KOCA ORDULARI DİZE GETİREN PADİŞAH

0

Yavuz Sultan Selîm Han, yapılan hatâ ve gâfilâne hareketlere karşı son derece celâlli bir pâ­di­şahtı. Ancak bu celâli de, cemâli gibi şerîat dâi­resi içinde eriyip yok olmuştu.

Yavuz Sultan Selîm, bir defasında ha­zi­nedeki ihmal­le­rin­den dolayı vâkî olan sirkat (hırsızlık) sebebiyle yaklaşık kırk kişinin öldürülmelerini emretmişti. Durumu öğrenen Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi, karar icrâ edilmeden buna mânî olabilmek için alelacele ve destursuz olarak Yavuz’un yanına vardı. Hâdisenin aslını bir de Sultan’dan taleb etti. Yavuz:

“–Efendi Hazretleri! Duyduklarınız doğrudur, ancak sizin devlet işlerine karışmaya hakkınız yoktur…” şeklinde sert bir cevap verdi.

ŞERİATIN TEBLİĞİ

Bunun üzerine Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi, aynı sertlikle şu mukâbelede bulundu:

“–Sul­tâ­nım! Ben size şer’î hükümleri bildirmeye geldim. Zira bizim va­zi­femiz sizin âhi­retinizi korumaktır…”

Şerîatin kıldan ince, kılıçtan keskin ölçüsü karşısında sâkinleşen Yavuz Selîm Han:

“–Umûmî ahvâlin düzelmesi için bir fırkanın öldürülmesine cevaz yok mudur?” diye sordu.

Zenbilli Ali Efendi:

“–Bunların öldürülmesi ile âlemin düzelmesi arasında bir alâka yoktur. Suçlarına göre cezâ gerekir…” dedi.

Koca orduları dize getiren Pâdişah, başını önüne eğdi ve kararını geri aldı. Bundan son derece memnun olan Zenbilli, tam huzûrdan ayrılıyordu ki tekrar geri döndü. Kendisine merakla bakan Yavuz’a:

“–Sul­tâ­nım! Birinci talebim, şerîatin tebliği idi. İkinci bir talebim daha var ki, bu da sadece bir ricâdır…” dedi.

Ardından ekledi:

“–Sul­tâ­nım! Bu mücrimlerin suçları kendilerine âittir. Ancak onlar, hapisteyken mâsum âilelerine kim bakacak? Dolayısıyla sizden ricâm, verilecek cezâ bitene kadar bu mücrimlerin âilelerine nafaka bağlamanızdır.”

MÜSTESNA FAZİLET

Bu ikinci talebi de yerine getiren Yavuz, hiç şüphesiz ki farkında olduğu ilâhî mes’ûliyetin îcâbını îfâ ediyordu.

Yine buna benzer bir me­se­lede Zenbilli Ali Efendi, Sul­tân’ı îkâz etmişti. Fakat Sultan, verdiği kararda kendisini haklı gördüğünden Şeyhülislâm’a evvelki gibi:

“–Sizin va­zi­feniz devlet işlerine karışmak değildir!..” demişti.

Bu tehditkâr hitâba karşı Zenbilli Ali Efendi de pervâsız bir şekilde:

“–Sul­tâ­nım! Bunlar âhi­ret işlerindendir ve bizim müdâhale etmeye hakkımız vardır. Şâyet verdiğiniz yanlış karardan vazgeçmezseniz, rûz-i mahşerdeki şiddetli azâba hazır olunuz!..” dedi.

Şeyhülislâm, bu sözlerinden sonra Sul­tân’a selâm bile vermeden dönüp gitti.

O sıra sefer üzere olan Yavuz Sultan Selîm Han, hiç kimseden görmediği bu tavır karşısında biraz hiddetlendi ise de, hakîkati anladı ve Şeyhülislâm’ın îkâzını kabûl edip ona göre hareket etti. Üstelik Zenbilli Ali Efendi’ye özür dileyen bir mektup bıraktı.

Yavuz gibi gazaplandığında zaptedilmez bir cengâverin, devlet ve memleket işlerinde hiçbir zaman hatır-gönül dinlemeyen bir cihangirin, bir ilim ve irfân ehline karşı gösterdiği sabır ve teslîmiyet, şüphesiz ki onun ulvî ve müstesnâ bir fazîletidir.

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları, 2013

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
‘TEVÂZU’ DERECENİZ NEDİR?

Alçak gönüllülük, gösterişsizlik "tevâzu" olarak tanımlanıyor dilimizde. Peki tevâzu derecemiz nedir? Bunu nasıl anlayacağız? İşte cevabı... https://www.youtube.com/watch?v=4yZjBguuJy0 Cenâb-ı Hak buyuruyor:...

Kapat