HZ. İBRAHİM GİBİ ATEŞİ SELAMA DÖNÜŞTÜRMEKLE MÜKELLEFİZ

0

Şanlıurfa Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Harran Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleştirilen ve “İslam’ın Evrensel Mesajı: Barış, Adalet ve Özgürlük” temasıyla başlayan zirvede konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, sözlerine “Bizleri Hz. İbrahim’in tevhit mücadelesini başlattığı bu mübarek ve güzel şehirde İslam’ın evrensel mesajları olan barışı, adaleti, hürriyeti konuşmak üzere bir araya getiren Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun.” diyerek başladı.

Uluslararası İslam Bilgeler Zirvesi ana başlığı “İslam’ın Evrensel Mesajı: Barış, Adalet ve Özgürlük” olduğunu ifade eden Başkan Görmez, bütün peygamberlerin, barışın, adaletin, hürriyetin peygamberleri olduğunu söyledi. Bütün peygamberlerin, yeryüzünü ifsat olmaktan kurtarmak, barışı, adaleti, merhameti, tevhidi ve özgürlüğü gerçekleştirmek için mücadele verdiğini söyledi.

“Barış, adalet ve özgürlüğü bu sempozyumda ele almak, İslam’ın kendisini konuşmak demektir” diyen Başkan Görmez, son 10 yıllarda her Müslümanın sözüne başlarken ‘İslam barış dinidir’ diye söze başlamasından kalbime giran geliyor. ‘Güneş ışık verir, gündüz aydınlıktır’ demek ne kadar zaitse, ‘İslam barış dinidir’ demek o kadar zaittir” dedi.

İSLAM MEDENİYETİ BARIŞIN HUKUKUNU YERYÜZÜNDE İNŞA ETMİŞTİR

Başkan Görmez, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bugün iman beldeleri emanı kaybetti. İslam beldeleri selamı kaybetti. Hakk’a inananlar, adaleti kaybetti. Tevhide iman edenler, özgürlüğü kaybetti. Onun için Müslümanlar bugün barıştan, adaletten ve hürriyetten sanki kaybettikleri yitik, sahip oldukları bir değer gibi söz etmeye başladılar. Bu bizim bir eksiğimizdir.

Barışın Kur’an’ın dilindeki karşılığı selamdır. Selam, sadece savaşın, harbin zıddı değildir. Selam, sadece çatışmasızlık hali de değildir. Selam’ın bir ahlakı vardır. Selam’ın bir hukuku vardır. Selamın-barışın bir felsefesi vardır. İslam, sadece barıştan söz etmemiş, barışın ahlakını ikame etmiştir. İslam, sadece selamdan söz etmemiş, selamın hukukunu yeryüzünde egemen kılmıştır.

Nice medeniyetler kurmuşuz, nice merhamet medeniyetlerinde selamın hukukunu, barışın hukukunu yeryüzünde inşa etmişiz. Ve Yüce Rabbimiz aynı zamanda “es-Selâm”dır. Selam, Rabbimizin adıdır aynı zamanda. Biz, Rabbimizi aynı zamanda selamın en büyük kaynağı olarak kabul etmiş ve iman etmişiz.

MÜSLÜMANLARIN ŞİARI “ES-SELAMU ALEYKÜM”

Biz Müslümanların bir şiarı vardır; tanıdığımız ve tanımadığımız her insanı gördüğümüzde ‘Esselamun aleyküm’ deriz, barışı ilan ederiz. Barış, öteki ile barış, ötekine hitaptır aynı zamanda, ötekinin hukukudur. Ötekinin ahlakına, ötekiyle ilişkilerdeki ahlaka riayettir aynı zamanda. Biz sadece dirilerimize selam vermeyiz, biz ölülerimize de selam veririz.

İslam’ın Yüce Kitabı, selamın yollarını, barışın yollarını göstermek için nazil olmuştur. Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendisi bunu ifade buyurur. Selamın ve barışın ilk adımı insanın kendisiyle barışık olmasıdır. Barışın ilk adımı, insanın kendisiyle barışık olmasıdır. Aslında barışı ortadan kaldıran en büyük amil, insanın kalbinde, insanın aklında başlar. İnsanın kendisiyle savaşmaya başlaması yeryüzündeki bütün mefsedetlerin kaynağıdır. Selamın, barışın ikinci adımı, ötekiyle barışık olmasıdır. Hangi inançtan, hangi ırktan, hangi renkten, hangi coğrafyadan olursa olsun makamı, mevkii ne olursa olsun ötekiyle barışık olmasıdır. Üçüncü adımı; bütün varlıkla, bütün kâinatla barışmaktır. Ağaçlarla, taşlarla, dağlarla, ovalarla, kâinatla barışık olmaktır.

COĞRAFYAMIZDA BÜTÜN ACILAR KÜRESEL KÖTÜLÜĞÜN BİR PARÇASIDIR

Bugün barışı kaybeden insan kâinatla savaşıyor. Kâinata tahakküm ediyor, bir zorba gibi bütün kâinata, tabiata hükmetmeye çalışıyor. Güç tutkusuyla bütün kâinatı kötülüğe zorluyor. Bize ümitsizlik haramdır. Ancak, durumu tespit etmek bakımından kâinatın ezeli tercümesi olan Yüce Kitap’tan hareketle bugünün dünyasını ve kâinatını okuduğumuz zaman, kötülüğün küreselleştiğini görüyoruz, küresel bir kötülükle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Coğrafyamızda yaşadığımız bütün acılar, kâinatı işgal eden, kâinatı kuşatan küresel kötülüğün bir parçasıdır. İnsanların yapıp ettiklerinden dolayı, insanların ortaya koyduğu yanlışlıklardan dolayı fesat, bozgunculuk bütün yeryüzünü sardı, karayı, denizi sardı. Onun için her mümin aynı zamanda “muslih” olmak zorunda, her fesada karşı salah hareketi, her müfside, bozguncuya karşı her mümin selamın temsilcisi olarak “muslih” olmak durumundadır.

HZ. İBRAHİM GİBİ ATEŞİ SELAMA DÖNÜŞTÜRMEKLE MÜKELLEFİZ

Biz, Hz. İbrahim gibi ateşi selama dönüştürmekle mükellefiz. Sadece ateşi söndürmekle mükellef değiliz. Müslümanlar, yeryüzünde sadece ateşi söndürmekle mükellef değiller, Hz. İbrahim’in milleti, Hz. İbrahim’in ümmeti, Hz. İbrahim’in zürriyeti aynı zamanda ateşin yakma gücünü yok ederek, ateşi selama dönüştürmekle mükelleftirler.

Bize düşen, yeryüzüne darü’s selam yapmaktır, yeryüzünü barışın yurduna dönüştürmektir. Yeryüzünü darü’s selamlar kılanlar, adı darü’s selam olan cenneti de hak ederler. Ahirette cennetin de adı darü’s selamdır. Aslolan, kötülüğe rağmen barışta ısrar etmektir. Cahiller sataşsa dahi cahillerin seviyesine inmemek, selamda ve barışta ısrar etmek müminin olmazsa olmaz görevidir.

HÜRRİYET OLMADAN ADALET, ADALET OLMADAN BARIŞ OLMAZ

Barışın en büyük eseri adalettir, yahut adaletin en büyük eseri barıştır. Bu üç kavramı birbirinden ayırmak mümkün değildir, hangisi hangisinin sebebi, hangisi hangisinin sonucu belli değildir. Barış adaletin sebebidir, adalet barışın neticesidir, hürriyet olmadan adalet olmaz. Adalet olmadan barış olmaz. Ama İslam medeniyetinin en temel kavramlarıdır. Tıpkı ilim, hikmet ve marifet gibi, tıpkı merhamet ve vahdet gibi. Selam, adalet ve hürriyet, İslam’ın en temel kavramlarıdır. Hz. Ömer’in ifadesiyle, “Adalet mülkün temelidir.” Adalet, devletlerin imanıdır. Devletlerin küfrü zulümdür. Devletlerin imanı adalettir. Devlet adaleti kaybettiği zaman imanı kaybeder, zulmetmeye başladığı zaman küfrün yolunu açmış olur. Adalet sadece kendimize adalet değildir. Asıl adalet, ötekine adalettir. Asıl adalet, zor zamanlarda adaletli olmaktır. Hz. Peygamber,  hayatının en zor zamanlarında dahi adaletten zerre kadar taviz verdiğine şahit olamazsınız. “Bir kavime olan öfkeniz, kininiz, nefretiniz, sizi asla adaletsizliğe sevk etmesin.” Rabbimizin bir adı da Hakk’tır. Adaletsizlik haksızlıktır, haksızlık Hakk’a isyandır.

İSLAM’IN ADALETİ MERHAMETLE YÜKLÜDÜR

İslam’ın adaleti merhamet yüklü bir adalettir. İslam’da, merhamet ayrı, adalet ayrı değildir. İslam’ın adaleti, merhamet yüklü olmak zorundadır. Merhametsiz adalet, adalet değildir. Çünkü merhamet, zina cezasında, katil cezasında ifade edildiği gibi acıma duygusu değildir. Merhamet adaleti ayakta tutan zemindir. Adalet sadece müeyyidelere indirgendiği zaman adalet değildir. Adalet müeyyidelerden ibaret değildir. Müeyyidelerden ibaret adalet de kötülüktür. Adalet, Kur’an-ı Kerim’le, ihsanla beraber geçer. Bazen adalet ihsandan üstün, bazen ihsan adaletten üstündür. Kardeşler arasındaki ilişkide ihsan adaletten üstündür. Aile hukukunda, eşler arasında ki münasebette ihsan adaletten üstündür, ama devletle millet arasında adalet, ihsandan üstündür. Adaletin haram olduğu yerler vardır, anneniz size haksız yere bir tokat vurmaya kalkışırsa adalet yerini bulsun diye siz elinizi kaldıramazsınız. Onun için İslam’ın adaleti merhamet yüklü bir adalettir.

İSLAM’A EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ YAPANLAR

İslam’ın yeryüzünde en büyük gayesi, tevhidin en büyük gayesi kula kulluğa son vermek, insanı gerçek özgürlüğüne kavuşturmaktır. İslam ahlakçıları, ahlak filozofları hürriyeti üçe ayırmışlardır. Bunlar, cismani bedeni hürriyet, siyasi medeni hürriyet, ahlaki ve vicdani hürriyettir. Cismani ve bedeni hürriyet, sadece hapis olmamak serbestçe dolaşmak, şehirlerde özgürce dolaşabilmektir. Siyasi ve medeni hürriyet, özgürce yöneticiler belirlemek, idareciyi seçmektir. Ahlaki ve vicdani hürriyet ise kişinin hevasına, arzularına esir olmamasıdır. Tarih bize şunu gösteriyor: Ahlaki ve vicdani hürriyetini kaybeden milletler siyasi ve medeni hürriyetini de kaybediyor. Siyasi ve medeni hürriyetlerini kaybedenler aynı zamanda cismani ve bedeni hürriyetlerini de kaybediyorlar.

Başkan Görmez, konuşmasını “Coğrafyamızı kuşatan bu barışsızlık, emandan ve selamdan mahrumiyetin bir an önce ortadan kalkmasını Yüce Mevla’dan niyaz ediyorum. En büyük mefsedet, maslahat altında yapılan mefsedettir. Dini ve İslam’ı kullanarak yapılan kötülükler, dini istismar ederek, İslam’ı istismar ederek yapılan kötülükler en büyük mefsedettir. Cinayet şebekelerinin İslam’a hakaret ederek, İslam’a en büyük kötülüğü yaparak din adı altında, maslahat adı altında gerçekleştirdikleri bu mefsedeti bir an önce İslam ümmetinin ortadan kaldırmasını nasip etsin. Yüce Rabbimiz, yeryüzünde barışı, adaleti ve gerçek özgürlüğü gerçekleştirmeyi bizlere nasip etsin” duasıyla bitirdi.

Kaynak: Diyanet

BALKAN ÜLKELERİNİ İSLAM DÜNYASINDAN UZAK TUTTULAR

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
MÜSLÜMAN GENCİN HAYAT REHBERİ

Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ı öğretmek için insanı yaratmıştır. Beyânı, yani konuşmayı ve sözü güzel söyleme sanatını da Kur’ân’ı anlaması için öğretmiştir....

Kapat