İslam'da "sahih Bilgi Üretimi"nin Açmazları

Dr. Şemseddin Kırış "’Sahih Dini Bilgi Üretimi’ Söyleminin Açmazları” üzerine yazdığı yazıda son zamanlarda “sahih dini bilgi üretimi” kavramsallaştırmasını değerlendiriyor. Kırış, “Sahih bilgi nedir? Dini bilgiye kalbimiz nasıl mutmain olur? Dini bilgi ve bilimsel bilgi arasındaki farklar nelerdir?” vb. sorulara açıklık getiriyor.

Ekonomi ile ilgili bir kavram olan üretimin dini sahada kullanılması yeni bir açılımdır. Dini bilgi, şuur ve idrakle ilgili bir fenomendir. Bilgisayar komutunun üretilebilirliği gibi, dini bilginin de üretilebilirliği söz konusu olabilir mi? Dini bilgide, bilginin kaynağının yanısıra, muhatabının iç dünyası ve psikolojik durumu da önem taşır.

Dini bilgiyi doğru kaynağından alma gayretinin ehemmiyeti küçük görülemez. Sahih kaynaklardan beslenmeyen dini bilgiler hurafelere götürür. Ancak bu söylemin İslam dünyasının bugün karşılaştığı sorunlar bağlamında dillendirilmesi dikkat çekicidir. Sanki “sıfır hurafe, sıfır sorun” demektir gibi bir algı var. Bu algının da analiz edilmeye ihtiyacı var. Bu kavramsallaştırmada dini bilginin “doğru kaynağından, doğru istihsali” gibi oryantalistik bir kaygı gözlemleniyor. Çünkü en çok Oryantalistler müslüman dünyasında, İslamî bilginin insanlarda nasıl makes bulduğu ile ilgili değil, bu bilginin çıkış kaynağı ile ilgili kaygıları ve şüpheleri müslümanların gündelik hayatına taşımışlardır.

SAHİH BİLGİ ÜRETİMİ NEDEN OLMUYOR?

İslam dünyasının asıl sorununun “sahih bilgi üretimi olmayışı” görüşünün aşağıdaki gerekçelere dayandırıldığını görürüz:

  1. Sahih dini bilgi üretildiğinde şiddet yanlısı akımlar sıfırlanır, müslümanların imajı olumlu biçimde gelişir.
  2. Sahih dini bilgi üretilir ve bu bilgiler doğrultusunda eğitim seferberliği yapıldığı takdirde İslam dünyasında ortaya çıkan “özgüven zedelenmesi” bertaraf edilmiş olacaktır. Çünkü özgüven kaybının en önemli nedeni müslüman dünyanın olumsuz imajının oluşturduğu moral çöküntüdür.

İslam dünyasının bir imaj sorunu yaşadığı göreceli bir yaklaşımdır. İmaj bir sorunsa bu sorunun tespitinde birden çok parametrenin olması gerekir. İmajımız düşük ya da yüksek derken “neye göre düşük, neye göre yüksek” sorularının cevabını bulmak gerekir.

Müslümanlar, kendi medeniyetleri dışında bir medeniyeti veya hayat tarzını “baz” aldıklarında karşılarına genellikle bir imaj problemi çıkmaktadır.

Kâinatta gerçekleşen her şey sonuçta Allah’ın iradesiyle olmaktadır. Allah Teâlâ gerçekleşen her olgunun insanların yaptıklarıyla ilgili olduğunu bildirmektedir:

“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.1 İnsanların tarihe yazdıklarının, yazgılarını belirlemesi de ilahi bir kânundur. Herkese yazgıdan bir pay erişecektir2. Yazgı da yaptıklarımızla ilgilidir. Müslüman için yaptıklarıyla Allah’ın katında kendini kurtarıp kurtaramadığı sorusunun cevabı dışında “hayat çizgisini belirleyici” bir kaygının olmaması gerekir. Günümüzde hayatî kaygılar imaja dönük hale getirilmiş, Müslüman kamuoyu imaj kurtarma sendromuna düşürülmüştür. Bizi Allah’ın huzurunda hesap verirken “nasıl bir imaj” değil, “nasıl bir içerik” içinde olduğumuz kurtaracaktır. Olumsuz İslam dünyası algısının ve İslamofobinin tek sebebini müslümanlarda görmek, “hırsızın hiç mi kabahati yok” söylemi ile birlikte değerlendirilmezse sıhhatli sonuçlar çıkmayacaktır.

BİLGİNİN ÇIKTIĞI KAYNAK ÖNEMLİ

Dini bilgi üretime konu olabilecek bilgi değil, idrâke konu olabilecek yani “fıkhedilecek” bilgidir. Fıkhetme ve anlama bilginin muhatabı ile ilgilidir. Üretilen değil, idrak edilen bilgi “tefakkuh” edilir. Kur’an’da, geçtiği âyette tefakkuhun insanları uyarmak, ikaz etmek için olduğuna işaret edilir3. “Bilimsel bilgi” dediğimizde farklı bir şeyden söz ediyoruz.

Dini bilgi öncelikle insanları uyarmak içindir. “Bilimsel bilgi” din bilimlerine uyarlanamaz. Bilimsel bilgi normu ile dini bilgi normu birbirinden farklıdır. Bilimsel bilgi deneyle doğrulanmış ve standardize edilmiş bilgidir. Bütün suların 100 santigrat derecede kaynayacağı, bilimsel bilgiye örnek olarak verilir. Bilimsel bilgide genelleme vardır, bütün suları tek tek denemek imkânsızdır. Burada önce bilginin çıktığı kaynaktan şüphe duyma, sonra da doğruluğun fiziksel yollarla test edilmesi ve nihayet bilginin standartlaştırılması söz konusudur. Bu bağlamda bilgi, bizim dışımızda bir gerçekleşme sürecini tamamlamaktadır. Oysa dini bilgide, bilginin gerçekleşme süreci bizim dışımızda ve bizden bağımsız olmaz.

kuranvehirsiz2

İLAHİ BİLGİ İLE BİLİMSEL BİLGİNİN FARKI

Bilimsel bilgide fiziksel, kimyasal, tarihsel ve küresel olayların aslında keşfedilmeyi bekleyen bir kurala göre gerçekleştiği kabul edilmez. Hz. Süleyman’ın huzurunda kendisine ilimden nasip verilen vezirin, Belkıs’ın tahtını getirebilecek bilgiye yaklaşımı ile modern bilimin bilgiye yaklaşımı birbirinden farklıdır.

Hz. Süleyman’ın vezirine ‘el-kitâbü’den ilim verilmiştir4. İlim doğrulanmış bilgidir, kişiyi Allah’a götürür. Fizik, kimya ve biyoloji gibi alanlardaki doğrulanmış bilgiler de ilimdir ve kişiyi Allah’a götürür. “el-kitâbü” ilahi yasalardır. Rahmetini kendine vacip kılması ilahi bir yasadır. Kaderimizin yaptıklarımıza merhûn oluşu5 ilahi bir yasadır. İnsanın ancak yaptığının karşılığını göreceği6 ilahi bir yasadır.

Suyun 100 santigrat derecede kaynaması da ilahi bir yasadır. Modern bilim tabiat olaylarının, fiziksel ve kimyasal hadiselerin, bir yazgı yazıcı (kâtib-i ezelî) tarafından önceden belirlenmiş bir kurala (yazgıya, el-kitabü’ye) göre gerçekleştiğini kabul etmez. Olayların herbirine parçacı yaklaştığı halde bütüncül yargılar verir, verdiği yargının değişebilirliğini ilan ederek kendine şekil ve standart verir.

DİNİ BİLGİLERİN TAMAMINI “KALP İLE DOĞRULAMA”

Dini bilgide fıkhetme vardır. Fıkhetmede bilginin çıktığı kaynak ile birlikte ulaştığı muhatap da önemlidir. Bilgi ulaştığı muhatapta zıt kutuplu bir algı formatından geçerek idrâke dönüşür. Merkezini kafa diye niteleyebileceğimiz, somut üzerinden yürüyen rasyonel algı formatı ile onun zıttı diyebileceğimiz irrasyonel algı formatı söz konusudur. Fıkhetmenin hedefi idrâke ulaşmaktır.

Bilgi üretimi kavramsallaştırmasında bilgiye bir şekil verme, standart getirme eğilimi vardır. Kendini “aydınlanma” olarak niteleyen modern batı düşüncesi, deneyle doğrulanmamış bilgiyi meşgale alanı dışında bırakarak ötekileştirdi. Dini bilgiler, doğrulanmışlığı fiziksel deneylere dayanmayan bilgilerdir. Bir konuda kalbin tam tatmin olmasıyla da bilgi doğrulanabilir mi? Dini bilgilerin tamamı “kalp ile doğrulama” yöntemine dayanır. Mesela bir hadisin sahihliği derken biz bir muhaddisin o hadisin Hz. Peygamber’e aidiyeti ile ilgili kalbinde tam bir kanaatın hasıl olduğunu anlarız. Bir muhaddisin sahih dediğine bir başka muhaddis sahih demeyebilir.

İnsanın içinde bir kanaatın hasıl olmasında fiziksel veriler de etkili olur. Ravilerin yaşantısı, ezber kabiliyeti gibi veriler de değerlendirilir. Son kararı kalp verir. Dinî ilimlerde bilgiyi doğrulama yöntemi olarak kalbî itmi’nan kullanılır.

İçtihad bir bilgi üretimi midir? Hâkim mahkemede davacı ile davalı arasında bir hüküm vermektedir. Hüküm son tahlilde hâkimin iradesinden sâdır olmaktadır. Hâkimin iç dünyasında karar oluşmaktadır. Dâvâ ile ilgili fiziksel veriler metafizik bir alan olan hâkimin kalbinde ve kafasında harmanlanmakta ve bir karar çıkmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.) “Hâkim, içtihad eder isabet ederse ona iki ecir vardır. Hâkim içtihad eder, hükümde hata ederse ona bir ecir vardır7” buyurmuştur. İçtihad bir bilgi üretimi değil, idrak edilmiş bir hakikatın ilanıdır. Hakikatın idraki müçtehidin kalbinde gerçekleşmektedir.

islamdunyasi2

DİNİ BİLGİ ÜRETİMİ

İdrak olmadan dini bilgi anlaşılmaz. Mesela namaz kılmanın iyiliğini, gıybet etmenin kötülüğünü idrak olmadan anlamamız ve yaşamamız mümkün olabilir mi? “Dini bilgi üretimi” söylemi, idrakin ihmal edildiği bir söylemdir. Örneğe dönelim. Namaz kılma emri bir veri olarak bize geldi. Sahih kanallardan geldi. Tartışmasız doğru kanallardan geldi. Bu veri kafa ve kalbimizde bir makes bulmadan hayatımıza intikal edebilir mi? Kafa ve kalbimizde namazın bizim için gerekliliği ve olmazsa olmazlığı ile ilgili bir bilgi ve duygu birikimi, değer birikimi olmadan namaz emrini yaşayabilmemiz mümkün olabilir mi?

Namazın kılınabilirliğinde bilgi birikiminin yanında duygu ve değer birikimi olması gerekir. Duyguları uyandırıcı (sansitif) yanı hiç bulunmayan bilginin namaz eylemine dönüşmesi mümkün olabilir mi? Rasyonel bilgi hakîkat-ı hâle mutâbakat gibi ontolojik bir kaygıdan çok, bilgiyi standardize etme çabasından neşet etmiştir. Çünkü hakîkat-ı hâl rasyonellik ve irrasyonellik gibi iki zıt kutbu içerir. İrrasyonellik olmadan rasyonelliğin bir anlamı yoktur. Karanlık olmadan aydınlığın anlamsızlaşması gibi şer olmadan hayrın anlamsızlaşması gibi soğukluk olmadan sıcağın anlamsızlaşması gibi hareket olmadan dinlenmenin anlamsızlaşması gibi… “Anlam” zıt kutupların çarpışmasından ve tahavvülâtından doğmaktadır. Kış olmazsa, yaz anlamsızlaşır. Yorulma olmadan dinlenme anlamsızlaşır. İnkâr (kâfirlik)olmazsa iman da anlamsızlaşır. Allah zıt kutupları birbirine karıştırmamıştır. İman yolunun da inkâr yolunun da müşterisini çıkartacak gerekli ortamı bu dünyada hazırlamıştır.

DİNİ BİLGİLER KALBİN MUTMAİN OLMASINA DAYANIR

Salt rasyonellik üzerinden gidildiğinde namazın yaşanabilirliği diye bir şey kalmaz. Namazı beden eğitimi hareketlerine indirgemiş olursunuz. Namazın sizi inşa edişini, namaza yüklediğiniz anlamı düşünmek zorundasınız. Allah’la beraber olacaksınız. O’na en yakın olduğunuz secde anını dolu yaşayacaksınız. Doğru kaynağından doğru yollarla intikal eden “rasyonel bilgi komutu” bir insandan ziyade bir robot inşa edebilir. Vahyin kaynağından gelen bilgileri komuta indirgeyen yaklaşım insanları da robota dönüştürür.

Üretilen bilgi konseptinde metafizik verilerin doğrulanamazlığı esas kabul edilmiştir. Oysa dini bilgi metafiziksel verilerin kalp ile doğrulanabilirliği esasına dayanır. Dini bilgi sürrasyonel bilgidir. Surrasyonel, akıl dışı anlamına da gelmez. Rasyonel eylemler, somut üzerinden (fiziksel nesneleri algılayıcı), irrasyonel eylemler de soyut üzerinden (fizik ötesi olguları algılayıcı olarak) yürür. Kur’an’da hep fiil olarak geçen akletme eylemi rasyonel yanlarının yanında surrasyonel yanları da bulunan bir eylemdir. Rasyonel eylemlerin merkezi kafa ile surrasyonel eylemlerin merkezi kalbin imtizâcı “akletme” eylemini oluşturur.

Bakara suresinin 260. âyetinde Hz. İbrahim’in metafiziksel verileri kalp ile doğrulamayı bir yöntem olarak uyguladığına işaret edilmiştir:

Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “inanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Âyetin sonunda Hz. İbrahim’in kuşları kestiği ve dirilip uçtuklarını gördüğü zikredilmez. Burada sanki anlatılmak istenen başka bir şeydir. İbrahim kalbinde bir itmi’nan duygusunun hâsıl olmasını istemiştir. Kalbin tatmin olmasıyla da bilgi hâsıl olur. Bilgilerin doğruluğu kalb ile de test edilebilir. Hz. Peygamber bir hadisinde “şüphe etmeye biz İbrahim’den daha çok hak sahibiyiz”8 buyurması anlamlıdır. İbrahim hakikatı bulmak için şüphe etti. Kalbinin mutmain olmasını istedi. Dini bilgiler kalbin mutmain olması esasına dayanır.

Dipnotlar: 1) Şûrâ(42), 30. 2) A’râf(7), 37. 3) Tevbe(9), 122. 4) Neml(27), 40. 5) Müddessir(78), 38. 6) Necm(53), 39- 40. 7) Buhârî, İ’tisâm, 21; Beyhakî, Sünen, Âdâbü’l- kâdî, 23(hadis no: 20366). 8) Buhârî, Enbiyâ, 12.

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Dr. Şemsettin Kırış, Mart 2015, 349. Sayı

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.