İlahi İmtihanların Gayesi Nedir?

Bugünün en önemli imtihanlarından biri biz müslümanlar için kardeşlik ve fedakârlık imtihanıdır.

Hayat, gönüllerdeki îman ve takvânın test edildiği ilâhî imtihanlarla doludur. Hattâ hayat, imtihan içinde imtihandır. Mü’minin vazifesi, bu imtihanlar karşısında bir îman zaafı göstermemektir.

Şu fânî cihanda, imtihana tâbî tutulmayan kimse yok. Lâkin her yaşın ve her devrin imtihanı da farklı. Meselâ gençliğin imtihanı, daha ziyade nefsiyle. Ticaret ehli ve zenginin imtihanı, malıyla. Fakirin imtihanı, mahrûmiyetiyle. Âlimin imtihanı, ilmiyle. Anne-babanın imtihanı evlâdıyla…

Bütün bu imtihanların yegâne maksadı, gönlün Cennet’i kazanmaya lâyık bir hâle gelebilmesi.

İnsan, nâil olduğu nîmetler için Rabbine şükretmezse veya başına gelen belâ ve musîbetler sebebiyle Rabbine sığınıp sabretmezse, îman testinden muvaffakıyetle geçebileceği notu nasıl alabilir?

GÜNÜMÜZÜN İMTİHANI

Bugün bizim imtihanlarımızdan biri de kardeşlik ve fedakârlık imtihanı.

Mâlum olduğu üzere, asırlar boyunca ilâhî hakîkatlerle yoğrulmuş olan örf ve geleneğimizde bir “Tanrı misafiri / ضُيُوفُ الرَّحْمٰن anlayışımız var. Bu sebeple kim olursa olsun, isterse hiçbir yakınlığımız olmasın, kapımıza gelip bize sığınan misafire Allah rızâsı için kapımızı açmak, ona ikram etmek, aziz milletimizin bir alâmet-i fârikası olmuştur.

Misafirperverlik, ecdâdımızdan bize yâdigâr kalan en kıymetli hasletlerimizden biridir. Misafirin gönlünü hoş tutmak, onları Allâhʼın emâneti bilip güzelce ağırlamak ve memnun ederek uğurlamak, toplum olarak mânevî bünyemizde mevcut olan aslî bir fazîlettir.

İşte bugün de vatanımızda, bizlere misafir olan üç milyon Suriyeli din kardeşimiz var. Bunlar içinde dul ve yetimler de çok büyük bir yekûn teşkil etmektedir. Onların dertleriyle dertlenebilmek, zulümle yanmış yüreklerini şefkat ve merhametimizle serinletebilmek, bizim için mühim bir kardeşlik mes’ûliyeti.

Diğer taraftan din kardeşlerimizin gönül yangınlarına duyarsız kalmak, görmezden gelmek ise büyük bir fâcia. Zira hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere;

“Mü’minlerin dertleriyle dertlenmeyen, onlardan (mü’minlerden) değildir.” (Hâkim, Müstedrek, IV, 352; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 87)

Seriyy-i Sakatî -rahmetullâhi aleyh-, dersinde talebelerine bu hadîs-i şerîfi îzâh ederken, bir talebesi heyecanla içeri girer ve:

“–Üstadım! Bağdat çarşısı yandı, kül oldu. Yalnız sizin dükkân kurtuldu. Gözünüz aydın!” der.

Seriyy-i Sakatî sevinç içinde birden; “Elhamdülillâh!..” deyiverir.

Otuz sene sonra bir dostuna:

“–Ben o vakit, «Elhamdülillâh!..» demekle, bir anlık da olsa sırf kendimi düşünmüş, felâkete uğrayanların ıztırâbından uzak kalmış oldum. İşte, otuz senedir o hâlimin tevbesi içindeyim!..” der.[1]

Unutmayalım ki, bu kardeşlerimizin de evleri-barkları târumâr oldu. Canları yandı. En yakınları şehid oldu. Gönülleri ıztırapla doldu. Geride pek çok sahipsiz yetim ve öksüz kaldı.

Allâh’ın en sevgili kulu olan Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bir yetimdi. Cenâb-ı Hak, daha doğumundan evvel babasını, küçük yaşta iken annesini ve çok geçmeden de dedesini aldı. Bizler O yetim peygamberin ümmetiyiz.

Yüreği merhamet menbaı olan Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de yetimi muhafaza edip hak yolda yetiştirenler için işaret ve orta parmağını yan yana getirmiş ve:

“(Onlarla) Cennet’te böyle beraber bulunacağız.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Edeb, 24)

Şayet bizler, bu muhâcir kardeşlerimize bîgâne kalırsak, sahipsiz kalan çocuklar ve âileler yanlış yollara düşebilirler. Dînî ve dünyevî cürümlere bulaşabilirler. Yarın bunların hesabını Cenâb-ı Hak, imkânı olduğu hâlde onlara sahip çıkmayanlara sorar.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Genç Dergisi, Yıl: 2017 Ay: Haziran Sayı: 129

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.