olanlardan eylesin…

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Bâyezîd-i Bistâmî, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar