KIZ ÇOCUĞU NASIL YETİŞTİRİLİR?

0

Kadın ve erkek, ilk yaratıldığı andan itibâren birbirini tamamlayan iki engin âlemdir. Ancak bu tamamlamada kadına Hak tarafından daha tesirli bir rol verilmiştir.

Toplumları berbâd eden de, âbâd eden de kadındır. Bu itibarla İslâm nazarında toplumu âbâd eden kadını yetiştirmek yüce bir ideal olmuş ve hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur:

“Her kim üç kız çocuğunu veya kız kardeşlerini himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lûtuf ve iyiliklerini devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121/5147; Tirmizî, Birr, 13/1912; Ahmed, III, 97)

Bir başka hadîs-i şerîfte de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Her kim, iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyâmet günü o kimseyle ben, şöyle yan yana bulunacağız.” buyurmuş ve şehâdet parmağı ile orta parmağını bitiştirmiştir. (Müslim, Birr, 149; Tirmizî, Birr, 13/1914)

Sonra da sâliha olarak yetişen bir kadının kıymetini şöyle vurgulamıştır:

“Dünya, geçici bir faydadan ibârettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı; dindar, sâliha bir kadındır.” (Müslim, Radâ, 64; Nesâî, Nikâh, 15; İbn-i Mâce, Nikâh, 5)

KADINLARA İYİ DAVRANMANIN ÖNEMİ NEDİR?

Kadınlara iyi davranmanın ehemmiyetini vurgulamak üzere de şöyle buyurmuştur:

“Mü’minlerin îman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en iyi olanıdır. Sizin en hayırlılarınız da, kadınlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır.” (Tirmizî, Radâ, 11/1162)

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- vâlidemiz:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hanımlarıyla baş başa kalınca vefâkârlık örneğiolurdu.” demiştir. (Ali el-Müttakî, Kenz, VII, 222)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, muhtereme annesine, sütanneleri Süveybe ve Halime’ye, dadısı Ümmü Eymen’e, sütkardeşi Şeymâ’ya, Ebû Tâlib’in hanımına, kendi hanımlarına, kızlarına, akrabalarına ve İslâm’a ilk giren fedâkâr hanımlara karşı ömür boyu büyük bir muhabbet ve vefâkârlık örneği sergilemiştir. Nitekim kaynaklarımız bunun en güzel misalleriyle doludur.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, sadece kendi akrabâlarına değil, bütün kadınlara en güzel şekilde muâmele etmiş, haklarını korumuş, meseleleriyle ilgilenmiş, ümmetine de böyle davranmalarını emretmiştir.

ENCEŞE KİMDİR?

Nitekim bir seyahatte Enceşe adlı bir hizmetçi, nağmeli şiirler okuyarak develeri hızlandırmıştı. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hızlanan develerin üstündeki hanımların incinebileceği ihtimâlini, şu zarif teşbîh ile ifâde buyurdu:

“–Ey Enceşe! Dikkat et, kristaller kırılmasın!” (Buhârî, Edeb, 95; Ahmed, III, 117)

Hâl böyleyken kadını sadece bir zevk vâsıtası olarak görmek, onu nefsânî arzu ve heveslerin metâı olarak telâkkî etmek ve onun sadece cismânî özelliğiyle alâkadar olmak, büyük bir sefâlettir. Allâh’ın kadına verdiği yüksek husûsiyetlere karşı körlüktür. Günümüzde kadının, tüketim dünyasında deşifre edilip bir reklâm aracı olarak istismar edilmesi, onun haysiyeti itibârıyla ne kadar acı ve onur kırıcı bir durumdur.

Oysa kadın, toplumun gerçek mîmârı olarak yetiştirilmelidir. O, fâtihler büyüten bir semâvî kucak olmalıdır. Bizleri bir müddet karnında, sonra kollarında, ölünceye kadar da kalplerinde taşıyan böyle gerçek annelere sevgi ve saygı husûsunda onlara denk olacak başka bir varlık yaratılmamıştır. Kendisini âilesine hasreden vefâkâr anne; engin bir sevgiye, büyük bir saygıya, ömürlük bir teşekküre lâyıktır.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Fahr-i Âlem – Habîbi Hüdâ Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar