Karanlıkta Camiye İnen Nur

Dr. Murat Kaya; Resulullah’ın mescidine giden, O’na pervane olan, Kur’an’ı, sünneti, hadisleri ve ahlakı en güzel şekilde öğrenmek peşinden koşan müminlere Allah’ın nasip ettiği kerameti anlatıyor.

Enes (r.a.) anlatıyor:

“Efendimiz’in mescidinde yatsıyı kıldıktan sonra bir şeyler öğreniriz diyerek orada kaldılar. Resul-i Ekrem Efendimiz’in ashabından iki zat, karanlık bir gecede Resûlullah’ın huzuruna çıktılar.  Efendimiz’in huzurunda sohbet dinlediler. Sonra Efendimiz odasına geçince onlar da evlerine gitmek üzere mescitten çıktılar. Önlerinde kandil gibi iki nur parıldadı. İki arkadaş birbirinden ayrılınca her birinin önünde bir nur parıldamaya devam etti. Evlerine gidinceye kadar yollarını aydınlattı.”

Bir kul Allah katında değerli olunca Rabbimiz ona bu şekilde lütuflarda bulunuyor, yardımlarda bulunuyor. Onun değerli olduğunu gösteren bir işaret veriyor. İşte bu sahabilerin Allah katında keramet sahibi olduğu, değerli olduğu nasıl anlaşılıyor? Mescitten çıkınca nur ile yollarını aydınlatarak onlara değer verdiğini göstermiştir. Herkeste farklı bir şekilde zuhur edebilir. Peki Allah katında bu değeri nasıl kazanmışlar? Gece karanlığında Peygamberimizin mescidine gitmiş, Efendimiz’in etrafında pervane gibi dönmüş, Efendimiz’in anlattığı şeyleri; dini İslam’ı, Kur’an’ı, sünneti, hadisleri ve ahlakı en güzel şekilde öğrenmek için büyük iştiyakla onun peşinde koştukları, yanında bulundukları için değer kazanmışlardır. Bu sahabilerden biri Habbat Bin Beşir (r.a.), diğeri Useyd Bin Hudayr (r.a.) idi.

GECE CAMİYE GİTMENİN FAZİLETİ

Büreyde’den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah şöyle buyurdu:

“Karanlık gecelerde mescitlere yürüyerek giden kimselere, kıyamet gününde tam bir nura kavuşacaklarını müjdeleyiniz.” (Ebû Dâvûd, Salât 50; Tirmizî, Salât 166. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mesâcid 15)

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.