İLK DERSTE YOLDA NASIL YÜRÜNECEĞİNİ ÖĞRETTİ

0

İGEDER (İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği) ölümünün 40. yılında Mahir İz’i çeşitli etkinliklerle yad etti. Merhum muallim Mahir İz’in talebelerinden Prof. Dr. Mustafa Uzun ve Prof. Dr. Uğur Derman’ın katılımlarıyla Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda öğrencileri Mahir İz’le ilgili hatıralarını anlattı.

“Gençlikten Geçmişe Vefa” başlığı ve anlayışıyla “kökü mazide olan bir ati” idealiyle yola çıkan İGEDER, şu an aramızda bulunmayan ancak fikirleriyle gençliğin yetişmesinde ve toplumun şekillenmesinde büyük emeği geçen hizmet aşığı muallimlerimizi tekrar gündeme taşımak ve genç nesilleri geçmişleriyle buluşturmak için kabirleri başında rahmetle anma programlarına devam ediyor. Bu kapsamda yapılan etkinliklerin ilkinde, bu sene muallim Mahir İz ve Selçuk Eraydın hocalar, kabirleri başında Yâsîn-i Şerif okumaları, dua ve kısa tanıtım konuşmaları ile yâd edildi.

İZ BIRAKAN EĞİTİMCİ MAHİR İZ

Etkinliklerin ikincisinde “İz Bırakan Eğitimciler”  programı çerçevesinde, merhum muallim ve fikir adamı Mahir İz, kendi öğrencilerinin dilinden anlatıldı. Birçok eğitimci, yazar ve akademisyenin yetişmesinde emeği geçen Mahir İz, talebelerinden Prof. Dr. Mustafa Uzun ve Prof. Dr. Uğur Derman’ın katılımlarıyla Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde anıldı.

“Allah’ın ve Rasûlü’nün istediği Müslüman cami içinde anlaşılmaz. Cami cemaati veya Arafat’taki cemaat Allah’ın bin bir emrinden sadece ikisini yerine getirendir. Müslümanın hakiki ölçüsü cami dışındaki, muamelatından, işlerinden meydana çıkar.” sözüyle bulunduğu tüm ortamlarda dinimizi hâl ve kâl ile anlatabilmeyi başarmış bir şahsiyet olan, güzel ahlâkı ile öğrencilerine ve çevresine her daim örnek olan Mahir İz Hoca, birçok seveninin katılımıyla yad edildi.

mmm

YOLDA YÜRÜMENİN KAİDESİ

Programda Prof. Dr. Mustafa Uzun, merhum Mahir İz Hoca’nın tasavvufun hedeflediği kâmil insan vasıflarına sahip olduğunu belirtti. O günkü eğitim sisteminin istidâtlı kimselere doğru hedefleri gösterdiğini ifade etti. Çok güzel konuşurdu, harikulâde bir Türkçesi vardı. Buna rağmen mütevazi idi. Hâfızasının kudretine hayranlık duyanlara nükteli bir mukabelede bulunduğunu Mahir İz’in şu cümleleriyle anlattı:

“Biz ilkokula başladık. İlk gün yolda nasıl yürünür, bunun kaidesini öğrettiler: “Nazar ber-kadem”, yani hep önümüze baktık. Siz ise “nazar ber-etraf”sınız. Sizde hafıza mı olur?” Yolda yürürken etrafınıza bakarsanız kafanız bir sürü gereksiz bilgilerle dolar. O yüzden insan önüne bakarak yürümeli!

Ahmet Kabaklı’nın Mahir İz Hoca ile ilgili yazısını programda okuyan ve bu yazıyı okumalarını herkese öneren Mustafa Uzun Hoca, hatıralarını anlatmaya şöyle devam etti: Mahir Hoca, “Kıl beşi kurtar başı” diyorlar. “Bu böyle olmaz” der ve bunu şöyle değiştirirdi:

Kıl beşi, ye helal aşı
Yap güzel her işi
Düşün kul kardeşi
Kurtar başı

mm

MAAŞININ YÜZDE İKİ BUCUĞU ZEKATTIR

Mustafa Uzun, Mahir Bey’in maddi olarak zengin olmadığını, maaşıyla geçindiğini, maaşını alınca da hemen yüzde iki buçuğunu ayırıp zekât olarak dağıttığını aktardı. Bunun bereket getirdiğine inandığını ve öyle olduğunu söyleyen Uzun, bununla ilgili şu hatırasını nakletti:

İlk maaşını almadan evvel, Mahir hoca kendisine ilk maaşını alınca “bana gel”, der. O da bir kutlama veya yemek olacağını düşünür. Hoca paranın yüzde iki buçuğunu ayırıp hemen zekât olarak vermesini söyler.

– Hocam benim etim ne budum ne? Bana zekât mı düşer. Hem sonra zekât için nisâb-ı şer’i, havelân-ı havl gerekmez mi? diyecek olur.

Mahir İz Hoca şöyle cevap verir:

– Sen memur adamsın. Ayın on beşine varmadan maaşın biter. Nisâb-ı şer’iyi beklersen ömür boyu zekât veremezsin. Oysa fakir fukaranın buna ihtiyacı var.

Mahir Hoca, cömert insandı. Kul hakkına riayetkâr idi. Herhangi bir sebeple evine bir hizmet için gelenlere, bir işi için bir yerlere gönderdiklerine mutlaka yol parasını verirdi.

– Hocam ne gerek var? Zaten benim yolumun üstü, diyenlerin itirazını kabul etmez mutlaka verirdi.

“Ah bir teybimiz olsa da sohbetleri kaydetseydik” diye iç geçiren talebesine taksitle teyip alıp hediye etmişti. Zira o zaman pahalıdır.”

m.

OSMANLI TÜRKÇESİNİ ÖĞRETMEK İÇİN GAYRET EDERDİ

Prof. Dr. Uğur Derman ise Haydarpaşa Lisesi’nde kendisini hat, ebru gibi İslâm sanatlarına yönlendiren, bu noktada ufkunu açan kişinin merhum Mahir Hoca olduğunu ifade etti. Üstadı Necmeddin Okyay ile birlikte bazı geceler Mahir Bey’i de misafir ettiğini bu sohbetlerden azami ölçüde istifade etmeye çalıştığını belirtti.

Mahir Hoca’nın yeni nesle Osmanlı Türkçesini öğretebilmek, aktarabilmek için azami gayret gösterdiğini anlatan Derman, Hocanın ömrünün son demlerinde bile bunun için nasıl çabaladığını mahallesindeki bir bakkal çırağını Osmanlı Türkçesi öğretmek için yanına çağırdığını ifade etti. İlmini hiçbir zaman sakınmadığını, muallimliği bir hayat gayesi olarak benimsediği ve adeta bunun için çırpındığını ifade etti.

Mahir İz’in biyoğrafisi hakkında sinevizyon gösterisinin yapıldığı programda, ayrıca Hoca’nın sesinden İstiklal Marşı dinletisi yapıldı.

Öğretmenliğe adanan bir ömür muallim Mahir İz Hoca’nın şahsî, edebî, ictimaî ve meslekî hatıraları bağlamında tanıtılmasının hedeflendiği programın sonunda dinleyicilere Mahir İz Hoca’nın sağlığında sık sık söylediği çayla ilgili şu beytin yazılı olduğu çay fincanı hediye edildi.

“Çay kadehte dîde-efrûz olmalı,
Leb-reng ü leb-rîz ü leb-sûz olmalı”

“Güzel bir çayın rengi göz alıcı olmalı. Ayrıca bardağın yarısı boş değil, hafif bir dudak payı kalacak kadar dolu olmalı. Çaydan ilk yudumu aldığında ağızda hafif bir çay burukluğu olmalı.”

HATIRALARDA MAHİR İZ

Mahir İz Hoca, öğrencilerine soru sorar, öğrencilerinin de kendisine soru sormasını ister, severdi. Hoca’nın yanında talebenin kuvveti artardı. Usûl ve adap insanıydı. İslam dini hakkında çok sağlam ölçüleri vardı. Son nefesine kadar okumayı bırakmazdı. Müslümanlık anlayışı, nezih bir şekilde (ameli salihlerle) hayatına yansımıştı. Ev sohbetleri yapardı. Sohbetlerinin derlendiği kitapları mutlaka okunmalı. İslam’ın ferdi bir din olmadığını söyler, “Müslümanlık cemiyet dinidir” derdi. Fakültedeki odasının kapısı sürekli açıktı. Öğrenciler girmeye çekinir diye kapısını açık bırakırdı. Hoca kendisine sene de iki elbise diktirirdi. Bunları altı ay yazlık, altı ay kışlık giyerdi. Bir yıl sonra bu elbiseleri temizletir, bunları fakir fukaraya verirlerdi. Hoca’nın İslam’ı düşünmesi ve yaşaması böyleydi.

Mahir İz Hoca, kendisi ile irtibatı kesmeyecek talebeler yetiştirirdi. Talebeleri hocayı devamlı arar, hoca da talebelerini devamlı sorar; talebesinin mezun olacağı sırada “rabıtayı kesmeyelim” diye tembih ederdi. Böylece irtibatı kesmeyen talebeler yetiştirdi. Ne kadar çok seveni vardı. Hoca herkesi severdi, sevilecek tarafından bakardı. Feragat sahibiydi. Mürebbiydi. İçi buruktu ama istikbale umutla bakardı. Mehmet Akif’i iyi bilir ve anlatırdı. İstiklal Marşı’nı derste kelime kelime tek tek (ezan, şehadet, din) her bir kavramın nereden, nasıl çıktığının ve burada ne anlama geldiğini anlatıyor, şiiri bambaşka şerh ediyordu. Divan edebiyatını çok iyi bilirdi. Daha az bilinen şairlerle ilgilenirdi. Mesela Adanalı Ziya gibi. Birçok şiiri ezbere bilir ve okurdu. Her hadiseye bir şiir ile cevap verirdi. Mektuplarını heyecanla, münşi tarzda eski Türkçe ile durmaksızın yazardı. “Ahali ariftir, siz sadece anlaşılır olmaya çalışın” derdi.

MAHİR İZ’İN COŞKUYLA OKUDUĞU İSTİKLÂL MARŞI

istiklal

Paylaş.

Yorumlar