KABZ VE BAST HÂLLERİ NEDİR?

0

Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: «Allah, kiminin rızkını daraltır, kiminin genişletir.» 

İmam-ı Gazâlî esmâ-i hûsnâ şerhinde demiştir ki: EI-Kâbıd: Ölüm ânında cesedlerden rûhları çekip alan (kabzeden) Allah demektir. EI-Bâsıt ise insanları tekrar dirilteceği zaman rûhları cesedlere koyan Allah demektir. Sadakaları (zekâtları) zenginlerden alır, fakirlere verir.

Zenginlere o kadar bol verir ki, hiç bir ihtiyaçları kalmaz, fakirlerden de o kadar esirger ki, hiç tâkatları kalmaz kalbleri tutar, o kadar daraltır ki, onlara aldırmadığını, yüceliğini ve celâlini gösterir. Bazan da kalblere iyilik, lütuf ve cemâliyle yaklaşarak onları ferahlatır.

Kullardan «Kâbız» ve «Basit» olana gelince, bunlar: Hikmet san’atları kendilerine ilham edilen kimselerle «Cevâmi’ul-kelim» olma vasfı kendilerine ihsân edilendir. Allah’ın bu tip kulları bazan, Allah’ın nimetlerini insanlara hatırlatarak onların gönüllerini ferahlatırlar. Bazan da Allah’ın celâl ve kibrîyâsını, çeşitli azâb ve belâlarını ve düşmanlardan intikamını hatırlatıp korkutarak onların kalblerini daraltır.

Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında ashabına, kıyamet gününde Allah’ın Hz. Âdem’e şöyle diyeceğini hatırlattı: «Ben, Cehennem’e göndermek üzere insanları dirilteceğim.» Bunun üzerine Hz. Âdem «Kaç?» diyecek, Allah -celle celâlüh- da «her binde 999» diyecek.

Bunu duyunca ashabın kalbleri kırıldı ve ibâdete karşı bir gevşeklik duydular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sabahleyin onları sıkılmış ve gevşemiş görünce, diğer kavimlere nisbeten onların, beyaz bir öküzün derisinde siyah bir nokta gibi, olduklarını hatırlatarak kalblerini ferahlattı ve rahata kavuşturdu.

KABZ VE BAST HÂLLERİ NEDİR?

Kuşeyri Risâlesi’nde şöyle demektedir: Kabz ve bast iki haldir ki; kulun, havf ve recâ halinden terakkî etme ölçüsündedir. Ârif-i billâh için kabz, mübtedî (yeni başlayan) için havf (korku) makamındadır. Ârif-i billâh için bast (ferahlık) mübtedî için, recâ (ümîd) makamındadır.

Cenâb-ı Allah kullarına lütuf ve kereminin kemâlinden dolayı onların canlarını yarattı, onları servet û sâmân sahibi yaptı. Sonra da onlardan (Cennet karşılığında) canlarını ve mallarını satın aldı. Sonra âriyeten bu malları onlara geri verdi, sonra onlardan karz-ı hasen isteyip, buna mukabil de kendilerine kat kat karşılık vereceğini müjdeleyerek onlara ikrâmda bulundu.

Sâdık ve samîmi bir kul ancak gayreti ölçüsünde talebte bulunur, verdiklerine karşılık olarak da ancak Allah’tan ister. Allah da ona, himmeti ölçüsünde, istediğini verdiği gibi, buna ilâveten kendi keremi ölçüsünde onlar için sakladığı, gözlerini aydın edecek nice nimetleri kat kat verecektir. Bir kimse ki, bütün dünyâ metaı, nimeti kendisi için az kabul edilirse, artık sen, kendisi için çok olana bak.

Allah’ım! Bizi evliyânın kalblerine ilham ettiğin şeyle faydalandır ve bizi o kimselerden kıl ki, gözlerini yalnız sana kavuşmaya dikmiş, oradan ayırmayanlardan eyle.

İns ve cin, yalnız Allah’a kulluk etmek için yaratıl- mış olmalarına rağmen, hak ehli bâtıl ehlinden şüphesiz daha azdır. Nitekim Allah -celle celâlüh- şöyle buyurmuştur:

«Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmete mebnî değil) ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.» (Zâriyât sûresi, 56)

Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Bakara Suresi Tefsiri, s. 306-307

Kaynak: Altınoluk Dergisi, sayı: 354

 

Paylaş.

Yorumlar