KURAN AYI RAMAZAN

0

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kurân’ın indirildiği aydır.

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kurân’ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kazâ etsin. Allâh sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık Allâh’ı tâzîm etmeniz, şükretmeniz içindir.” (el-Bakara, 185)

Bu âyet-i kerîmenin son kısmında âdetâ oruçtan hâsıl olması gereken husus beyân buyurulmuştur. Yâni oruç, kulu Allâh’ı tâzîm ile O’na kâmil mânâda şükre erdiren ilâhî bir vâsıta sadedindedir. Bu bakımdan denilebilir ki oruç, bütün  sâlih amellere en müsbet mânâda te’sîri olan bir ibâdettir. Şakîk-i Belhî’nin buyurduğu gibi:

“İbâdeti lâyıkıyla îfâ edebilmek, bir san’attır. Onun kazanç mekânı, halvet; vâsıtası ise açlıktır.”

O açlık ki, modern tıpta bile diyet adıyla sıhhatli kalmanın en birinci şartıdır. O açlık ki, tahammülü en zor olan bir mahrûmiyyettir. Rivâyet olunur ki, nefis, yaratıldığı zaman çeşitli ibtilâ ve mahrûmiyetlere rağmen Cenâb-ı Hakk’a «Sen sensin, ben benim..» deme cür’et ve cehâletinde bulundu, ancak ve ancak açlık sebebiyle aczini kabûl etti. Bu sebepledir ki, irâde terbiyesinde açlığa katlanabilmek kadar müessir başka bir husus yoktur. İrâde ise, tabiî ve nefsânî meyillere karşı koyabilmenin temel şartlarından biridir.

Hazret-i Mevlânâ -kuddisesirruh- buyurur:

“İnsanın asıl gıdâsı Allâh’ınnûrudur. Ona aşırı ten gıdâsı vermek lâyık değildir. İnsanın asıl gıdâsı, ilâhî aşk ve akıldır.”

“İnsan, asıl rûhânî gıdâsını unuttuğu ve ten gıdâsına düştüğü için huzûrsuzdur. Doymak bilmez. İhtirasından yüzü sararmış, ayakları titremekte, kalbi telaşla çarpmaktadır. Nerede yeryüzü gıdâsı, nerede sonsuzluğun gıdâsı?!.”

“Allâh şehîdler için: «Rızıklandılar» diye buyurdu. O mânevî gıdâ için ne ağız, ne de cesed vardır.”

Hazret-i Lokmân, oğluna şöyle nasîhat ederdi:

“Miden doyunca, fikrin uykuya dalar, hikmet susar, âzâlar ibâdetten geri kalır.”

Velîlerden bir zât şöyle derdi:

“Çeşit çeşit yiyeceklerle midesini fesâda uğratan zâhidden Allâh’a sığınırım.”

Âişe -radıyallâhüanhâ-:

“Melekût kapısını açmak için gayret edin!” demişti.

Sordular:

 “–Ne ile?”

Mü’minlerin annesi şöyle cevap verdi:

 “–Açlık ve susuzlukla!”

Büyük Hakk dostu Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu Hazretleri, Mükerrem İnsan adlı kitabında az yemek ve açlık husûsundan ehemmiyetle bahseder:

Tabîblere:

“–Devânın en şifâlısı nedir?”

 Hikmet ehline:

“–İbâdete en ziyâde şevk veren nedir?”

Zâhidlere:

“–Hakk’a bağlılığı en ziyâde takviye eden nedir?”

Âlimlere:

“–İlim hıfzında efdal şey nedir?”

Âmirlere:

“–En lezzetli ve gıdâlı yiyecek nedir?” diye sormuşlar.

Hepsi de:

“–Az yemektir!” buyurmuş.

Kaynak: İslam İman İbadet, Osman Nuri Topbaş

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
NAFİLE ORUÇ BOZULUR MU?

Nâfile oruçlarda da ayrı bir hassasiyet vardır. Zîrâ has kulların amelinin esası sıdktır. Bu da, niyetin hâlisiyeti ve nefsin tezkiyesi...

Kapat