Huzur ve Manevi Neşe Veren İbadet

Sohbet eden kişi, görüştüğü kardeşleriyle ilgilenmeli, onların karakter ve ahlâkını çok iyi bilmelidir ki, onların rûhuna tesir edecek, onlara huzur ve mânevî neşve verecek bir yol bulabilsin.

Rasûlullah Efendimiz, İslâm’ı tebliğ edebilmek için herkesle yakından ilgilenir, bilhassa görüşüp konuştuğu insanları unutmaz ve durumlarını tâkip ederdi.

Hicretin onuncu yılında Medîne’ye gelip müslüman olan Muhâriboğulları temsilcileri içinde bir kişi vardı. Allah Rasûlü ona dikkatle baktı. O zât:

“–Herhâlde beni tanıdınız, ey Allâh’ın Rasûlü?” dedi.

Efendimiz:

“–Gâliba ben seni görmüştüm.” buyurdu.

O şahıs:

“–Evet, siz beni görmüş ve benimle konuşmuştunuz. Ben ise size çirkin sözler söyleyerek karşı koymuştum. Hâdise Ukaz Panayırı’nda olmuştu. Siz o zaman Arap kabîlelerini dolaşıp İslâm’a dâvet ediyordunuz. O zaman arkadaşlarım içinde size benden daha katı ve kötü davranan olmamıştı. Hamdolsun Allâh’a ki, bana, size îmân edecek kadar ömür verdi. Hâlbuki o gün yanımda bulunan arkadaşlarım şirk üzere ölüp gittiler.” dedi.

Rasûlullah:

“–Kalpler, Allâh’ın irâdesine tâbîdir, O’nun elindedir.” buyurdu.

Sahâbî:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bağışlanmam için duâ ediniz!” dedi.

Efendimiz:

“–Müslüman olmak, önceki günahları ortadan kaldırır!” buyurdu. (İbn-i Sa‘d, I, 299)

Bu hâdiseden, insanlarla ilgilenmeyi, bize karşı yaptıkları hatâlar sebebiyle onlara kin tutmamayı ve geçmişte işleyip artık terk ettikleri kusurlarını yüzlerine vurmamayı ve böyle menfî hâtıraların üzerine bir şal atmayı öğreniyoruz.

MADDİ VE MANEVİ YARDIM

Bir gün sahâbeden biri Peygamber Efendimiz’e gelip:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Beni tanıdınız mı?” dedi.

Peygamber Efendimiz:

“–Sen kimsin? (tanıyamadım)” buyurdu. O:

“–Bir sene önce size gelmiş olan Bâhilî’yim.” dedi.

Efendimiz:

“–Seni böylesine değiştiren nedir? Hâlbuki daha önce gâyet iyi görünüyordun!” buyurdu.

Bâhilî:

“–Sen’den ayrıldığım günden beri bütün günlerimi oruçlu geçirdim.” dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah:

“–Kendine işkence etmişsin! Sabır ayı (Ramazan)ı bütünüyle, diğer aylardan da birer günü oruçlu geçir.” buyurdu… (Ebû Dâvûd, Savm, 55/2428)

Bu hâdisede de Peygamber Efendimiz’in ashâbını nasıl yakından tanıyıp durumunu tâkip ettiğini görüyoruz.

Yine Efendimiz her bir sahâbîsini mizâcına göre terbiye eder, nâfile ibâdetler husûsunda da herkesin tâkatine göre tavsiyelerde bulunurdu.

Rasûlullah Efendimiz’in ashâbıyla nasıl alâkadar olduğuna dâir; babası şehîd olduğu için onun borçlarını ödemek ve yetim kardeşlerine bakmak mecbûriyetinde kalan Hazret-i Câbir’in durumunu yakından tâkip etmesi, ona maddî ve mânevî yardımda bulunması da, çok ibretli misallerden biridir.[1]

Rasûlullah ashâbından birini üç gün göremezse, onu sorardı. Uzaktaysa onun için duâ eder, evindeyse ziyaret eder, hasta ise şifâ dilemeye giderdi. (Heysemî, II, 295)

Yine ashâbından birini cemaatte göremezse sorar, niçin gelmediğini, bir sıkıntısı olup olmadığını araştırırdı.

Şu hâdise, O’nun bu hassâsiyetinin güzel bir misâlidir:

Cenâb-ı Hak:

“Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin!..”[2] âyet-i kerîmesini indirince, gür sesli bir sahâbî olan Sâbit bin Kays evine kapanıp ağlamaya başladı. Rasûlullah, Sâbit’i bir müddet göremeyince nerede olduğunu sordu.

Orada bulunanlardan biri:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Ben onun yerini biliyorum!” dedi ve hemen gidip onu evinde oturmuş, başı önünde ağlıyor vaziyette buldu.

“–Neyin var, (niye ağlıyorsun)?” diye sordu.

O da:

“–(Sorma), şer var! Sesim, Rasûlullah’in sesinin üstüne çıkıyordu, bütün amellerim boşa gitti, cehennemlik oldum!” cevâbını verdi.

Sahâbî, Sâbit’in bu sözlerini Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e haber verdi. Efendimiz:

“–Ona git ve söyle; sen cehennemlik değil, bilâkis cennetliksin!” buyurdu. (Buhârî, Menâkıb 25, Tefsîr 49/1; Müslim, Îmân, 187)

MÜ'MİN KARDEŞİNDEN MES'ULDÜR

Velhâsıl mü’min, mü’min kardeşinden mes’uldür. Bu mes’ûliyet, bir topluluğa sohbet etme mevkiinde bulunanlar için daha büyüktür. Zira çoban, sürüsünden mes’uldür. Ayağı kırılan bir kuzuyu kucağında taşımak mecbûriyetindedir. Bunun gibi kardeşler de, sohbetçiye zimmetlidir. Onlardan biri gelmediği zaman aramalı, hastalandığı zaman ziyaretine gitmelidir. Büyüklerimiz, kardeşlerden gelemeyen olursa onu arar, ziyaretine gider ve onu tekrar sohbete getirirdi.

Sohbetçi, muhabbet ve ülfeti artırmak için; selâmlaşma, hediyeleşme ve Allah için ziyaretleşme gibi muhtelif fırsat ve vesîleleri de değerlendirmelidir.

Bir tamircinin sanatındaki mahâreti, tamir ettiği eşyada görülür. Sohbet eden kişinin başarısı da, sohbet ettiği kişiler üzerinde kendini gösterir.

Bu sebeple sohbetçi, kendi liyâkatsizlik veya ihmalkârlığının, birçok kâbiliyetin sönüp gitmesine sebebiyet verebileceğini düşünüp bunun vebâlini vicdânında derinden hissetmelidir.


[1] Bkz. Buhârî, Vasâyâ 36, İstikrâz 9, Cihâd 49, Büyû’ 34; Müslim, Müsâkât, 109; Tirmizî, Tefsîr, 3/3010; İbn-i Mâce, Mukaddime, 13/190; Ahmed, III, 303, 373, 391.

[2] el-Hucurât, 2.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sohbet ve Adabı, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.