İFTAR SOFRALARIMIZ NASIL OLMALI?

0

Ramazân-ı Şerîf, ilâhî affın âdeta tuğyân ettiği bir arınma mevsimi… Sanki yoğunlaştırılmış mânevî bir tekâmül mektebi… Öyle ki; gönülleri zenginleştiren, kalplere seviye kazandıran; oruç, iftar, sahur, terâvih, mukâbele, duâ-zikir, fitre-zekât, îtikâf, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi ve bayram, bu mektebin temel dersleri… Bütün bu dersleri lâyıkıyla idrâk edip imtihanlarından yüksek not alabilmek ise, ilâhî af bayramına ererek ebedî kurtuluş berâtını alabilmenin en güzel yolu…

Peygamber Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem– şöyle buyuruyorlar:

“−Cibrâîl aleyhisselâm bana göründü ve:

«Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi, ben de «Âmîn» dedim…” (Hâkim, Müstedrek, IV, 170)

RAMAZAN’IN GÂYESİNE ZIT BİR DURUM

Ramazân-ı Şerîflerde; sahur ve iftar sofralarında normal zamanlardan bile daha fazla lüks, ihtişam ve debdebe sergileyerek, açlık tâlim eden bir mevsimi, nefse oburluk fırsatına dönüştürmek; Ramazân-ı Şerîfin rûhuna, özüne, mânâ ve gâyesine tamamen zıt bir durumdur.

Hele fukarâya sadaka, zekât, fitre ve ikramlarla ulaşmanın tâlim edildiği bu mevsimi, sadece eşrâf ile, yalnızca zenginlerle dolu sofralarda geçirmek, çok hazin bir israftır.

Ramazân-ı Şerîf, mâtemlerin civârına varmaya, yoksul evlere kumanyalar taşımaya, Kurʼân talebeleriyle, yetimlerle, muhâcirlerle mütevâzı sofralarda iftarlar açmaya vesîle edilmelidir…

Ramazân-ı Şerîf, helâlleri dahî riyâzat hâlinde kullandırarak haram ve şüphelilerden ne kadar sakınmamız gerektiğini tâlim eden bir aydır.

HAK KATINDA MAKBUL ORUÇ İÇİN

Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.

Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Rasûlullah Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem– buyurur:

“Oruç; sadece yemek, içmek vesâireden kesilmek değildir. Kâmil ve sevaplı oruç ancak; faydasız sözden, boş vakit geçirmekten, kötü söylemekten, (dedikodudan) ve nefs-i emmârenin bütün temâyüllerinden vazgeçmektir. Şayet biri sana söver yahut sana karşı câhilce herhangi bir harekette bulunursa, kendi kendine; «Şüphesiz ki ben oruçluyum!» de; sabret!” (Hâkim, Müstedrek, I, 595)

Allah Rasûlü –sallâllâhu aleyhi ve sellem– bir gün;

“–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” buyurmuştu.

Ashâb-ı kiram;

“–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” diye so­runca Rasûl-i Ekrem –sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)” ceva­bını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)

Ramazanda kazanılan sahur disiplini, aynı zamanda teheccüd ve seherleri ihyâ alışkanlığı kazanma eğitimidir.

FİTRENİN ZAMANI

Bu mübârek ayda fitre/fıtır sadakası, şerʼan zengin sayılan her müʼ­mine vâcip, hattâ bâzı mezheplere göre farzdır. Fitre, bayram namazına kadar verilirse makbul olur. Peygamber Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem– fakir müʼminlerin de bayrama huzurla girebilmeleri için, fitrelerin bayramdan önce verilmesini istemiş; “Onları bu (bayram) gününde aç dolaşmaktan kurtarınız!”buyurmuştur. (İbn-i Sa‘d, I, 248)

Ramazânʼı güzelce ihyâ edip onu kendimizden râzı ederek uğurlaya­bilmek ve onda kazandığımız mânevî kıymetleri kaybetmeden gelecek se­nenin Ramazan’ına bağlayabilmek, böylece hayatımızı dâimî bir Ramazan rûhâniyeti içinde yaşayabilmek, büyük bir saâdettir. Gerçek bir bayram da, esâsen bu saâdetin bir tezâhürüdür.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Genç Dergisi, 106. Sayı, Temmuz 2015

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
ORUCUN DEĞİŞTİRDİĞİ İNSAN

Ramazân-ı şerîf, âdeta yoğunlaştırılmış bir mânevî tekâmül mektebi... Öyle ki; gönülleri zenginleştiren, kalplere seviye kazandıran; oruç, iftar, sahur, terâvih, mukābele,...

Kapat