KUR’ÂN’DA GEÇEN İSİMLER

0

Yeni doğan çocuğuna güzel isim vermek, her Müslüman anne ve babanın en mühim vazifelerinden biridir. Dünyada ve ahirette (kıyâmet gününde) herkes ismiyle çağrılacağından dolayı çocuğa güzel mânâya gelen isimleri vermek gerekiyor. Bu anlamda bir Müslüman ebeveyn çocuğuna nasıl bir isim verebilir? Kur’ân’da geçen isimler nelerdir? Kur’ân’da geçen ve çocuğa verilebilecek isimleri sizler için derledik.

Haber: Murat Karadeniz

İSLÂM’A GÖRE ÇOCUĞA NASIL İSİM VERİLİR?

Çocuğa verilen isim, hem dünyada hem de ahirette geçerlidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz sadece çocukların değil, yetişkinlerin ismiyle de alâkadar olmuş, kötü bulduğu isimleri değiştirmiştir.

Ezan ve kamet çocuğa yapılan ilk îman telkinidir. Çünkü ezanın mânâ ve muhtevâsında tekbir, tevhid, nübüvvet ve namaz gibi dinin esasları bulunmaktadır. Yeni doğan çocuğu, usûl olarak babası veya kim ismini verecekse sağ kulağı göğse gelecek şekilde kucağına alır. Normal sesle ezan okur. Sonra da ‘Yavrum, senin ismini (Abdullah)….. koyduk. Allah sana bereket versin’ der.

Ebû Râfi (ra) anlatıyor: ‘‘Hasan bin Ali (r.a.) dünyaya geldi zaman Peygamberin onun kulağına ezan okuduğunu gördüm.’’ (Ebu Davud, Edeb, 107 – 116, (5105); Tirmizî, Edahî, Bab 17, Hadis no: 1514; Ahmed b. Hanbel, VI / 9,291) Tirmizî hadisin sahih olduğunu söylese de diğer muhaddisler zayıf olduğunu delillendirmişlerdir.

DOĞDUĞU İLK GÜN ÇOCUĞA İSİM VERİLİR Mİ?

İslâmî eserlerde çocuğa doğumunun üçüncü, bazıların­da ise yedinci günü isim verilir. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, Mâriye validemizden doğma oğlu İbrahim için, “Bu gece bir oğlum oldu, O’na atam İbrahim’in adını koydum” buyurdu. (Müslim, Fedâil, 62 (2315); Ebû Dâvûd, Cenâiz, 24)

Âlimlerin büyük çoğunluğu yeni doğan çocuğa yedinci günde isim vermenin daha fazîletli olduğu görüşüne varmıştır. Enes b. Mâlik naklediyor:

“Sadece doğduğu ilk günde çocuğu isim vermenin câiz olduğuna delâlet eder. Fakat müstehap olduğuna delâlet etmez.” (el-Muğnî, c: 9, s: 356)

İSLAM’DA ÇOCUĞA AD – İSİM KOYMA

Yeni doğan çocuğa veya ihtida eden kimseye İslâmî geleneklere göre isim verilir. Varlıkların sembolü demek olan adların ilk defa Allah Teâlâ tarafından Hz. Adem’e (a.s.) öğretildiği bilinir. İlk yaratılan şeyleri tesbite çalışan müfessirler, bu arada adı da söz konusu etmektedirler.

Türklerin İslâmiyet’i kabulünden önce, animist inançta olmalarının ve tabiatta bazı varlıklara tapınmalarının etkisi ile, başlangıçtaki Türk isimleri yırtıcı hayvan, kuş ve dış tesirlere dayanıklı maddelerden seçilmiş, çocuklara Bozkurt, Arslan, Şahin, Doğan, Timur (Demir), Kaya ve Gökhan gibi adlar verilmiştir. Bu adlar çocukluk ve gençlik dönemlerinde olmak üzere iki safhada verilirdi. Doğumun hemen ardından çocuğa ad verilmez, bir yaşına girdikten sonra, Türk âdetlerine göre büyük bir şölen (toy) yapılır ve bu şölene katılanların en yaşlısı tarafından ad konurdu. Gençlik çağında alınan adlar, gösterilen bir kahramanlıktan sonra, hazırlanan bir toy merasiminde ve ileri gelen şahsiyetler tarafından verilirdi. Bu durum Dede Korkut Kitabı’nda, “Bir oğlan baş kesmese kan dökmese ad komazlardı” diye anlatılmıştır. Yine burada belirtildiğine göre Bayındır Han’ın oğlu Boğaç, adını bir boğa öldürdükten sonra almıştır.

İslâmiyet’ten önceki Araplar da, hayatın zorlukları ve özellikle düşman karşısında dayanıklı, güçlü ve cesur olması, düşmanın gönlüne korku salması arzu ve düşüncesiyle çocuklarına Galib, Zâlim, Mukatil (savaşçı), Esed, Leys (arslan), Zi’b (kurt), Hacer (taş), Sahr (kaya) gibi adlar koymuşlardır. Yine bu devrin Araplarında her ferdin, adından başka bir de ilk erkek çocuğuna bağlı olarak baba olduğunu belirten bir künye*si, o şahsın kimin veya kimlerin çocuğu olduğunu gösteren bir nesebi ile o kimsenin doğduğu ve yaşadığı yeri veya mezhebini ifade eden bir nisbe*si, bazan da mesleğini açıklayarak şahsın daha iyi tanınmasını sağlayan bir de lakab*ı bulunmakta idi. Bunlardan başka, devlet ve ilim adamlarına sultan, imam, şeyh, hacı, hâfız gibi mansıp*lar verilmekteydi.

İslâmî eserlerde çocuğa ad koymanın zamanı üzerinde durulmuş ve bazı rivayetlerde doğumunun üçüncü, bazılarında ise yedinci günü ad koymak için en uygun zaman olarak gösterilmiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber’in Mâriye’den doğma oğlu İbrâhim için, “Bu gece bir oğlum doğdu, ona dedem İbrâhim’in adını verdim” (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 24) dediği, dolayısıyla doğumun birinci günü ad koyduğu bilinmekte ve bu yöndeki rivayetler diğerlerine nisbetle daha sahih kabul edilmektedir.

İSLAM’DA ÇOCUĞA İSİM KOYMA HAKKI KİME AİTTİR?

Bir defa bile olsa sesi duyulduktan sonra ölen çocuğa ad konulacağına, yıkanıp kefenlendikten ve namazı kılındıktan sonra defnedileceğine dair Ebû Hanîfe’nin ictihadı ile, ölü doğsa bile ona ad konup yıkanacağını belirten Ebû Yûsuf’un kanaati, çocuğa doğduğu gün ad konulmasının gerekli olduğunu göstermektedir. Ad koymak için hadislerde tavsiye edilen akîka kurbanı kesilecekse bunun doğumun yedinci gününe kadar tehir edilebileceği, böyle bir merasim yapılmayacaksa daha önce ad koymanın uygun olacağı belirtilmiştir.

İslâm’da çocuğa ad seçme ve ad koyma hakkı babaya aittir. Baba ölmüş veya hukukî tasarruflarda bulunmaktan menedilmişse bu hakkı anne kullanır. Doğumundan önce babasını kaybeden Hz. Peygamber’in adı annesi tarafından Muhammed olarak seçilmiş ve bu ad dedesi tarafından konulmuştur.

Çocuğa ad seçilirken gayet titiz davranılması gerektiğini belirten Hz. Peygamber, “Siz kıyamet gününde hem kendi adınızla, hem de babalarınızın adıyla çağırılacaksınız; bu sebeple kendinize güzel adlar koyun” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 61; Müsned, V, 194). İslâm hukukçuları bu nevi hadisleri dikkate alarak ad seçimi ile ilgili bazı hükümler tesbit etmişlerdir.

MÜSTEHAP (BEĞENİLEN, TAVSİYE EDİLEN, SEVAP KAZANDIRAN) İSİMLER

Söyleniş ve mâna güzelliği taşıyan, Allah dostlarını hatırlatan adlardır. Hz. Peygamber, Allah’a kulluğu ifade eden Abdullah ve Abdurrahman gibi isimlerin Cenâb-ı Hakk’ı memnun edeceğini söylemiş (Buhârî, “Edeb”, 105-106; Müslim, “Âdâb”, 2), çocuklara Peygamber adlarının verilmesini tavsiye etmiş (Buhârî, “Edeb”, 109; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 61) ve kendi adının da -künyesiyle birlikte olmamak şartıyla- alınabileceğini ifade etmiştir (Müslim, Âdâb”, 1). Onun bu tavsiyeleri Müslümanlar arasında bu nevi isimlerin geniş çapta yayılmasını sağlamıştır. Türkler Hz. Peygamber’e karşı duydukları derin hürmet ve sevgi sebebiyle, onun adını aynen almayı bir nevi saygısızlık kabul etmişler ve Muhammed adını Mehmed şeklinde söylemeyi uygun görmüşlerdir. Yine ona nisbet edilen Ahmed, Mahmud, Hâmid ve Mustafa adlarının Müslümanlar arasında çok yaygın olduğu bilinmektedir.

HARAM İSİMLER

Allah’tan başkasına kulluk mânası taşıyan isimleri ad olarak koymak haram sayılmıştır. İslâm’ın mukaddes saydığı şeylere kulluk mânası taşıyanlar da böyledir. Nitekim Hz. Peygamber, Abdülkâ‘be (Kâ‘be’nin kulu) adlı birinin ismini değiştirmiştir. Cenâb-ı Hakk’a mahsus olan isimlerin “abd” kelimesiyle birlikte olmayarak insanlar için kullanılması, zâhirî mânada da olsa tevhid inancını zedeler mahiyette görüldüğünden tasvip edilmemiştir. Arap olmayan Müslümanların ve özellikle Türkler’in Raûf, Kadîr vb. isimleri kullanmaları, Abdürraûf, Abdülkadîr terkiplerini telaffuz etmenin güçlüğünden kaynaklanmış olmalıdır. Arapların Abdullah yerine Abduh adını kullanmasına benzeyen bu isim kısaltması tevhid inancını zedeleyici bir mahiyet taşımaz.

MEKRUH ADLAR – İSİMLER

Hz. Peygamber, putperestliği andıran ve İslâm âdâbına uymayan adların değiştirilmesini tavsiye etmiş, kendisi de “isyankâr” anlamına gelen Âsıye (عاصية) adındaki bir kızın ismini Cemîle, “elem, keder” anlamına gelen Hazn adlı bir sahâbînin adını da Münzir olarak değiştirmiştir. Peygamber’in hanımlarından olan Zeyneb’in ve ayrıca Ümmü Seleme’nin kızı Zeyneb’in adları Berre idi. Resûlullah “cömert, dürüst, itaatkâr” demek olan bu ismin bir insanın kendini tezkiyesi anlamına geldiğini söyleyerek onlara Zeyneb adını vermiştir. Ayrıca Firavun, Karûn gibi zalimlerin adlarını almayı da menetmiştir. Tâhâ, Yâsin gibi bazı sûrelerin başında bulunan harfleri isim olarak kullanmak da hoş karşılanmamıştır.

Hz. Peygamber’in bazı isimleri umulan iyiliklere işaret sayması sebebiyle olmalıdır ki Türk toplumunda çocuğu yaşamayan bazı aileler son doğan çocuklarına Yaşar, Dursun, çok çocuğu olanlar sonuncusuna Yeter, Songül, yalnız kız çocuklarına sahip olanlar da Döndü, Döne gibi adlar koyarak tefe’ül etmişler ve bu mânaların çocuklarında gerçekleşmesini arzulamışlardır. Bunda herhangi bir mahzur görülmemiştir.

MUBAH (HELAL) ADLAR 

Haram ve mekruh sayılan adların dışında kalan isimler mubah sayılır. Cebrâil, Mîkâil gibi melek isimlerinin alınması mubah sayılmış, ancak İmam Mâlik’in bunu uygun görmediği rivayet edilmiştir. Allah’a mahsus isimlerden olmakla beraber kullarda da bulunması arzu edilen âdil, nâsır, cevad gibi vasıfların yalnız başına ad alarak alınması mubahtır.

Milliyet bakımından farklı olan Müslüman kişilerin adları da İslâm inanç ve ahlâkına ters düşmedikçe değiştirilmemiştir. Selçuk, Alparslan gibi adlar bu kabildendir. Karahanlı Sultanı Satuk Buğra Han Müslüman olunca Abdülkerim, oğlu Baytaş da Mûsâ adını almışlardır. Bugün Müslümanlığı kabul eden herkes, kendisine Müslüman muamelesi yapılması isteği ve gayri müslimlere benzememe düşüncesiyle adını değiştirmekte ve bir Müslüman adı almaktadır.

Hz. Peygamber’in birden fazla adının bulunduğunu bizzat belirtmesi (Buhârî, “Menâkıb”, 17; Müslim, “Fezâil”, 124, 125), bir kimsenin birden fazla adının olabileceğini göstermektedir. Çocuğa ad koyarken, Peygamber’den rivayet edildiğine göre, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur. Nitekim Hz. Peygamber’in, torunu Hasan’ın adını koyarken kulağına ezan okuduğu bilinmektedir. (Tirmizi, “Edâhî”, 16; Müsned, VI, 9, 391, 396) Böylece çocuğun kulağına ilk defa İslâm’ın şiarı olan kelime-i tevhid ile birlikte kendi adı söylenmiş olur. Bu konu fıkıh kitaplarının “akîka” bölümünde ele alınarak işlenmiştir. (Kaynak: Özgü Aras, DİA)

PEYGAMBERİMİZİN İSİM VERMEYE VERDİĞİ ÖNEM

Bir hadiste “Sizler kıyâmet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın.” (Ebu Davud, Edeb 69) buyuran Peygamberimiz, çocuklara isim koyma konusunda çok titiz davranırdı. Rasûlullah sadece çocukların değil, yetişkinlerin ismiyle de alâkadar olurdu. Peygamber Efendimiz, kötü mânâya gelen isimleri, iyi ve güzel mânâya gelen isimlerle değiştirme örnekleri de vermiştir. Mesela (Uzza putun kulu) mânâsına gelen (abdu’l-uzza)’yı, Allah’ın kulu mânâsına gelen (Abdullah) ile değiştirmiş, ateş parçası mânâsına gelen Cemre’yi, güzel kız mânâsına gelen Cemile’yle; Harp ismini de Hasan ismiyle düzeltmiştir.

Resûlullah’ın isim konusundaki hassasiyetini şu hadiste görebiliriz. Yahya bin Said (r.a.) anlatıyor:

Hz. Peygamber bol sütlü bir deve hakkında:

“Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki, Rasûlullah adama:

“İsmin ne?” diye sordu. Adam:

“Mürre (acı)” deyince ona “Otur!..” dedi. Hz. Peygamber tekrar:

“Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber ona da:

“İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Harb” deyince, ona da:

“Otur!..” dedi. Resûlullah:

“Bu deveyi bize kim sağacak?” diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. O da “Ya’iş” (yaşıyor) cevabını alınca ona, “Sen sağ” dedi. (Taberânî, Mûcem, XXII, 277; Muvatta, İsti’zan 24)

ALLAH’IN İSİMLERİ ÇOCUĞA VERİLİR Mİ?

Allah Teâlâ’nın has isimleri kula isim olarak verilmez. Ancak sıfatları isim olarak verilebilir. Çocuğa Allah’ın isimlerinden verilirken Abd yani Allah’ın kulu, kölesi ön eki kullanılır. Mesela; Abdullah, Abdurrahman, Abdulbaki, Abdulaziz, Abdussamed gibi. Bu isimlerdeki Rahman, Baki, Aziz ve Samed Allah’ın isimleridir. Bunlar, abd ekini aldığı zaman “Rahman olan Allah’ın kulu”, Azîz olan Allah’ın kulu” anlamlarına gelir.

Peygamberimiz de çocuklara Abdullah ve Abdurrahman isimlerinin konulmasını tavsiye ederdi. Abdullah İbn Ömer radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur:

“Allah’a en sevimli gelen isimler Abdullah ve Abdurrahman’dır.” (Müslim, Âdâb, 2, (2132); Ebu Dâvud, Edeb 69; Tirmizî, Edeb 64)

KUR’ÂN’DA GEÇEN ERKEK İSİMLERİ

Abd: Sonuna Allah Teâlanın sıfatları getirilerek erkek ismi olarak kullanır.

Abd isminin anlamı; Kul, köle, hizmetçi, itaat edici. Genellikle Allah’ın isimleriyle birlikte “Allah’ın kulu” şeklinde kullanılır. Abdullah, Abdurrahman, Abdulkadir gibi…

Âdem: İlk insan ve peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanır.

Adem İsminin Anlamı: Yokluk, hiçlik, varlığın zıddı ve varlığın yaratılmasından önceki hal. Kur’ân’da “Ey benî-Âdem! (Ey Âdem Oğullları)” diye geçer.

Âdil: Erkek ismi olarak kullanır.

Adil İsminin Anlamı: Adaletli, hakkını veren, adaletli davranan, doğruluktan ayrılmayan, dürüst, eşit. Hz. Ömer’in lakabı (Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan)

Ahmet (Ahmed): Peygamber Efendimiz’in Melekler katındaki isimlerindendir. Erkek ismi olarak kullanır.

Ahmet İsminin Anlamı: Pek çok methedilmiş, övülmüş kimse. 

Bedir: Erkek ismi olarak kullanır.

Bedir İsminin Anlamı: Ayın on dördüncü gecesindeki şekli, dolunay: Medine’de bir yer.

Berat: Erkek ismi olarak kullanır.

Berat İsminin Anlamı: Müsâade, izin: Nişan, rütbe.

Bünyamin: Hazret-i Yusuf’un kardeşinin adıdır. Erkek ismi olarak kullanır.

Bünyamin İsminin Anlamı: Gözde oğul.

Cebrâil: Peygamberlere vahiy getirmekle görevli meleğin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Cebrail İsminin Anlamı: Hz. Cebrail; vahiy meleği, ruhul kudüs (kutsal ruh), dört büyük melekten biri.

Cihat (Cihad): Allah yolundaki her türlü faaliyet ve hareketin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Cihat İsminin Anlamı: Hak yolunda yapılan savaş, gazâ.

Cumâ: Kur’ân’ın 62. Sûresidir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Cuma İsminin Anlamı: Toplanma, bir araya gelme;  Cuma günü, Müslümanların kutsal günü, haftalık bayram; Cuma günü kılınan öğle namazı.

Davut (Davûd): Kur’ân-ı Kerim’de geçen 26. Peygamberin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Davut İsminin Anlamı: Düzene uyan, güzel sesli.

Elyasa: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 23. Peygamberin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Elyasa İsminin Anlamı: Zanni geniş, gönlü geniş.

Eyüp (Eyyûb): Kur’ân-ı Kerim’de geçen 13. Peygamberin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Eyüp İsminin Anlamı: Dert ve sıkıntılara sabreden: Sabır timsâli.

Furkan: Kur’ân’ın 25. Sûresinin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Furkan İsminin Anlamı:  Hak ile batılı ayıran, iyi ile kötü ve doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren.

Halis: Kur’ân’da Allah’ın halis kulu şeklinde geçer.

Halis İsminin Anlamı: Karışıksız, katkısız: Saf, temiz ve samîmî.

Hârun: Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberlerdendir. Musâ aleyhisselâm’ın kardeşidir.

Hud: Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberlerdendir. 11. Surenin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

İbrahim: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 7. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

İbrahim İsminin Anlamı: İnananların babası.

İdrîs: Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberlerdendir. Erkek ismi olarak kullanılır.

İdris İsminin anlamı: Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. İlim ve fende ileri seviyede olan (kimse). İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri kabul edilir.

İlyas: Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberlerdendir. Erkek ismi olarak kullanılır.

İhsan: Erkek ismi olarak kullanılır.

İhsan İsminin Anlamı:Bağışlama, bağışta bulunma.

İsa: Kur’ân’da geçen 36. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır. 

İsa İsminin Anlamı: Kurtuluş, Allah kurtarsın, Allah’ın hizmetkârı.

İshak: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 9. Peygamberin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

İshak İsminin Anlamı: Gülmek, gülen anlamlarına geliyor.

İsmail: Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberlerdendir ve İbrahim aleyhisselâm’ın oğlunun adıdır.

İsmail İsminin Anlamı: Allah’ı işiten: Duası kabul olunan.

Lokmân: Kur’ân’ın 31. Sûresi’nin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Lokmân İsminin Anlamı: Çoktan beri var olan, önceki.

Lût: Kuran’da geçen 10. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Muhammed: Peygamberlerin sonuncusu ve en büyüğü olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz adıdır. Aynı zamanda Kur’ân’ın 47. Sûresidir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Muhammed İsminin Anlamı: Övülmeye değer olan, en güzel huylara sâhip (kimse), çok övülmüş, övgüye layık.

Mahmut (Mahmûd): Peygamber Efendimizin isilmlerinden biridir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Mahmut İsminin Anlamı: Övülmüş, methedilmiş, methe ve övgüye değer. Hz. Muhammedi sallâllâhu aleyhi ve sellem’in en büyük şefaat makamı Makam-ı Mahmuddur.

Murat (Murad): Erkek ismi olarak kullanılır.

Murat İsminin Anlamı:Erişilmek istenen, olması ve gerçekleşmesi arzu edilen şey, istek, dilek, amaç.

Musa (Mûsâ): Kur’ân-ı Kerim’de geçen 16. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Mûsâ İsminin Anlamı: Vasiyet edilen, vasiyet olunan: Vasî seçilmiş, vasî tâyin edilmiş (kimse).

Mümin: Kur’ân’ın 40. Sûresi’nin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Mümin İsminin Anlamı: Allah’ın varlığına, birliğine, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve peygamberi olduğuna ve İslâmiyet’in diğer îman esaslarına inanan, îman sâhibi kimse, müslüman.

Naim: Kur’ân’da Naîm Cennetleri şeklinde geçer.

Naim İsminin Anlamı: Nîmete eren kimse: Nîmet, bolluk, refah içinde yaşama: Cennetlerden birinin adı.

Nuh: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 4. Peygamberin adıdır. Aynı zamanda Kur’ân’ın 71. Sûresi’nin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Nuh İsminin Anlamı:Dediğinden kesinlikle vazgeçmemek: Çok inatçı (kimse).

Ramazan: Erkek ismi olarak kullanılır.

Ramazan İsminin Anlamı: Çok sıcak gün, güneş kumları: Oruç ayı: Bayram.

Sâffât: Kur’ân’da geçen 37. sûredir.

Sâffât İsminin Anlamı: Sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar

Sâlih: Kur’ân’da geçen 6. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Salih İsminin Anlamı: Elverişli, uygun, yarar: Yetkisi olan (kimse), yetkili: Dînin emrettiği hususlara uygun davranan, iyi amel sâhibi, günah işlemekten kaçınan (kimse).

Selim: Erkek ismi olarak kullanılır.

Selim İsminin Anlamı: Maddî ve mânevî kusûru, noksanı olmayan: Sağlam, doğru.

Sefâ (Safâ): Mekke’de bulunan mukaddes iki tepeden birinin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Sefâ İsminin Anlamı: Gönül şenliği, rahat, huzur, kedersizlik: Eğlence, neşe, zevk: Saflık, berraklık.

Sefer: Erkek ismi olarak kullanılır.

Sefer İsminin Anlamı: Yolculuk, seyahat: Savaş için yapılan yolculuk, savaşa gidiş ve yapılan savaş.

Süleyman: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 27. Peygamberin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Süleyman İsminin Anlamı: Barış yapan.

Şeref: Erkek ismi olarak kullanılır. 

Şeref İsminin Anlamı: Bir kimseye gösterilen saygının dayandığı mânevî yücelik, mânevî ululuk, onur, haysiyet: Fazîlet, cesâret vb. üstün niteliklerle kazanılmış iyi şöhret.

Şuayp: Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberlerdendir Erkek ismi olarak kullanılır.

Tâhâ: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 20. Surenin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Târık: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 86. Surenin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Tarık İsminin Anlamı: En iyi, en âlâ yol

Üzeyir (Uzeyr): Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberi adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır. Tevbe Sûresi’nde geçer.

Veli: Erkek ismi olarak kullanılır. 

Veli İsminin Anlamı: Seçkin kul, Allah’ın dostu ve sevgili kulu.

Yâsin: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 36. Surenin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Yâsin İsminin Anlamı: Ey insan!, Efendi.

Yahya: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 35. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Yahya İsminin Anlamı: “Allah lütufkârdır.”

Yakub: Kur’ân’da geçen 11. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Yakub İsminin Anlamı: Koca; Sözüne güvenilir, mert; Sert, kolay bükülmez.

Yusuf:  Kur’ân-ı Kerim’de geçen 12. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Yusuf İsminin Anlamı: Güzelliğin sembolü: İnleyen, ah eden.

Yunus: Kur’ân-ı Kerim’de geçen Peygamberi adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Zekeriya (Zekeriyya): Kur’ân’da geçen 34. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Zülkarneyn: Kur’ân-ı Kerim’de geçen 33. Peygamberin adıdır. Erkek ismi olarak kullanılır.

Zülkifl: Kur’ân’da geçen 14. Peygamberdir. Erkek ismi olarak kullanılır.

Zülkifl İsminin Anlamı: Nasip ve kısmet sahibi.

KUR’ÂN’DA GEÇEN KIZ – KADIN İSİMLERİ

Adile (Âdile): Kız ismi olarak kullanır.

Adile İsminin Anlamı: Adaletli, Hakkını Veren; Doğru, Doğruluktan Ayrılmayan, Doğruluk Gösteren, Dürüst; Haklı, Hakka Uygun.

Adn-Adin: Kur’ân’da Adn Cennetleri diye geçer.

Adn-Adin İsminin Anlamı: Cennet.

Behice (Behîce): Kız ismi olarak kullanılır.

Behice İsminin Anlamı: Güzel, Güleryüzlü, Güleç; Şen, Şirin, Neşeli.

Cennet: Kız ismi olarak kullanılır.

Cennet İsminin Anlamı: Ahiretteki mutluluk yurdu, sonsuz mutluluk yeri, öldükten sonra iyilerin ve günahsızların gideceği yer, uçmak; bahçe, çok güzel.

Havva: Adem -aleyhisselâm-‘ın karısıdır. Dünyadaki ilk kadındır. Kız ismi olarak kullanılır.

Havva İsminin Anlamı: Canlı, ya­şayan demektir.

Fecir (Fecr): Kur’ân’ın 89. Sûresidir. Kız ismi olarak kullanılır.

Fecir İsminin Anlamı: Tan, sabah aydınlığı, gün doğumu, tanyerinin ağarması.

Firdevs: Kız ismi olarak kullanılır.

Firdevs İsminin Anlamı: Cennet, Cennet’in en yüksek derecelerinden biri, altıncı Cennet, Cennet hahçesi, mutluluk ülkesi; bahçe, bostan.

Irmak: Kur’ân’da bazı sûrelerde geçer. Kız ismi olarak kullanılır.

Irmak İsminin Anlamı: Akarsu: Ayırmak, uzaklaştırmak.

İrem: Kız ismi olarak kullanılır.

İrem İsminin Anlamı: Cennet bağı, dünya cenneti, cennet kadar güzel ve bayındır yer.

Kevser: Kur’ân’ın 108. Sûresi’nin adıdır. Kız ismi olarak kullanılır.

Kevser İsminin Anlamı: Cennette bir nehir veya havuz: Cana can katan, hayat veren, saf, temiz, tatlı su.

Mina (Mînâ): Kız ismi olarak kullanılır.

Mina İsminin Anlamı: Liman, iskele.

Merve: Kız ismi olarak kullanılır.

Merve İsminin Anlamı: Mekke’de bir dağın adıdır. Hacılar, Merve ile Safâ arasında Sa’y ederler yani 7 defa gidip gelirler. Kur’ân’da Bakara Sûresi 158. âyette geçmektedir.

Meryem: Kur’ân-ı Kerim’in 19. Suresinin adıdır. Kız ismi olarak kullanılır.

Meryem İsminin Anlamı: İbadet eden kimse, Rabbin hizmetçisi: Bir yerden uzaklaşmak, üstünlük demektir.

Nur: Kuran-ı Kerim’in 24. Suresinin adıdır. Kız ismi olarak kullanılır.

Şevval: Ay takviminin onuncu ayı, Ramazan Bayramı ile başlayan ay, bayram ayıdır. Kız ismi olarak kullanılır.

Şevval İsminin Anlamı: Parlak ve güçlü.

KUR’ÂN-I KERİM’DE GEÇEN HER İSİM ÇOCUĞA KONULABİLİR Mİ?

ÇOCUKLAR İSİM VERİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

ALLAH’IN İSİMLERİ ÇOCUĞA KONULUR MU? – VİDEO

İSİM-MÜSEMMÂ – ALLAH’IN İSİMLERİ İLE ZÂTI ARASINDAKİ İLİŞKİ

İsim-Müsemmâ; Allah’ın isimleriyle zâtı arasındaki ilişkiye dair tartışmaları ifade eden kelâm terimi.

Sözlükte ism “varlıklara verilen ad”, müsemmâ “adlandırılan varlık”, tesmiye de “adlandırma” demektir. İsim bir hakikate delâlet eden mutlak lafız, müsemmâ bu hakikatin kendisini oluşturan şey, tesmiye ise isim ile müsemmâ arasındaki irtibatı sağlayan mânadır. İsim, kelime çeşitlerinin hepsini içine almakta olup “cevher ve araz türünden bütün nesne ve mânalar için konulmuş lafız” diye tanımlanır (Ebü’l-Bekā, s. 56). Bu yönüyle söz, fiil veya nitelik türündeki bütün kavramları zihne taşıyan bir vasıta konumundadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de mutlak olarak geçen, “Âdem’e bütün isimleri öğretti” (el-Bakara 2/31) ifadesi cevher ve arazların tamamının isimlerini kapsamaktadır. Adlandırılan şey hariçte bulunan bir nesne olabileceği gibi zihnî bir varlık da olabilir.

Bir lafzın hangi anlam karşılığında kullanıldığını bilmek lafızla medlûlü arasındaki özel nisbeti bilmeye bağlıdır. Dilcilerin “isnad”, kelâmcıların “tesmiye” dedikleri bu nisbetin zorunlu olduğunu söyleyenlere göre isimlerin müsemmâya delâleti (vaz‘) tevkīfîdir. Halbuki bu nisbet bazan doğru, bazan da yanlış olabilir. Dolayısıyla kullanılan lafızların esas itibariyle kesbî mi yoksa tâlimî mi olduğu, dilin müsemmânın hakikatine paralel bir realitesinin bulunup bulunmadığı ve kelimelerin bizâtihî mevcut gerçekler olarak insana öğretilip öğretilmediği hususu tartışmalıdır. Hz. Âdem’e bütün isimlerin öğretildiğini bildiren âyetten hareketle bunun tâlimî olduğunu ve isimlerin hakikatlere uygun realitelerinin bulunduğunu ileri sürenlerin yanında aksini iddia edenler de vardır. Birinci görüşü savunanlar dille ifade edilenlerin mutlak hakikati aynen yansıttığını söylerken aksini savunanlar dilin hakikatin aynını değil onun algılanışını yansıtan bir söylem olduğunu, dolayısıyla aynı hakikatin değişik ifade şekillerinin bulunabileceğini kabul ederler.

KUR’ÂN-I KERİM’DE ‘İSM’ KAVRAMI 71 YERDE GEÇİYOR

Kur’ân-ı Kerîm’de “ism” kavramı isim ve fiil halinde yetmiş bir yerde geçmektedir. Bunların yarısından fazlası isim veya çoğulu olan esmâ, ikisi “adaş” anlamındaki semiy, geri kalanları da tesmiye masdarına bağlı isimlerdir. Fakat bu kullanımların hiçbiri, kelâm literatüründe yer alan isim-müsemmâ tartışmasıyla ilgili değildir. Hadis kaynaklarında da bu konuya işaret eden sahih bir rivayet yoktur.

Kelâmcılar, isim-müsemmâ konusuna isimlerle, adlandırdıkları varlıklar arasında nasıl bir ilişkinin kurulabileceği açısından yaklaşmışlar, ilâhî isim ve sıfatların Allah’ın zâtının aynı veya gayri oluşunu belirlemek için bu hususu incelemişlerdir. Kelâmcıların burada tartıştığı asıl mesele felsefecilerin yaptığı gibi fenomenler âlemine ilişkin varlıklar, meselâ “deniz” veya “kitap” gibi isimlerle bunların müsemmâları olan su ve kâğıt arasındaki ilişki değil Allah’ın zâtı ile isim ve sıfatları arasındaki ilişkidir. Allah, zâtı gereği duyularla algılanamayan bir varlık olup insanın tecrübî bilgisine doğrudan konu teşkil etmez. Bu sebeple “bilen, güç yetiren, bağışlayan” gibi isimlerin Allah hakkında ne ifade ettiğini belirlemek için tartışılan isim-müsemmâ konusu sıfat probleminin bir bölümünü oluşturur.

İSİM İLE MÜSEMMÂ AYNI MIDIR?

İsim-müsemmâ meselesi, ilâhî sıfatlara ilişkin tartışmaların başlamasından sonra muhtemelen II. (VIII.) yüzyılda ortaya çıkmıştır. Konuyu ilk olarak Gaylân ed-Dımaşkī ve öğrencisi Cehm b. Safvân’ın gündeme getirdiği ve Mu‘tezile’nin de onları takip ettiği sanılmaktadır. Dârimî’nin, er-Red ale’l-Merîsî adlı eserinde (s. 7) “Allah’ın isimlerine ve onların gayri mahlûk olduğuna iman” şeklinde bir başlığın bulunması, problemin erken devirlerden itibaren tartışmaya başlandığını göstermektedir. Buhârî de Cehmiyye’nin Kur’an gibi ilâhî isimleri de mahlûk kabul ettiğini belirtir (Hadîs-i Şerifler Işığında, s. 36).

Cehmiyye, Mu‘tezile ve Şiî kelâmcıları ismin müsemmâdan ayrı, tesmiyenin ise aynı olduğu görüşündedir. Kādî Abdülcebbâr, isimle müsemmânın aynı olduğu görüşünün gerçek ve aklî ilkelerle uyuşmadığını belirtir. Nitekim “ateş” kelimesini söyleyen kimsenin ağzı yanmaz. Ayrıca ismin araz, müsemmânın cisim olması farklılık arzettiklerinin bir başka delilini oluşturur. Kādî Abdülcebbâr, isimle tesmiyenin aynı, tesmiyenin ise müsemmâdan ayrı olduğunu iddia edenlerin ismi de böyle değerlendirmeleri gerektiğini söyler (Şerĥu’l-Uśûli’l-ħamse, s. 542-543). Ona göre isimlendirme tevkīfî değil aklî olup isimlerin müsemmâya taalluku haber verme, delâlet etme ve bilgilendirme şeklindedir. Müsemmâyı tanımaya yardımcı olacak farklı isimlerin kullanılmasında bir sakınca bulunmadığı gibi bu noktada Allah ile yaratıklar arasında da bir fark yoktur (el-Muġnî, V, 173-185). Mu‘tezile’yi böyle düşünmeye sevkeden şey, isimle müsemmânın aynı olması halinde birden fazla kadîm varlığın oluşacağı endişesidir.

Şîa âlimlerinden Feyz-i Kâşânî, imamların görüşüne dayanarak ismin belli bir sıfatla nitelenen zâta delâlet eden lafız olduğunu kaydeder (İlmü’l-yaķīn, I, 97-98). Ona göre isim herhangi bir varlığa ait niteliği bildiren bir sıfat olabilir, bu durumda varlık itibariyle isim müsemmânın aynıdır. Bazan da lafızdan anlaşılan mâna için kullanılabilir, bu durumda ise isimle müsemmâ ayrıdır (Küleynî, I, 113-114). Ca‘fer es-Sâdık, isim-müsemmâ ilişkisi konusunda ayniyet veya gayriyet yerine bazı Selef âlimleri gibi ismin müsemmâyı nitelediği görüşünü tercih eder (Lâlikâî, I, 204).

İbn Şihâb ez-Zührî, Ahmed b. Hanbel ve Ebû Zür‘a er-Râzî gibi Selef âlimlerine göre isimle müsemmâ aynıdır (a.g.e., I, 204-205; II, 378; İbn Hazm, el-Faśl, V, 35). İbn Batta ise ilâhî isimler konusunda “ne aynı ne de gayridir” denilemeyeceğini söyler (Seffârînî, I, 122). Selefiyye’nin erken devir âlimlerinden Dârimî’ye göre Allah’ın isim ve sıfatları birbirine muhalif olmadığı gibi zâtına da aykırı değildir (er-Red Ǿale’l-Merîsî, s. 6-9). Dârimî, Cehmiyye ve Mu‘tezile’ye cevap verirken lafızla isimleri birbirinden ayırır, lafızların harflerden oluşmasına karşılık isimlerin böyle olmadığını söyler. Ona göre nasıl bir insanın resmi yakıldığında sahibi bundan zarar görmezse lafız halindeki isim de zattan ayrıdır (M. Mahmûd Ebû Rahîm, s. 108-112).

İSİM MÜSEMMANIN AYNIDIR

Müteahhir dönem Selef âlimlerinden Takıyyüddin İbn Teymiyye, isim-müsemmâ meselesinin halku’l-Kur’ân tartışmalarına bağlı olarak doğduğunu söyler. Kur’an’ın mahlûk olduğunu ileri süren Cehmiyye, orada yer alan ilâhî isimlerin de mahlûk olup müsemmânın gayri durumunda bulunduğunu belirtmiş, Ehl-i sünnet âlimleri de, “İsim müsemmânın aynıdır” sözüyle buna karşılık vermiştir. İbn Teymiye’ye göre ismin müsemmânın aynı olduğu iddiasını ilk defa Lafziyye mensupları ortaya atmış, sonra da bunu Ahmed b. Hanbel’e nisbet etmişlerdir, halbuki Ahmed b. Hanbel bu tartışmalardan uzak durmuştur. Bu konuda doğru olan ise her iki görüşü reddedip Allah ve Resulü’nün ifade ettiği gibi, “İsim müsemmâya aittir” hükmünü vermek ve naslara tâbi olmaktır (Mecmûu fetâvâ, VI, 185-210; XII, 168-169). İbn Kayyim el-Cevziyye ismin lafız, müsemmânın şahıs olduğunu, dolayısıyla birbirinden ayrı kabul edilmeleri gerektiğini söyler. İbn Kayyim, yaratıklar için kullanıldığında isim müsemmânın gayri olmakla beraber Kur’an’da zikredilen ilâhî isimlerin gayri mahlûk olduğunu, zâtın aynı veya gayri olarak nitelenemeyeceğini belirterek bu konuda hem Mu‘tezile hem de Lafziyye’den ayrı bir görüş benimser. (Bedâiu’l-fevâid, I, 16-18; Ahmed b. İbrâhim b. Îsâ, I, 68-71) (Kaynak: İlyas Çelebi, DİA)

BİR MÜSLÜMAN ÇOCUĞUNA NASIL İSİM KOYMALI?

cocukisim

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
GÖRME ENGELLİ GENÇ BAKIN NE YAPTI?

Adapazarı Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2017 Lisans Yerleştirme Sınavı'nda YGS-4 türünde Türkiye 6’ncısı olup hukuk fakültesini kazanan...

Kapat