İhsar Ne Demek?

İhsar ne demek? İhsar ne anlam gelir? İhsara sebep olan engeller.

Sözlükte engellemek ve alıkoymak anlamına gelen “ihsar”, bir hac terimi olarak, hac veya umre için ihrama giren kimsenin, her hangi bir sebeple, ihramın gereğini -umre için tavafı, hac için Arafat vakfesini ve ziyaret tavafınıyeri­ne getirmesinin engellenmesi demektir. Engellenen bu kim­seye “muhsar” denir.

İHSARA SEBEP OLAN ENGELLER

İhsara sebep olan engeller; düşman, hastalık, parasız kalmak, hapse atılmak, ayağı kırılmak ve yurt dışına çıkıl­masına izin verilmemesi gibi sebeplerdir.[1]

Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, “ihsar” sadece düşman engellemesi ile[2] Malikî mezhebine göre ise düşman engellemesi, haksız yere hapsedilmek, terör ve anarşi çıkması ile gerçekleşir.[3]

Bu konudaki görüş ayrılığının sebebi, “Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer engellen­miş olursanız, artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin”[4] anlamındaki ayetin farklı şekillerde yorumlanmış olmasından kaynaklanmaktadır.

Hanefîler ayette geçen “engellenirseniz” ifadesinin mutlak oluşundan hareketle düşman dahil her türlü engelin ihsar sebebi olacağını söylemişlerdir.

Şâfiî ve Hanbelîler ise, ayetin, Hudeybiye barışında, müş­riklerin Hz. Peygember'i umre yapmaktan engellemesi üzerine indiğini, dolayısı ile ayetteki “eğer engellenirseniz” ifadesini “eğer düşman tarafından engellenirseniz” şeklinde anlamak ge­rektiğini söylemişlerdir.[5]

İHSARIN SONUÇLARI

İhramdan çıkmak isteyen muhsar, eğer harem bölgesinde ise niyet eder ve ihsâr kurbanı keserek ihramdan çıkar. Eğer Harem bölgesi dışında ise, Harem bölgesinde ke­silmek üzere bir kurbanlık hayvanı -yahut ücretinigönde­rir. Bu kurban, kesilince ihramdan çıkmış olur. Ayrıca saçla­rın tıraş edilmesi veya kısaltılması gerekmez. Kurban yerine ulaşıp kesilmeden ihram yasaklarından hiç biri işlenmez, işlenirse dem gerekir.

İhsar kurbanının harem bölgesi dışında kesilmesi caiz değildir. Çünkü ayetteki “Kurban ye­rine varıncaya kadar başınız tıraş etmeyin” ifadesi bunu gerektirmektedir.

“Muhsar”, eğer sadece umre veya ifrad haccı için ihra­ma girmişse bir adet, kırân haccı için ihrama girmişse iki adet “ihsâr hedyi” kestirir.[6]

Hac veya umre için ihrama giren kimse, muhsar duru­muna düşer, sonra Arafat'ta vakfe yapma imkanı bulursa ihsar durumu sona ermiş olur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.),

“Hac Arafat' tır. Kim Müzdelife gecesinde güneşin doğma­sından öce Arafat'a gelirse hacca yetişmiştir” buyurmuştur.7

Bu kimse haccın diğer menâsikini usulüne göre yapar.

İhsâr sebebiyle ihramdan çıkan kimse, farz olsun, va­cip olsun veya nafile olsun, tamamlayamadığı hac veya um­resini daha sonra kaza eder.[7] [8]

İhsâr sebebi ile ihramdan çıkan kimse eğer ifrad haccına niyet etmiş ise, bir umre ve bir hac kaza eder. Kıran haccına niyet etmiş ise, iki umre bir hac kaza eder. Yalnızca umreye niyet etmiş ise bir umre kaza eder.[9]

Şafiî mezhebine göre; ihsâr kurbanının Harem bölgesinde kesilmesi şart değildir. Bu kurban, ihsârın vuku bulduğu yerde kesilebilir.[10] Çünkü Hz. Peygamber Hudeybiye barışı gününde ihsar kurbanını bulunduğu yerde kesmiştir.[11] Yapılmakta olan hac ister kıran haccı olsun, ister ifrad haccı olsun, ihsar halin­de bir tek kurban kesilir.

İhsar sebebi ile yarıda kalan hac veya umrelerden sade­ce farz ve vacip olanların kaza edilmesi gerekir, nafile hac ve umrenin kaza edilmesi gerekmez. İfrat ve kıran ihramına niyet ettikten sonra muhsar olanlar yalnızca birer hac kaza ederler.

Tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmaz. Henüz ihsâr hedyi kesilmeden ihramdan çıkılır veya ihram yasakları işlenirse dem gerekir.[12]

İHRAMA GİRERKEN ŞART KOŞMAK

Bir kimse, ihrama girdikten sonra düşman engeli, has­talık, parasını yitirip çaresiz kalmak gibi sebeplerden dolayı hac ibadetine/yolculuğuna devam edememesi halinde, kur­ban kesmeksizin ihramdan çıkmayı şart koşabilir mi?

Hanefî ve Malikî mezheplerine göre ihrama girerken böyle bir şart koşmak caiz değildir. İhramlı iken hacca devam etmeye imkan bulamayan kimse ihsar hükümlerine tabidir.[13]

Hanbelî mezhebine göre böyle bir şart koşulabilir. Bir kimse ihrama girerken “Eğer bir engel beni hac veya umremi tamamlamaktan alıkoyarsa ihramdan çıkacağım yer, engellen­diğim yerdir” diye şart koşarsa bu şart geçerlidir. Dolayısıyla bu kimse muhsar olması halinde ihsâr hedyi kesmeksizin tıraş olarak ihramdan çıkabilir. Yarıda bıraktığı hac veya umreyi kaza etmesi de gerekmez.[14]

Bu görüşün dayanağı Hz. Aişe'nin rivayet ettiği şu hadistir:

“Resülullah (s.a.s.) Dubâ'a binti'z-Zübeyr'in yanına girdi ve ona,

  • “Herhalde sen Hac yapmay ı istiyorsun?” dedi. Dubâ'a,
  • “Vallahi, hastay ı m. (Hac yolculu ğ una ç ı karsam yarı da bırakmak zorunda kalabilirim)” diye cevap verdi. Bunun üze­rine Resülullah ona,

“Hacca niyet et ve şart koş. (İhrama girerken) ‘Ey Alla­hım! İhramdan çıkacağım yer, beni devam etmekten alıkoydu­ğun yerdir' de” buyurdu[15]

Şafiî mezhebine göre; sadece hastalık sebebi ile muhsar olunması halinde kurban kesmeden ihramdan çıkmak şart koşulabilir. Düşman engellemesi ve benzeri diğer sebeplerle muhsâr olan kimsenin şart koşması geçerli değildir. Çünkü konu ile ilgili hadiste sadece hastalık engeli söz konusu edilmektedir.[16]

Dipnotlar:

[1] Kâsânî, II, 175. [2] Şirbînî, II, 313; İ bnü Kudâme, IV, 606. [3] Keş nâvî, Ebu Bekir b. Hasan, Eshelü'l-Medârik Ş erhu İ r ş âdi's-Salik fî F ı khi İmami'l-Eimmeti Mâlik, I, 317. Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, birinci baskı, Beyrut, 1995. [4] Bakara,2/196. [5] Şirbînî, II, 315. [6] Kâsânî, II, 179. [7] Tirmizi, Hac, 57; III, 236 [8] Kâsânî, II, 182. [9] Mevsîlî, I, 169. [10] Şirbînî, II, 315. [11] Şirbînî, II, 314. [12] Nevevî, el-Mecmu', VIII, 296. [13] İbnü Hümâm, II, 178. [14] Makdisi, eş-Şerhu'l-Kebîr, IV, 607. [15] Buhârî, Nikah, 15, VI, 122-123 [16] Şîrâzî, II, 821. Şirbîn, II, 319.

Kaynak: Diyanet Hac İlmihali

İslam ve İhsan

HAC NEDİR, NASIL YAPILIR?

Hac Nedir, Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.