HZ. MUHAMMED’İN (S.A.V.) ÇOK EVLİLİK YAPMASININ SEBEBİ NEDİR?

0

Câhiliye devrinde kadınlar, hanımlık haysiyetini rencide eden, insanlık dışı bir muâmele görüyorlardı.

Fâhişe olurlar endişesiyle kız çocukları, merhametsizce diri diri toprağa gömülüyordu. Kadın ve kızlar, bir eğlence âleti gibi görülerek aşağılanıyordu.

İşte Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz böyle bir toplum içinde, Cenâb-ı Hakkʼın emir ve tâlimatları istikâmetinde bir “hanımlar hukuku” tesis etti. Kadın, toplumda iffet ve fazîletin bir timsâli oldu. Annelik müessesesi, şeref buldu.

“Cennet annelerin ayakları altındadır!” hadîs-i şerîfindeki iltifât-ı Muhammediyye ile de kadın, lâyık olduğu değere kavuştu.

DÜNYADA SEVDİRİLEN ÜÇ ŞEY NEDİR?

Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurdular:

“İki zayıf kimsenin, yani yetimle kadının hakkını zâyî etmekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.” (İbn-i Mâce, Edeb, 6)
“Bir mü’min, hanımına buğzetmesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ, 61)

Çünkü hakîkatte kadın, buğza müstahak bir dikenlik değil, aşk ve muhabbete lâyık bir gülistandır. Ona dâir sevgi de bizzat Allah tarafından bahşedilmiştir. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bu hususta da şöyle buyurmuşlardır:

“Bana dünyanızdan, (sâliha) kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz da gözümün nûru kılındı.” (Nesâî, Işretü’n-Nisâ, 10; Ahmed, III, 128, 199)

Bu nebevî beyan, sâliha kadının Hak katındaki ulvî mevkiini göstermektedir. Yani sâliha kadını Cenâb-ı Hak sevmiş, Rasûlʼüne de sevdirmiştir.

Bu sebeple kadının Hazret-i Peygamber’e sevdirilmesi hususu, gaflet gözüyle değerlendirilmemelidir. Zira bu sevgi, Cenâb-ı Hakk’ın fıtrata koyduğu ve ancak ilâhî sevgiye âmâde bir muhabbet basamağıdır. Dolayısıyla aslâ kadına karşı süflî bir düşkünlük değil, aksine onlara hak ettikleri ulvî değeri vermektir. İnsanlık tarihinde kadın, böyle yüksek bir kıymete, ancak İslâm’ın yüce iklîminde nâil olabilmiştir. İslâm dışında kadına değer verdiğini iddia eden bütün sistemler, ona sadece bir vitrin malzemesi olarak kıymet vermekte, arka plânda ise kadını ancak ekonomik ve nefsânî bir metâ olarak kullanıp ezmekte ve tüketmektedir. Bu itibarla günümüzde de kadına bakış açısı, İslâm’ın ulvî zemininde ele alınmalı ve gerçek mecrâsına oturtulmalıdır.

Hazret-i Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in evliliklerinin hiçbirinde nefsânî bir temayül ve düşkünlük görmek mümkün değildir. O hiçbir kıza gençliğinde de tâlip olmamış ve kendisine tâlip olan, 40 yaşında, çocuklu, dul bir hanım olan Hazret-i Hatice ile evliliği kabul etmiş, ömrünün en zinde yıllarını onunla yaşamıştır. Ondan sonraki evlilikleri, yaşlılık zamanlarına denk gelir. (54 yaşından sonra.) Bunların hiçbiri kendi arzusuyla değil, bütünüyle ilâhî emir ve tâyinle gerçekleşmiştir. Üstelik bu evliliklere mazhar olan annelerimizin çoğu yaşlı, çocuklu ve çâresiz kimselerdir. Efendimizʼin bu evlilikleri vesîlesiyle pek çok kavim ve kabîle ile akrabalık bağı tesis edilerek İslâmʼın yayılması hızlanmış, ayrıca dînin hanımlara daha kolay öğretilmesi temin edilmiştir.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Fahr-i Âlem – Habîbi Hüdâ Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
KOMŞU HAKKI NEDİR? KİMLER KOMŞU SAYILIR?

Komşuluk hakkı, saygı duyularak gözetilmesi gereken önemli bir görevdir. Cebrâil (as)'ın gelip gittikçe bu konu üzerinde ısrarla durması ve Peygamber...

Kapat