İSLAM’DA YALAN SÖYLEMENİN VE YALANCI ŞAHİTLİK ETMENİN HÜKMÜ

0

İslam’da yalan söylemenin ve yalancı şahitlik etmenin hükmü nedir?

Yalan ve yalan yere yemin etmekle ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması…

1- Safvân bin Süleym (r.a.) anlatıyor:

Resûlullah Efendimiz’e:

“–Mü’min korkak olabilir mi?” diye soruldu.

“–Evet, olabilir!” buyurdu.

“–Mü’min cimri olabilir mi?” diye soruldu. Allah Resûlü yine:

“–Evet, olabilir!” buyurdu.

“–Pekâlâ mü’min yalancı olabilir mi?” diye soruldu. Resûlullah bu sefer:

“–Hayır, aslâ!” buyurdu. (Muvatta’, Kelam, 19; Beyhakî, Şuab, IV, 207)

2- Muâviye bin Ceyde (r.a.) der ki: Resûlullah Efendimiz’i şöyle buyururken işittim:

“Yazıklar olsun o kimseye ki, konuşur da insanları güldürmek için yalan söyler! Yazıklar olsun ona, yazıklar olsun ona!” (Ebû Dâvûd, Edeb, 80/4990; Tirmizî, Zühd, 10/2315)

3- Ebu Ümame (r.a.) der ki: Resûlullah şöyle buyurdu:

“Ben, haklı bile olsa münâkaşayı terk eden kimseye Cennetin kenarında bir köşk verileceğine kefîlim. Şakadan bile olsa, yalan söylemeyen kimseye Cennetin ortasında bir köşk verileceğine kefilim. Ahlakını güzelleştiren kişiye de Cennetin en üstünde bir köşk verileceğine kefîlim.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 7/4800. Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr, 58/1993; İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)

4- İbn-i Abbâs Hazretlerinden rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Kim görmediği bir rüyâyı gördüm deyip anlatırsa, âhirette iki arpa tanesini birbirine düğümleme  cezasına çarptırılır ve bunu da asla yapamaz.” (Buhârî, Ta’bîr, 45. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Edeb, 88/5024; Tirmizî, Rüyâ, 8; İbn-i Mâce, Rüyâ, 8)

5- Abdullah bin Amr (r.a.) der ki: Bir bedevî, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e gelerek:

“–Yâ Resûlullah! Büyük günahlar nelerdir?” diye sordu.

Peygamberimiz:

“–Allah’a şirk koşmaktır!” buyurdu.

“–Sonra hangisidir?” dedi.

“–Anne babaya itaatsizlik!” buyurdu.

“–Sonra hangisidir?” dedi.

“–Yemîn-i Gamûs’tur!” buyurdu. Ben:

“–Yemîn-i gâmûs nedir?” diye sordum.

Resûl-i Ekrem:

“–Bir Müslümanın malından bir parça almak için yalan yere yapılan yemindir” buyurdu. (Buhârî, İstitâbetü’l-Mürteddîn, 1; Eymân, 16; Diyât, 2. Ayrıca bkz. Tirmizî, Tefsîr, 4/3020; Nesâî, Tahrîmü’d-Dem, 3/4009; Kasâme, 48)

HADİSLERİN AÇIKLAMASI

Beşeriyet için en zararlı günahlardan biri de yalandır. Yalan rûhu çürüten mânevî bir hastalıktır. Kıyâmet günü insanın aleyhine en büyük delil olarak çıkacaktır.

İnsanlar umûmiyetle mahcûbiyetten kurtulmak için yalana tevessül ederler. Kişi yalan söylemekle insanları kandırabilir, lâkin bir de her şeyi bilen Cenâb-ı Hakk’a ne cevap vereceğini düşünmelidir. Hâlbuki dünyada rezil olmamak için başvurduğu yalan, âhirette onu daha fazla mahcûb edecektir. Dünyada üç beş kişi karşısında yüzünün kızarmasından kaçan insan, âhirette bütün insanların huzûrunda yalanı ortaya çıktığında ne yapacaktır? Onların içinde en çok sevdiği insanlarla birlikte en büyük düşmanları da bulunacaktır. Hâlbuki kişi, her iki gruptaki insanların da yanında mahçup olmayı aslâ istemez. İşte azıcık darda kaldığında kendini kurtarmak için yalan söyleyenler, ebedî hayatta çok daha zor ve sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kalacaklardır. Çünkü insanoğlunun her sözü kayıt altına alınmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” (Kâf 50/18)

Bunun için kullarına son derece merhametli olan Cenâb-ı Hak, onları baştan îkaz ederek:

“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme!” buyurmaktadır. (İsrâ 17/36)

Yüce Rabbimizin bu emri mûcibince mü’minler, konuşurken dikkatli olmalı, hakkında bilgi sahibi olmadıkları sözü söylememeli ve tam olarak bilmedikleri mevzûlarda görüş beyan etmemelidir. (Buhârî, İ’tisâm, 7)

Zira, “Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter.” (Müslim, Mukaddi-me, 5; Ebû Dâvûd, Edeb, 80/4992)

Yalan söyleyen kimse, başkasına değil kendisine zarar verir. Onun yalan yanlış sözleri hep kendi aleyhinedir. (Mü’min 40/28)

  • Her şeyden önce yalan, insanın kalbini karartmak sûretiyle hidâyet yolunda büyük bir engel teşkîl eder. Bu konuda Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

“Kul yalan söylemeye devam ettikçe kalbine siyah bir nokta vurulur. Sonra bu nokta büyür ve kalbin tamamı simsiyah kesilir. Bu kimse nihayet Allah katında «yalancılar» arasına kaydedilir.” (Muvatta’, Kelâm, 18)

Cenâb-ı Hak da, böyle kalbi kararmış yalancı kimseleri hidâyete erdirmez. (Zümer 39/3; Mü’min 40/28)

  • Yalan, insanı Resûlullah Efendimiz’den uzaklaştırır. Hz. Ayşe şöyle buyurur:

“Resûlullah’e, yalandan daha kötü ve çirkin gelen bir huy yoktu. Ashâbından birinin herhangi bir hususta azıcık yalan söylediğini duysa, onun tevbe ettiğini öğreninceye kadar kendisini o sahâbîden uzak tutar, fazla iltifat etmezdi.” (İbn-i Sa’d, I, 378)

  • Diğer taraftan yalan, insanı önce günaha, sonra da Cehenneme sürükler. Nitekim hadis-i şerifte:

“Yalan kişiyi fücûra, fücûr da Cehenneme götürür. Kişi yalan söylemeye devam ettikçe, sonunda Allah indinde yalancı olarak yazılır” buyrulmaktadır. (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103-105)

İSLAM’DA YALAN SÖYLEMENİN HÜKMÜ

Bu sebeple birinci hadisimizde, imanla yalanın kesinlikle bir araya gelemeyeceği, doğruluktan ayrılmanın hiçbir sûrette mü’mine yakışmadığı ifade edilmektedir. Korkaklık ve hatta cimrilik gibi en çirkin hasletler bile geçici olarak mü’minde bulunabilirse de, yalan onun semtine hiç yaklaşmamalıdır. Çünkü yalan mü’minin ahlâkından değildir. Aslında mü’min korkak ve cimri de olmamalıdır; bunlar da istenmeyen en çirkin vasıflardır. Lâkin yalanın yanında onlar bile hafif kalmaktadır. Efendimiz, yalanın büyüklüğünü ve mü’minden ne kadar uzak kalması gerektiğini beyan için böyle bir üslup kullanmıştır. Yoksa kâmil bir mü’minde bu vasıfların hiçbiri bulunmamalıdır. Nitekim Resûlullah:

“Beni asla cimri, yalancı ve korkak bulamazsınız!” buyurmuştur. (Buhârî, Cihâd, 24; Nesâî, Hibe, 1) Hz. Ömer de:

“Mü’mini yalancı olarak bulamazsın”  diyerek mü’minin yalanla alâkası olmadığını anlatır.

Yalan, mü’mine yakışmadığı gibi Cennete de yakışmayan kötü bir haslettir. Yalancı Cennetten uzaklaştığı gibi yalanın da Cennette aslâ yeri yoktur. Nitekim âyet-i kerimede şöyle buyrulur:

“Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.” (Nebe 78/35)

MÜNAFIĞIN ÜÇ ALAMETİ

Kur’ân, yalanı inkarcılara nisbet ederken, Resûlullah Efendimiz de onu ayrıca münafıklara nisbet etmiştir:

Âyet-i kerimede:

“Yalanı ancak Allah’ın âyetlerine inanmıyanlar uydurur, iftira ederler. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir.” buyrulur. (Nahl 16/105) Resûlullah de:

“Münâfığın alâmeti üçtür; konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine bir şey emânet edildiğinde emânete hiyânet eder” buyurmuştur. (Buhârî, Îmân, 24; Müslim, Îmân, 107)

Bu kadar kötülük ve tehlikelerine rağmen, ne yazık ki insanlar, pervanelerin (kelebeklerin) ateşe üşüştüğü gibi, yalana üşüşmekte ve bu konuda lâkayd davranmaktadır. Hâlbuki örnek nesil Ashâb-ı Kirâm yalandan en uzak duran insanlardı. Şu iki rivâyet, onların yalandan ne denli uzak kaldıklarını en güzel şekilde ortaya koymaktadır:

Resûlullah Huneyn’de elde edilen ganîmetlerden, kalbini İslâm’a ısındırmayı istediği kişilere bol bol verince, Ensâr’ın gençleri rahatsız oldular.

“–Doğrusu bu hayret verici bir şey! Kılıçlarımızdan hâlâ (Kureyş’in) kanları damlıyor, buna karşılık ganimetlerimiz onlara veriliyor” dediler.

Bu sözler Peygamber Efendimiz’e ulaşınca Ensâr’ı topladı:

“–Sizden bana ulaşan sözler de nedir?” buyurdu.

Ensâr, son derece mahcup olmalarına rağmen başlarını önlerine eğerek:

“–Evet, aynen size ulaştığı gibi oldu” dediler.

Çünkü onlar yalan söylemezlerdi. (Müslim, Zekât, 134)

Rivâyette bilhassa dikkatlere arzedilen bu son cümle, Ashâb-ı Kirâm’ın ne kadar zor durumda olsalar bile yalana hiç tevessül etmediklerini göstermektedir.

Bunun bir misâli de Hz. Enes’in şu sözünde görülmektedir:

“Vallâhi size anlattıklarımızın tamamını, (doğrudan) Allah Resûlü’nden duymuş değiliz (Resûlullah’ın hadis-i şeriflerini birbirimizden de öğreniyorduk). Fakat biz birbirlerimize hiç yalan söylemezdik.” (Heysemî, I, 153)

Tebük Seferi dönüşünde sefere katılmayan münâfıklar, yalan söyleyerek kurtulduklarını zannederken, Kâ’b bin Mâlik (r.a.) ne pahasına olursa olsun doğruyu söylemişti. Doğru sözlülüğü neticesinde epey sıkıntılar çekmiş, hatta dünya bütün genişliğine rağmen kendisine dar gelmişti. Lâkin sonunda elde ettiği kazanç hiçbir şeyle değişilmezdi: Allah’ın gazâbından ve o esnâda inen âyet-i kerimedeki şiddetli azardan kurtulmuş, sonra da Cenâb-ı Mevlâ’nın yüce mağfiretine nâil olmuştu. Kendisi şöyle anlatır:

“Allah’a yemin ederim ki, İslâm ile şereflendirdikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın bana verdiği en büyük nimet, Peygamber Efendimiz’in huzurunda doğruyu söylemem, böylece yalan söyleyenlerle birlikte helâk olmaktan kurtulmamdır. Çünkü Allah Teâlâ, Tebük Seferi’ne katılmayıp da yalan söyleyenler hakkında, hiç kimse için kullanmadığı ağır sözleri vahyederek şöyle buyurdu:

«Onların yanına döndüğünüz zaman, kendilerini hesâba çekip cezalandırmamanız için Allah adına yemin edecekler. Onlardan yüz çevirin, çünkü onlar necistirler/pisliktirler. İrtikâb ettikleri günahın cezası olarak varacakları yer Cehennemdir. Kendilerinden râzı olasınız diye de size yemin ederler. Siz onlardan râzı olsanız bile Allah fâsıklardan asla râzı olmaz.» (Tevbe 9/95-96)” (Buhârî, Megâzî, 79)

Doğru sözlülük, insanı helâk olmaktan kurtardığı gibi faziletli bir insan olmanın da ilk şartıdır:

Lokman Hakîm’e, sahip olduğu fazilet kast edilerek:

“–Seni şu gördüğümüz yüksek mertebeye ulaştıran nedir?” diye sorulduğunda, o:

“–Doğru sözlülük, emânete riâyet edip yerine getirmek ve beni ilgilendirmeyen şeyleri terk etmektir” diye cevap vermiştir. (Muvatta’, Kelam, 17)

YALAN SÖYLEMENİN GÜNAHI

İkinci hadisimizde, mizah yapmak ve insanları güldürmek için yalan söyleyenler için ağır bir tehdît söz konusudur. İnsanlar bu tür yalanı önemsemezler ve “Şaka yapıyorum” diye kolayca söyleyiverirler. Bir müddet sonra da dilleri yalana alışır. Bu ve benzeri tehlikeleri sebebiyle şaka yollu yalan, ağır bir tehditle yasaklanmıştır. Hatta hadis-i şerif, bu tür yalanın getireceği vebâlin diğerlerine nazaran daha büyük olduğunu göstermektedir. Çünkü metinde geçen “Veyl: Yazıklar olsun” hitâbı, âkıbeti son derece korkunç olan durumlar için kullanılır. Bu hadiste de üç defa tekrar edilmiştir.

İnsanları neşelendirmek için kendilerini tehlikeye atan kimseler, ne kadar acınacak bir hâldedirler. Çünkü Peygamber Efendimiz’in “Veyl” hitâbına mâruz kaldıkları gibi, Cenâb-ı Hakk’ın da “Veyl” hitâbıyla karşı karşıyadırlar:

Her yalancı ve günahkâr kişinin vay hâline!” (Câsiye 45/7)

MÜMİNİN ÜÇ HASLETİ

Üçüncü hadisimizde, olgun bir mü’minin sahip olduğu üç güzel haslete işaret edilmektedir. Bunları elde etmek zor olduğu için Efendimiz, karşılığında büyük ecirler vaad etmektedir.

Birincisi, mü’minin haklı bile olsa büyük bir olgunluk gösterip lüzumsuz tartışma ve münâkaşalara girmemesidir. İnsan nefsi cedel ve münâkaşadan çok hoşlanır.  Tartışmada gâlip gelmekten büyük bir haz alır. Nefsini terbiye ederek bu hevesini dizginleyen Müslümanın mükâfâtı, Cennetin kenârında bir köşk elde etmektir.

İkincisi, şaka bile olsa yalan söylememektir. İnsan başkalarına şaka yaparak eğlenip gülmeye meyyâldir. Bunu yaparken de çoğu zaman yalana başvurur. Mâsum görünüşlü bu tehlikeli alışkanlığı terk etmek, zamanla çok zor bir hâl alır. Dolayısıyla onu terk etmenin mükâfâtı da Cennetin ortasında bir köşktür.

Üçüncüsü ise insanın bütün kötü vasıflardan kurtularak ahlâkî kemâle doğru yol almasıdır. Nefsi tezkiye ederek güzel ahlâka erebilmek, ciddî bir mücâhedeyi gerektirmektedir. Çoğu insanın muvaffak olamadığı bu bahtiyarlığın karşılığı da Cennetin en üstünde bir köşktür.

Hadisimizden anlaşıldığına göre mü’min, yalanı hafife almamalıdır. Zira çoğu insanın yalan olmayacağını düşündüğü bazı sözler vardır ki, söyleyenin amel defterine yalan günahı yazılmasına sebep olur. Abdullah bin Âmir (r.a.) şöyle anlatır:

Bir gün Resûlullah bizim evimizdeydi. O esnâda annem beni çağırdı ve:

“–Gel sana bir şey vereceğim” dedi. Allah Resûlü anneme:

“–Ona ne vermek istemiştin?” diye sordu. Annem:

“–Bir hurma vermek istemiştim” deyince, Resûlullah şöyle buyurdu:

“–Haberin olsun, eğer ona bir şey vermeyecek olsaydın, sana bir yalan (günahı) yazılırdı.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 80/4991; Ahmed, III, 447; II, 452)

Demek ki çocuk terbiyesinde de yalandan uzak kalmaya çok dikkat etmeli, çocukları sevindirmek veya korkutmak için asılsız şeyler söylemekten sakınmalıdır.

YALAN YERE RÜYA ANLATMAK GÜNAH MI?

Dördüncü hadisimizde, farklı bir yalan türünden bahsedilmektedir. Hadis-i şerif, kişinin rüyâsında görmediği hâlde gördüm diye bazı şeyler anlatmasının büyük günah olduğuna delâlet etmektedir. Çünkü bu, en kolay söylenebilecek bir yalan olup, doğru veya yanlış olduğunu tesbit etmek mümkün değildir. Dolayısıyla diğer yalanlara göre daha büyük bir fesada sebep olur. Bu yolla pek çok insan aldatılarak çeşitli menfaatler elde edilmektedir ki, hepsi de kul hakkına girer.

Bundan daha tehlikeli olanı ise yalan rüyâ anlatan kimse, öncelikle Allah Teâlâ’yı yalanlamış ve O’na iftirâ etmiş olmaktadır. Zîrâ sâlih rüyâlar, Allah Teâlâ’dandır ve nübüvvetin kırkaltı cüz’ünden biridir.  Bu sebeple rüyâ husûsunda yalan söylemek, herhangi bir insanla ilgili yalan ve iftirâdan daha büyük bir günahtır. Dolayısıyla Allah Resûlü, böyle bir yalana tevessül edenler için, âhirette sonu gelmez bir azap olduğunu anlatan dikkat çekici bir misâl vermiştir.

GÜNAHA VE CEHENNEME BATIRAN YEMİN!

Beşinci hadisimizde, büyük günahlar arasında, başkalarının malından bir parça almak için yalan yere yemin etmek sayılmaktadır. Böyle bir yemin; haramı helâl, bâtılı hak göstermek sûretiyle İslâm’ın hükmünü değiştirmek anlamına geldiğinden, insanı önce dünyada günaha batırır, sonra da âhirette Cehenneme sürükler. Bu sebeple yalan yere yemin etmeye, “Yemîn-i gamûs” denilmiştir. Yani “günaha ve Cehenneme batıran yemin!”

Yalan yere yemin eden kimse, Allah’ı şahit gösterip insanları aldatmak istediği için O’nun mukaddes ismini istismar etmekte ve Allah’a iftirada bulunmaktadır. Bu nedenle Resûlullah, yalan yere yemini en büyük günahlardan saymıştır. Nebî:

“Bir Müslümanın malını elinden almak için yalan yere yemin eden kimse, Cenâb-ı Hakk’ın gazabına uğramış olarak O’nun karşısına çıkar” buyurmuş ve şu âyet-i kerimeyi okumuştur:

“Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenle-re gelince, işte bunların âhirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azâb vardır.” (Âl-i İmrân 3/77) (Buhârî, Eymân, 11, 17; Müslim, Îmân, 220, 222) Bir gün Resûlullah:

“Yalan yere yemin ederek bir Müslümanın hakkını gasbeden kimseye, Allah Cehennemi vâcip, Cenneti de haram kılar” buyurmuştu. Bir kişi:

“–Eğer o hak önemsiz bir şey ise yine böyle midir, yâ Resûlullah?” diye sordu. Allah Resûlü:

“–Misvak ağacından bir dal parçası olsa bile böyledir” buyurdu. (Müslim, Îmân 218. Ayrıca bkz. Nesâî, Âdâbü’l-Kudât, 30; İbn-i Mâce, Ahkâm, 8, 9)

Ticârî muâmelelerde de yalan yemin, malın bereketini giderip helâkine sebep olmaktadır. (Buhârî, Büyû’, 44, 26; Müslim, Büyû’, 47)

Resûlullah, hata ederek alışverişine yalan ve yemin karıştıran tâcirlere, sadaka vermek sûretiyle bu günahlardan arınmaya çalışmalarını tavsiye etmiştir. (Ebû Dâvud, Büyû’, 1/3326-7; Tirmizî, Büyû’, 4/1208)

Yalan yere yemînin ağır bir günah olduğunu gösteren delillerden biri de şudur:

Bir kimse yeminini bozduğunda, keffaretini ödemek sûretiyle günahtan kurtulabilir. Fakat yalan yemin öyle büyük bir günahtır ki, onun cezasını keffâret dahî düşüremeyeceğinden, yalan yemînin keffâreti yoktur. Kişi yalan yeminle baş-kalarının hakkını almışsa, ikinci bir günah daha işlemiş olur. Haksız yere elde ettiği şeyi, sahibine iâde etmedikçe tevbe ile kurtulması mümkün değildir.

YALAN ŞAHİTLİK ETMENİN HÜKMÜ NEDİR?

Yalan şahitlik de yalan yere yemin etmek gibi büyük bir günahtır. Hatta bunları aynı şey saymak bile mümkündür. Resûlullah bir gün sabah namazını kıldırdıktan sonra ayağa kalkıp:

“–Yalan şahitlik Allah’a şirk koşmakla denk tutuldu” buyurmuş ve bu sözünü üç defâ tekrarlamıştır. Sonra da şu âyet-i kerimeyi okumuştur:

“…Pislik olan putlardan ve yalan sözden (yalan yere şahitlik yapmaktan) sakının!” (Hac 22/30) (Ebû Dâvûd, Akdıye, 15/3599; Tirmizî, Şehâdât, 3/2300; İbn-i Mâce, Ahkâm, 32)

Cenâb-ı Hak, bu günahtan kaçınan kullarını methederek şöyle buyurur:

“Onlar yalan şahitlik yapmazlar…” (Furkân 25/72)

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Efendimiz’den Hayat Ölçüleri, Erkam Yayınları

YALAN YERE YEMİN ETMENİN GÜNAHI NEDİR?

Paylaş.

Yorumlar