İMAN NASIL TAZELENİR?

0

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Peygamber Efendimiz’in “Îmânınızı tâzeleyiniz!” hadis-i şerifinden bahsediyor…

İMAN NASIL TAZELENİR?

Bir gün Allah Rasûlü -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–Îmânınızı tâzeleyiniz!” buyurmuşlardı.

Ashâb-ı kirâm hazretleri:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü, îmânımızı nasıl tâzeleyelim?” diye sordular. Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-:

“–«لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ» (Lâ ilâhe İllâllah) sözünü çokça tekrarlayınız!” cevabını verdiler. (Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657)

ÎMÂNINIZI YENİLEYİN

 

Bazı günleri Cenâb-ı Hak lûtuf olarak ikram etti, ihsân etti. Gün içinde seherler büyük bir ikram.

وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْاَسْحَارِ (“…Seherlerde istiğfâr ederler.” [Âl-i İmrân, 17]) buyuruyor. Seherlerde davet ediyor. Seherlerde rûhânîleşecek, gönlü, kalbi rûhânî gıdâ ile dolduracak ki gündüzleri nefsin musallat olan kerahatlerine karşı mukâvemet gösterecek. Ezilmeyecek günahlar altında, günahlara meyletmeyecek ki o seher dolacak kalp.

Kelime-i tevhîd ile dolacak. Efendimiz;

“Îmânınızı tecdîd edin, yenileyin.” buyuruyor. (Bkz. Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657) Kelime-i tevhîdi hatırlayacak.

Rasûlullah Efendimiz’i hatırlayacak. En büyük peygambere ümmet olduk. O’nunla beraber olmayı ne kadar istiyoruz?

İstikbâlimizi hatırlayacak.

يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ

(“…Âhiretten korkan (çekinen)…” [ez-Zümer, 9]) Bir âhireti unutmayacak, bir kabri unutmayacak.

Kurtuluş nedir? Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuna, rahmetine kavuşmak. Bir duâ hâlinde yaşayacak.

Velhâsıl seherler ayrı bir güzellik bir mü’min için. Tabi zor. Bilhassa yaşlandıkça insan, birtakım tâkat kesilir, kalkış zor olur. Gençken de insan farkına varmaz, geç yatar, vs. yapar, o seher vakti, o bereketli bahar yağmurlarının yağdığı zamanlar, boşa gider. O bahar yağmuru, kayalar üzerinden denizlere yağar, ziyan olur gider.

Cenâb-ı Hakk’ın bu… Seherler bir lûtuf, gün içinde lûtuf. Cumalar bir lûtuf, rahmetin tecellî ettiği anlar. Sene içinde de üç aylar ayrı bir lûtuf. Bu ay büyük bir rahmet ayı, diğer aylardan farklı olarak.

اَللّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فيِ رَجَبٍ وَ شَعْبَانَ وَ بَلِّغْنَا رَمَضَانَ

Efendimiz buyuruyor. Yani:

“Allâhʼım! Receb ve Şâbân’ı bize mübârek kıl (bereketli geçmesini nasîb eyle ki) bizi Ramazân-ı Şerîfʼe kavuştur!” (Taberânî, Evsat, IV, 189; Beyhakî, Şuab, V, 348. Krş. Ahmed, I, 259)

Yani Ramazân-ı Şerîf’e mülâkî olabilmek. Rahmetin bütün gücüyle tecellî ettiği ay. Tabi o aya hazırlanabilmek.

Nasıl talebeler imtihana hazırlanırlar, kendilerini o imtihana, derse kendilerini konsantre ederler. Ticaret ehli, sanayi ehli seminerler yapar, vs. yapar. Bir ticaretin hedefine vâsıl olmaya, bir kazanca nâil olmak için bütün gayretlerini gösterirler. Sporcular kamplara çekilir. O gireceği maça hattâ “kader maçı” derler ona. Birinciliği elde edebilmek için bütün, kendilerine ihtilâttan men kararı alırlar. Kamplara çekilir, dışarıyla görüşmezler.

Demek ki bu, müslümanlar için de, Allâh’a yaklaşmak isteyenler için de Receb ve Şâbân ayı böyle bir ay. Kalp, Ramazan’a hazırlanacak. Ramazan’da bereketli yağmurlar inecek o kalbe. O kalp rûhâniyetle dolacak.

Efendimiz buyuruyor:

“Siz Ramazân-ı Şerîf’in ne olduğunu bilseydiniz, bitmesini arzu etmezdiniz.” buyuruyor. (Bkz. Heysemî, c. III, sf. 141)

Yine bu ayda Regâib kandili var. Mâlum, perşembeyi cumaya bağlayan gecedir. Sırf Efendimiz’e, diğer peygamberlerde yok, bir Mîrâc… Efendimiz’e tâ Cenâb-ı Hak sonsuzluğa doğru bir mesafe aldırdı. Yedi semânın ötesine geçti. Cenâb-ı Hak’la mülâkî oldu. Yine o da bu Receb ayının içinde oldu, Mîrâc gecesi. Bu da yalnız Efendimiz’e âit bir gece. O gecede namaz farz oldu.

Buyrulur:

“Goncaları gül yapan, üzerine yağan bereketli yağmurlardır.”

Bu üç aylar da gönülleri güle çeviren bereketli bir mevsimdir, ömrün bereketidir. Yani Hakk’a râm olma mevsimidir. Muhabbetin zirvesi, “el-Vedûd” Allah ve Rasûl’üne olan muhabbettir. Eğer o muhabbet olmazsa -Allah korusun- ömür bir gaflette geçmiş olur. Gaflet nedir o zaman? Gözünün önüne iki parmağını koy, işte gaflet odur. Yani bir şey görebilir misin? Göremezsin. Yani yine gaflet, hakîkate karşı kalbe bir perde çekilmesidir. Nedir? Günahlara yani mayın tarlasına pervâsızca koşmaktır. Nedir? Uçurumların kenarında dikkatsizce dolaşmaktır.

Mevlânâ’nın tâbiriyle nedir? Kuzunun kurda sevdalanmasıdır, günahlara sevdalanmasıdır.

Velhâsıl gaflet, kulun ebedî hayatına zehir saçan mânevî bir hastalıktır.

Onu, en öz tabiriyle, kulun kendisini yok(tan var) eden Cenâb-ı Hakk’a karşı gafil kalmasıdır, Rabbini unutmasıdır.

Zaten Rab unutulduğu zaman günah işlenir. Öfkeli ânında bir yumruk atarken, bir dedikodu ederken besmele çekilmez. Rab unutulduğu zaman yapılır bunlar. Onun için Cenâb-ı Hak:

“Allâh’ı unutan, Allâh’ın da kendilerini unutturduğu kişiler gibi olmayın (buyuruyor). Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (el-Haşr, 19)

Yani yine gaflet; anlık zevkler uğruna ebedî bir saâdeti felâkete uğratmak, fânî olan dünya hayatını, bâkîye tercih etmek, yani sonsuz Cennet hayatını tercih etmemek. Büyük bir ahmaklık, hamâkat, en büyük ahmaklık bu. Allah korusun, Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun!

Yani gaflet, böyle bir ahmaklık olmuş oluyor. Hattâ Mevlânâ bir hikâye ile anlatır bunu. Mevlânâ mücerred hâdiseleri müşahhas hâle getirir. Ahmaklığı şu şekilde anlatır. Yani gâfil olmak, dünyaya râm olmak, âhireti unutmak… Misalde şöyle anlatır hikayesinde:

Hazret-i Îsâ Rûhullah, hızlı hızlı koşar. Yanındaki kişi der ki:

“–Ey Rûhullah der, normal yürüyordunuz der, sizi böyle koşturan nedir?” der.

“–Yahu bırak der, ne olursun der, bırak ben kaçayım!..” der.

“–Yahu kimden kaçıyorsun der, aslan mı var, kaplan mı var, yılan mı var arkanda, kimden kaçıyorsun?” der.

“–Yahu bırak der, daha beteri var.” der.

“–Nedir daha beteri?”

“–Arkamda bir ahmak var der, kalbi katı bir insan var der. Gafil bir insan var der, ondan kaçıyorum.” der.

“–Ey Rûhullah der. Sen der, ölüye üfledin ölü dirildi der. Âmâya okudun, âmânın gözleri gördü der. Şu ahmağa da okusana!” der.

“–Yok der, ahmaklık bir hastalıktır der. Ona belki 100 kere okudum hiç faydası olmadı.” der.

Demek ki gafleti bertaraf etmeyi bilenlerden olmak.

Velhâsıl insan, bir cenaze gördü, bir tabut gördü; dâimâ şunun idrâki içinde olacak:

“O tabutun içinde bugün ben olabilirdim. Yarın sen olacaksın. Fakat bugün de ben olabilirdim…” Yani bunun bir idrâki içinde bulunabilmek.

Onun için Allah ve Rasûl’üne olan muhabbet, insan rûhunun pırlantası… Nâ-ehil olanlara olan muhabbet de onlara muhabbet beslemek de, bu pırlantanın çöp tenekesine düşmesi gibidir, ziyan edilmesidir.

Sokağa düşmüş, çöp tenekesine düşmüş bir pırlantanın hâli de ne hazindir!? Cenâb-ı Hak o muhabbeti veriyor, sen o muhabbeti bertaraf edip ters yönde kullanıyorsun -Allah korusun-.

Efendimiz’i her şeyden önce Rasûlullah Efendimiz’i üstün tutmak, emsalsiz bir aşk ve muhabbetle sevmek, îmânın kemâlindendir. Yani îman dediğimiz zaman ne hatıra gelecek; îman, lâyıkına muhabbet, müstahakkına nefret.

Tebbet Yedâ Sûresi niye indi? Cenâb-ı Hak niye burada Ebû Leheb’e bir lânet var “elleri kurusun” buyuruyor. O neydi o? Allah ve Rasûl’üne düşmandı. Demek ki îman da buradan kaynaklanıyor.

“Allah Rasûlü’nün yanında bulunanlar, küffâra karşı şedid…” (Bkz. el-Fetih, 29) buyuruyor Cenâb-ı Hak. Îman, lâyıkına muhabbet, müstahakkına nefret. Lâyıkına muhabbet, Allâh’a muhabbet, Rasûl’üne muhabbet, din kardeşine muhabbet, Kur’ân’a muhabbet ve onun zıddı olan her şeyden de uzaklaşabilmek.

Bu ay, Receb ayı, Şâban ayı, Ramazân-ı Şerîf, ümmet-i Muhammed olmanın nîmetini yeniden tefekkür etme mevsimi.

124 bin peygamberin en büyüğü, biz Rasûlullah Efendimiz’e meccânen ümmet olduk. Yani bir kur’a çekilmedi “hangi peygambere ümmet olacaksın” diye. Fakat Cenâb-ı Hak “rahmeten li’l-âlemîn” olan bir peygambere bizi ümmet kıldı.

Efendimiz o kadar merhametli ki:

“Ben diyor, kabrimde de «ümmetî, ümmetî» diyeceğim (buyuruyor). İsrâfil Sûr’u üfürünceye kadar bu «ümmetî, ümmetî» devam edecek.” buyuruyor. (Bkz. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XIV, 414)

“Sizi (diyor) Havz kenarında bekleyeceğim (diyor). Fakat Sünnet’e uymayanlara da onlara da uzaklaş diyeceğim.” diyor. (Bkz. Müslim, Hac, 147; Ebû Dâvûd, Menâsik, 56)

Efendimiz, insanda tecellî eden bir sanat hârikası. Bütün insanlara, bütün asırlara bir numûne, üsve-i hasene, örnek…

Fakat üç şart da olacak, o örnek, Rasûlullah Efendimiz’i örnek alan kişilerin üç vasfı olacak:

Birincisi; “…Allâh’a yaklaşmayı umanlar…” (el-Ahzâb, 21)

Yani Cenâb-ı Hak’la beraber olmanın gayreti içinde olanlar. Dâimâ:

“Allah beni görüyor…” Kalpte bu idrak olacak.

“…Âhirete kavuşmayı umanlar…” (el-Ahzâb, 21)

Zerrelerin hesabı verilecek.

“Kitabını oku! Bugün (sana hesap sorucu olarak) nefsin kâfîdir.” (el-İsrâ, 14) denilecek. Ekranların indiği bir ânı hatırlamak.

Üçüncüsü: “…Allâh’ı çok çok zikredenler için, Allah Rasûlü’nde üsve-i hasene (örnek şahsiyet, örnek karakter) vardır.” (el-Ahzâb, 21) buyruluyor.

Cenâb-ı Hak; وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ buyuruyor. “En yüce bir (en muhteşem bir) ahlâk üzeresin.” (el-Kalem, 4) buyuruyor.

İki cihan saadetinin en büyük rehberi. Dünyada da saâdet O…

Sahâbede hasta vardı, fakir vardı, zengin vardı, sağlam vardı, yetim vardı, dul vardı, vs. vardı… Fakat onlar en büyük bir lezzeti tattı.

Öyle bir lezzet duydu ki, bu lezzetin mukâbili olarak da:

“Yâ Rasûlâllah! Emret; canım, malım, her şeyim Sana fedâ olsun!..” dediler.

Gözlerinde dünya küçüldü, ukbâ muhteşem hâle geldi.

عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

“Sen doğru yol üzerindesin.” (Yâsîn, 4) buyruluyor.

Yine Cenâb-ı Hak Nisâ Sûresi’nin 80. âyetinde:

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَ

“Kim Allah Rasûlü’ne itaat ederse Allâh’a itaat etmiş olur…”

İki itaat birleşiyor.

İmam Ahmed ibn-i Hanbel Hazretleri diyor ki:

“Ben diyor, 33 yerde Kur’ân-ı Kerîm’de, Allâh’a itaatle Allah Rasûlü’ne itaatin birleştiğini gördüm.” buyuruyor.

Onun için Sünnet-i Seniyye bu kadar mühim hayatımızda.

Ashâb-ı kirâm; ne vaciptir, ne sünnettir, ne farzdır sormazdı. Efendimiz’i ayniyyen (takip ederlerdi).

“Benim kıldığım gibi namaz kılın.” buyurdu Efendimiz. (Bkz. Buhârî, Ezân, 18) O’nun kıldığı gibi kılmaya çalışırlardı. O’nun hâliyle hâllenmeye gayret ederlerdi.

Bu nasıl olacak? Bu, muhabbetle olacak. Peki bu muhabbet nasıl teşekkül edecek? Takvâda mesafe aldıkça bu rahmet teşekkül edecek, bu muhabbet teşekkül edecek.

Muhabbet nedir? İki kalp arasında bir cereyan hattıdır. İşte ashâb-ı kirâm bu cereyan hattını kurdu. Dünyanın en mesut insanları hâline geldi.

Yine buyuruyor Cenâb-ı Hak:

“Rasûlüm, de ki (ümmete, biz dahil, kıyâmete kadar gelen ümmet) eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbî olun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı mağfiret etsin. Allah gafurdur, rahîmdir.” (Âl-i İmrân, 31)

Onun için hayatımızın her safhasında örnek almaya mecburuz. Aile hayatında örnek alacağız. O’nun aile hayatı nasıldı? Bir israf var mıydı, bir oburluk var mıydı? O yuvada bir dedikodu vs. bir haset var mıydı?..

Ne vardı o yuvada? Rızâ vardı, takvâ vardı…

Velhâsıl bu cihan, âhiretin sonsuzluğu karşısında deryada bir damla misâli. Hayatın şaşkın bir yolcusu olmamak ve ölümden sonra Cennet yurduna vâsıl olmak isteyen kimse için O, üsve-i hasene, örnek şahsiyet, örnek karakter olmuş oluyor…

İMANI TAZELEYEN KELİME-İ TEVHİD’İN FAZİLETLERİ

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
KUDÜM TAVAFINI YAPAN KİŞİ, BU HACCINI TEMETTU VEYA KIRANA ÇEVİREBİLİR Mİ?

Kudüm tavafını yapan kişi, bu haccını temettu veya kırana çevirebilir mi? Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlerin de içinde bulunduğu çoğunluğa göre...

Kapat