LETÂİF NE DEMEK? LETÂİFLERİN ANLAMI NEDİR?

10

Tasavvufî terbiyede en önemli vasıtalardan birinin “zikrullah” olduğunu daha önce ifade etmiştik. Allah dostları, zikrin kalpte dâimî bir idrak hâlinde yaşanabilmesi ve insanın âdeta zikrin içinde kaybolup asıl mezkûr olan Cenâb-ı Hak’ta fânî olması için, tarih boyunca muhtelif usûl ve metotlar belirlemişlerdir. İşte bu metodlardan biri de insan vücudunun muhtelif bölgelerinde bazı letâifler (rûhânî merkezler) belirlemek sûretiyle zikr-i küllîye erişme yoludur.

VÜCUDUMUZDAKİ MÂNEVİ MERKEZLER

Maddî vücûdumuzun hayâtiyetini devam ettirmesi için kalp, beyin, karaciğer, akciğer gibi birtakım cihazların sıhhatli çalışması ne kadar lüzumlu ise, mânevî dünyamızın uyanması ve hassasiyet kazanması bakımından da birtakım mânevî merkezlerin varlığı ve sıhhatli çalışması da son derece lüzumludur. İşte ehlullah hazarâtı, keşif ya da tecrübe yoluyla, vücutta bazı letâifler/rûhânî merkezler belirlemişlerdir. Bazı farklı değerlendirmeler var ise de genel kabul gören anlayışa göre bu letâifleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

Kalp: Sol göğsün iki parmak altında çam kozalağı şeklinde bulunan et parçasını mahal edinen, yani maddî kalbin derûnunda hissiyatımızın merkezini teşkil eden mânevî latîfedir.

Ruh: Sağ göğsün iki parmak altında bulunan mânevî latîfedir.

Sır: Sol göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Hafî: Sağ göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Ahfâ: Göğsün tam orta kısmında ve diğer dört letâifin ortasında yer alan mânevî latîfedir.

Nefs-i nâtıka: Alnın tam ortasında iki kaşın arasından yukarıya doğru dik bir çizgi hâlinde bulunan bir latîfedir.

Zikr-i sultânî/Zikr-i kül: Zikrin, vücûdun bütün zerrelerine kadar yayılmasıdır. Diğer bir ifadeyle yukarıda zikredilen latîfelerin zikre alışması gibi, vücûdun bütün zerrelerinin birer latîfe hâline gelerek Allâh’ı zikretmesi hâlidir.

EMİR ÂLEMİNDEN BİR SIR

Gönül terbiyecileri olan Hak dostları, bu letâiflerin asıllarının “halk âlemi”nden değil, mânevî kalp gibi “emir âlemi”nden bir sır olduğunu beyan etmişlerdir. Ehl-i mükâşefe için ayân olan bu hâlin, söz kalıpları içinde ifadesi zordur.

CEHRÎ ZİKİR, HÂFÎ ZİKİR

Nefs tezkiyesi ve kalp tasfiyesi için zikrin lüzumuna yakînen inanan mürşidler, zikrin hem cehrî (açıktan dille yapılanı) hem de hafî (gizli sessiz ve sözsüz yapılanı) olmak üzere iki şekilde icrâ edilebileceğini ifâde etmişlerdir.

HÂFÎ ZİKRE DELİL OLAN ÂYET-İ KERİME

Letâiflerde yapılan zikir, cehrî bir zikir olmayıp, hafî zikirdir. Âyet-i kerîmede zikrin bu çeşidine şöyle işâret edilir:

“Kendi öz benliğinde yalvararak, ürpererek ve sesi de yükseltmeden Rabbini sabah akşam zikret. Ve sakın gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)

LETÂİFLER NASIL ÇALIŞIR?

Letâifler, ancak çok zikretmekle uyandırılabilir. Son dönemin büyük âriflerinden Mahmud Sâmi -kuddise sirruh- bu konuda şöyle buyurur:

“Zikr-i dâimî, kalbi yumuşatacak ve tasfiye edecek birinci şarttır. Çünkü Cenâb-ı Hak; “Ey mü’minler! Allâh’ı çok çok zikredin.” (el-Ahzâb, 41) buyurmuştur. Zira az yapılan zikir, kalbin yumuşamasına kâfî gelmez, kalp ancak çok zikirle yumuşar. Hiçbir şey buna mânî olmamalıdır. İnsanın mükerrem oluşu, zikr-i dâimî ile tecellî eder, beden bununla nurlanır, temizlenir.”[1]

ZİKRULLAH’IN MÂNEVİ TERBİYEDEKİ ÖNEMİ

Sâhibü’l-vefâ Mûsâ Topbaş -kuddise sirruh- da, zikrullâhın mânevî terbiyedeki ehemmiyeti hususunda şu tespitlerde bulunur:

“Zikir, mühim bir aşk ve îmân ölçüsüdür. Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte, her anda zikreder, anmadan yapamaz. Zikrullâha vâsıl olan her şeye kavuşmuştur. Zikrullâhtan mahrum olan da her şeyi kaybetmiştir. Zikrullâh kalbin nuru, rûhun huzuru, gönlün cilâsı, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmur, fiil ve ahlâkı güzel, rûhu sevinçli olur.

Bir kalbe aşk-ı ilâhî girerse, o gönülde Allah zikrinden başka hiçbir şey kalmaz, hepsi yok olur. Evvelce geçirilen büyük mecâzî aşklar bile.

Kalbi zikirle meşgul etmeli, zikirle uyandırmaya, çalıştırmaya gayret etmelidir. İyi çalışıldığı takdirde zikir bütün letâiflere dağılır, nefse, sonra cesede.”[2]

KIYAMETTE YÜZÜMÜZÜN AK OLMASI İÇİN

İnsan, bedeni itibâriyle türâbîdir, yani toprağa mensuptur ve neticede toprak olacaktır. Ruh itibâriyle ise Rabbânîdir ve ruh ölümsüzdür. Yeniden dirilişin gerçekleşeceği kıyâmet gününde, bu rûha yeni bir beden giydirilecektir. Bu bedenin keyfiyeti, dünyada iken rûhun kazandığı mânevî seviyeye göre nûrânî ya da zulmânî bir şekilde tezâhür edecektir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ اَكَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ ﴿106﴾ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَف۪ى رَحْمَةِ اللّٰهِ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ﴿107﴾

“O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler de kararır. Yüzleri kararanlara; «Îmânınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azâbı tadın.» (denecektir). Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allâh’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Âl-i İmrân, 106-107)

Letâiflerin ve hattâ bütün mânevî dünyamızın şu âlemde nurlanması, kıyamette yüz aklığının en müessir vesîlesi olacaktır. Bu itibarla ölmeden önce nûrâniyete bürünme adına tam bir mücâhedeye sarılmak zarûrîdir.

Dipnotlar: [1] Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Bayram Sohbetleri, Erkam Yayınları, İstanbul 2005, sh. 44-45. [2] Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-I, Erkam Yayınları, İstanbul 2004, sh. 66.

Paylaş.

10 yorum

  1. Selamünaleyküm Ben tarikate bağlı değilim, kendi kendime zikir vird belirledim, 30 -40 dakika kadar, bunun faydasının tesiri ne kadardır.

    • Fevzi cetin on

      Demiri Kizgin kozda isitmadan Dovup sekil veremezsin. Kalpde murside rabita yapmakla yumusar ve zikir tokmagi ile dovulur. ozamn fayda verir

    • Aleyküm selam bu yol, yolu bilenlerle daha güzeldir.Herşeyin bir usülü vardır.Nasıl ki okula gidip ders görüyoruz.Manevi eğitimde bu işin öğretmeni olan Mürşid-i Kamillerle gerçekleşir. Rabbimiz enbiyasına mucizeler verdiği gibi evliyasınada burhanlar vermiştir gerisini varın siz düşünün. Allah sizleri de bizleri de muvaffak kılsın.

    • Başak Demir on

      Kendi kendinize zikir tayin etmek tehlikelidir, cinler musallat olabilir rahmani değil şeytani şeyler yaşamanıza sebep olabilir, eğer içinizde zikir istediği varsa ehline danışıp almanızı tavsiye ederim.

      • Yapmayın güzel kardeşim etmeyin. Ben şimdi allahı sadece kendim aracı olmadan zikredince çarpılacağım öyle mi ? Yapmayın lütfen.

        • Ameller niyetlere göredir. Allah cc anmak için niyet edip yaptığınız zikirde bir zaman sonra yaşanılan haller ile rızayı bariyeden çıkılması büyük olasılık MazaAllah Şeytanların maskarası olunulur. nitekim hz Abdulkadir geylani ks dahi yeter artık zikir etme diye ses duymuştu.. vesselam

  2. Mahmud sami on

    Allah’ın zikredilmesi vermez faydalıdır biiznillah ancak Kamil bir mürşid sizin ihtiyacınıza yönelik zikri size telkin edecektir gönlünüzde buna razı gelecektir emin olun. İşin ehli, ehli sünnet, istikamet üzere Kamil bir mürşide varırsan huzura kavuşursun inşaallah.

  3. Zikir Allah CC’ ın emridir. Hadis-i şeriflerde çokça faziletli zikirler vardır. En efdal zikir Lailaheillallah dır diye biliyorum. Kimse kimseye sen kendi başına zikretme yanlış yapabilirsin vs. demesin. Kendisi çok daha büyük yanlışa düşmüş olabilir. Adam Allah, Allah, Allah,…. diyecek, bilinçsizce biryerlerden duyulan laflarla vs. zikredecek insana engel olmayın. Doğru bildiğimiz şeyi söyleyelim, tam net bilmediğimiz şeyi söyleyip te büyük vebal altına girmeyelim.

    Zikri farklı niyetle yapmak sakıncalı diye biliyorum. Allah CC sevsin, Allah CC’ a yakın olayım, sevap kazanayım, gibi güzel niyetler haricinde… Uçayım, kaçayım, şu şu kerametlere ereyim vs.. gibi amaçları hedef edinmek sakıncalı ve hatalı olabilir… Mesela (nakşi) gümüşhanevi dervişleri her 100 Allah zikrinden sonra, “ilahi ente maksudi ve rızake matlubi, Ya Rabbi, maksadım sensin, senin rızana talibim” diyerek niyet tazelemesi yaparlar.

    • Ahmet Ali Gencel on

      Ahmet Ali Gencel: 30 Ekim. 2017
      dini konularda hepimizin ilk müracaat edeceğimiz kaynak Kuran-ı Kerimdir. Tasvvuf yolu Yüce Allahın rızasına ulaşmak için bir takım ibadet ve zikir yollarıdır. Hiç bir zaman bu zikir yolları Kuran’a ters ve zıt kurallar ihtiva edemez. Herhangi bir tezat varsa zaten derhal o tarikatı terketmek gerekir. Eğer kiş dini konularda bilgisi yeterli değilse daha bilgili birine müracat eder ve doğru bilgiler kazanır. İslama göre Kuran ve sünnete uygun olan her metot meşrudur. Tasavvuf yolu inkar edilmez. Lakin illa da müntesip olmak mecburiyeti yoktur. Kişi farzların dışında fırsat buldukça , bir mürşide bağlanmadan da zikir yapabilir. Nafile namazlarını ve oruçlarını artırabilir. Bu vesile ile ‘bir mürşide bağlanmadan Allah’ı anmak uygun olmaz’ sözü doğru değildir. İslami hiç değildir. Vatandaş Kuran sınırları içinde kalmak şartıyla istediği kadar Allah’ı ansın, ibadetini artırsın. Selamlarrr….

Yorumlar