“KEFEREYE GALEBE ÇALDIK” DEDİRTEN KUBBE

0

 Selimiye Camii’nin kubbesinin büyüklüğü ve mimari harikası, Mimar Sinan’a “Nihayet, kefere-i fecereye galebe çaldık” dedirtecek kadar muhteşem.

Mîmarlık tarihinde en geniş ve o yükseklikte basık kubbeye yalnız Selimiye sahiptir. Onun, yükseklik, ışık düzeni ve mekân genişliği bakımından yeryüzündeki tüm eserlerin üzerinde olduğu âşikârdır.

Muhtelif eserlerinden de anlaşıldığı üzere Sinan, her bir eserinde yeni bir tarz peşinde koşmuştur. Dolayısıyla Osmanlı klasik dönem mî­mâ­rîsinde inkişâf eden tek merkezli kubbe tipi, onun elinde dün­ya mî­mar­lık ta­rihinde erişilemez derecede üstün bir estetik mânâ kazanmıştır. Onun eserlerinde kubbe, dış yapıda olduğu kadar iç yapıda da müthiş bir kompozisyona sahiptir.

Cemaat düzeni, binâyı kare-küp üzerine temellendirmeyi zarûrî kıldığından Koca Sinan, bu sert hattı yumuşatmak için üst yapıyı örtü sistemi, kemer ve kubbelerle, yani kavislerle kurmuştur. Böylece Sinan’ın câmilerinde birbirine zıt olan düz çizgilerle kavisler, yerle gök arasındaki tezat gibi mütenâsip olmuştur. İşte Koca Sinan’ın göğe asılmış gibi duran büyük kubbelerindeki sır buradadır.

KEFEREYE GALEBE ÇALDIK

Bu sırra her eserinde dikkat eden Koca Sinan, Selimiye kubbesinde ayrıca büyüklüğe de dikkat etmiş ve şöyle demiştir:

“Hris­ti­yanların mîmar geçinenlerinin: «Müslümanlara galebemiz var; Ayasofya’nın kubbesi gibi bir kubbe, devlet-i İslâmiyye’de inşâ olunamamıştır!» dediklerini duymuştum. Bu sözler, nice bir zaman şu fakirin gönlünde bir acı ukde olup kalmıştı. Nihâyet Rabbimin izniyle Selimiye’nin kubbesini Ayasofya’dan altı zirâ’ yüksek, dört zirâ’ geniş binâ eylemekle kefere-i fecerenin mîmar geçinenlerine galebe çalmış olduk…”

Mîmarbaşı Koca Sinan, İslâm âleminin bütün kıymet hükümlerini be­­nim­­semiş, hazmetmiş ve bunları da eserlerinde ifâde etmesini bilmiştir. Bu ifâdelendiriş karşısında şâir, hayran hayran seslenir:

İlhâmın, emeğin pîri, ne yaman

Bilmeceler koydu taşlar altına:

Nesiller hayran, asırlar hayran

Bu kurşun, bu mermer saltanatına!

Kaynak: Osman Nuri Topbaş / Osmanlı, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar