Hüdâyi Hazretleri'nin Çocukluğu ve Yetişmesi

Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri'nin çocukluğu ve yetişmesi...

Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin asıl adı Mahmûd’dur. “Azîz” saygı ve tazim kasdıyla devrinden itibaren verilen bir sıfattır. “Hüdâyî” ise muhtemelen şeyhi Üftâde tarafından verilmiş bir lâkab ve şiirlerinde kullandığı mahlasdır. Babası Fazlullah bin Mahmûd’un kim olduğu ve ne işle meşgul bulunduğuna dair bir bilgiye sahip değiliz. Gerek Hüdâyî’nin kendi eserlerinde, gerekse tabakat kitaplarında adına rastlanmadığına göre onun ilmiyye, ya da sûfiyye sınıfından olmadığını söylemek mümkündür.

Hüdâyî’nin Cüneyd el-Bağdâdî neslinden geldiği, hatta “Seyyid” olduğu rivayet edilir. Bizzat kendi eserlerinde yer yer seyyidliğe delil olabilecek ifadeler vardır:

Ceddim u pirim sultan

Sensin ya Resûlallah

Hüdâyî, Ankara yakınlarındaki Koçhisar kasabasında 948 h. 1541 m. yılında doğdu. Çocukluğu Eskişehir’e bağlı Sivrihisar kasabasında geçti. İlk tahsiline memleketi Sivrihisar’da başlayan Hüdâyî daha sonra İstanbul’a geldi. İstanbul’da Küçük Ayasofya medresesine girdi. Medrese tahsili sırasında hocalarından Nazırzade Ramazan Efendi’nin dikkatini çekerek asistanı (muidi) oldu. Devrin yoğun tasavvufi havasının etkisi ve gönlündeki derûnî marifet tutkusu sebebiyle medrese tahsili sırasında bir yandan Halvetî ricalinden Nureddinzâde Muslihuddin Efendi’nin sohbetlerine katıldı. Tasavvuf vadisindeki ilk mürşidi böylece bir Halveti şeyhi olmuş oldu.

AZİZ MAHMUD HÜDAYİ'NİN RESMİ GÖREVLERİ

Hüdâyî, hocası Nazırzade ile birlikte İstanbul’da muhtelif medreselerde bulunduktan sonra önce Edirne Selimiyye medresesine tayin edildi. Hocası ile birlikte Kahire ve Şam kadılıklarında bulundu. En son Nasırzâde Bursa mevleviyyetine (başkadılığına) tayin olunca, Hüdâyî de onunla birlikte Ferhadiye medresesine müderris, Cami-i Atik mahkemesine kadı nâibi oldu.

Kahire’de bulunduğu yıllarda Halvetî tarikatının Demirtaşiyye kolu şeyhlerinden Kerimüddin Halvetîye intisab etti ve onlardan “usûl-i esmâ” gördü. Bursa’ya gelince de tarikat ve tasavvuf çevreleri ile temas kurarak o devirde Bursa’nın kutbu sayılan M. Muhyiddin Üftâde hazretlerinin sohbetlerine devam etmeye başladı.

Kaynak: Aziz Mahmud Hüdâyi Hayatı ve Menkıbeleri, Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı Yayınları, 2004

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.