KAHRAMAN ORDUMUZUN YAZDIĞI DESTAN

0

Çanakkale Muhârebeleri’nde iki zafer birden kazanılmıştır. Bunlardan biri, düşmana karşı zâhiren kazanılan maddî zafer; ikincisi ise, ruh ve mânâ, fazîlet ve fedakârlık, din, îman ve vatan sevgisi hususlarında yaşanan ve aslâ mâzî olmayan mânevî zaferdir. Bu zafer, Türk milletinin tarihindeki eşsiz bir şeref tablosudur.

Bedir savaşı, nasıl îmânın küfre karşı ilk direnişi ise, Çanakkale de, -tâbir câizse- İslâm’ın son karakolunun müdâfaasıdır. Bu zaferin bilebildiğimiz kadarıyla iki sebebi vardır. Cenâb-ı Hak, Enfâl Sûresi’nin 33. âyetinde bunu şöy­le bildirir:

“1- (Rasûlüm) hâlbuki Sen onların içinde iken Allah, onlara azâb edecek değildir.
2- Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azâb edecek değildir.”

ÇANAKKALE’Yİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREN RUH

Çanakkale Muhârebeleri’nde kahraman askerimiz, bu âyetin muhtevâsını gönlüne nakşederek apayrı bir îman heyecanı içindeydi. Yâni her neferin sînesinde Peygamber Efendimiz’in engin muhabbeti yer almaktaydı. Sanki Bedir’den esen bir sabâ rüzgârı Çanakkale’ye rûhâniyet tevzî ediyordu. Nitekim düşman çemberi içinde kalan Binbaşı Lütfü Bey’in, o hengâmede canhıraş bir şekilde:

“Yetiş yâ Muhammed, kitabın elden gidiyor.” feryâdıyla istimdâd etmesi, bunun en aşikâr bir ifâdesidir.

İkinci keyfiyet ise, elimizde bulunan hâtıratların ifâ­desine göre, her asker o tehlikeli zamanda bile, bir vakit namazını dahî kaçırmamaya dikkat etmiş ve Cenâb-ı Hakk’a dâimâ ilticâ hâlinde bulunmuştur. İşte Çanakkale’yi ölümsüzleştiren kahraman ordumuz, Allâh’ın yardımına mazhar olacak seviyede yüksek bir îman vecdi içinde vatanını müdâfaa etmiştir.

Vatan müdâfaasından maksat, ecdâdın emâneti ve milletin haysiyeti olan toprakları korumakla beraber, aynı zamanda o topraklar üzerinde yaşayan insanların dînini, îmânını, canını, malını, ırzını ve nâmusunu da muhafazadır. Neticede bunların hepsini temsil eden bayrağın müdâfaasıdır. Bu sebeple bayrak, aslâ bir bez parçası değil, bir milletin maddî ve mânevî izzet ve şerefidir. Tabiî ki bu da bir vatan coğrafyası üzerinde mümkün olacağından, bu ulvî gâye, “vatan müdâfaası” olarak ifade edilmiştir.

ŞEHİDİN AMEL DEFTERİ

Bir kimse askerlik vazifesi başında iken ölürse, o şehîd olarak Rabbine kavuşur. Şehîdin amel defteri kapanmaz ve dünyada işlediği güzel ve hayırlı işlerin sevâbı da kıyamete kadar devam eder. Şehîdin, kabirde meleklerin suallerinden ve kabir azâbından muaf tutulacağı, Peygamber Efendimiz’in müjdesidir. Ancak bunda, sıhhatli bir îman ve cihad niyetine sahip olma zarûreti vardır. Bu sebeple şehidlikle ilgili bütün hadîs-i şerîflerde “Allah yolunda” kaydı vardır.

Bu itibarla Çanakkale, Türk gençliğine şehidlik ve gâzilik ile yoğrulmuş îman idealinin tâlimgâhı olmuştur. Gâzilik ve şehidlik, bu millet için mânevî bir ziyâfetti. Ölmek, şehidlik saâdeti; yaşamak ise gâzilik şerefi idi.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, 40 Soru 40 Cevap, Erkam Yayınları, 2011

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
ÎMAN NÎMETİNİN BEDELİ

Bedeli ödenmeyen bir şeye sahiplik iddiâsında bulunmak, abesle iştigaldir. Îman sahibi olmak da onun uğrunda her türlü bedeli ödemeyi göze...

Kapat