HİZMETİN ÖNEMİ NEDİR?

0

Hizmet insanının düstur edineceği vasıfları, dikkat edeceği edeb ve ölçülerden biri de “hizmetin önemini idrâk etmek”tir.

HİZMETİN EHEMMİYETİNİ İDRÂK ETMEK

Hizmet ehli, her şeyden önce hizmetin kendisi için büyük bir ganîmet ve lutuf olduğunu düşünmeli ve bunu hizmetin birinci düsturu olarak kabul etmelidir. Nîmetin devamının şükürle kâim olduğunu idrâk ederek, Rabbine karşı hamd ve şükür duyguları içerisinde bulunmalıdır.

Hizmetlerin en yücesi olan îlâ-yı kelimetullâh,[1] müminlere emânet edilmiş azametli bir dâvâ ve kudsî bir vazîfedir. Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i seniyye, Allâh ve Rasûlü’nün bizlere bir emânetidir. Sahâbe-i kirâm ve mübârek ecdâdımız, bu emâneti 1400 küsur seneden beri ne şekilde idrak edip bize kadar taşımışlarsa, biz de gelecek nesillere öylece taşımak mecburiyetindeyiz. Bu hizmetler bizim âhiret sermayemiz ve inşâallâh cennet vizemiz olacaktır.

MÛSÂ EFENDİ’YE GÖRE HİZMETİN ÖNEMİ

Ömrünü Allâh’ın mahlûkâtına hizmete adamış mümtaz bir insan olan merhum pederimiz Mûsâ Efendi -kuddise sirruh-, hizmetin kıymet ve ehemmiyetini şöyle ifâde buyururlardı:

“Mümin, ibâdet ve hayrın büyüğüne küçüğüne bakmayıp, fırsat düştükçe ihlâs ile hepsini yapmaya gayret etmelidir. Çünkü büyük hizmet yapan pek çok kimseler, bâzı küçük görünen hizmetleri ihmâl ederler. Hâlbuki Allâh Teâlâ’nın rızâsı nerededir, hangisindedir bilinmez.

Şunu idrâk etmelidir ki, hizmet etme fırsatı herkese nasib olmaz. Çok kimseler vardır ki, her hususta hizmet kâbiliyetleri olduğu hâlde, zaman ve mekân müsâit olmadığından hizmet etmekten nasipleri yoktur. Hizmet edenler, hizmeti bir nîmet bilip tevâzûlarını artırmalı ve hattâ bu nîmete vesîle oldukları için hizmet edilenlere teşekkür edâsı içinde bulunmalıdırlar.”

HİZMET ETTİĞİNİZ KİŞİLER BİRER NİMETTİR

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, hizmet edenin, hizmet edilenleri bir nîmet bilerek onlara karşı teşekkür edâsı içinde bulunması zarûretini şöyle ifâde eder:

“Nasıl bir kişi çok kimselerin kemâlât elde etmesine sebeb olabiliyorsa, birçok kimselerin de bir kimsenin kemâlât elde etmesine sebeb olması mümkündür. Zîrâ her ne kadar bir üstad talebelerinin kemâlâtına sebeb oluyorsa da, onların da karşılıklı in’ikâs neticesinde üstadlarının kemâlâtına birer sebeb olduğu muhakkak­tır.”

İMÂNIMIZDAKİ SADÂKATİN NİŞÂNI

Allâh Teâlâ’nın bize olan nîmet ve ihsânlarının farkında olup bunları O’nun yolunda infak etme gayreti içerisinde bulunmak mecburiyetindeyiz. Îmânımızdaki sadâkatimizin nişânı da budur. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyurulmuştur:

“Gerçek müminler ancak şu kimselerdir ki, Allâh ve Rasûlüne îmân edip sonra da îmânlarında şüpheye düşmezler ve Allâh yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihâd (yâni bütün imkânlarıyla sa’y ü gayret) ederler. İşte (îmânlarında) sâdık olanlar bunlardır.” (el-Hucurât, 15)

İMKÂNIMIZ NİSPETİNDE HİZMETTE GAYRET ETMELİYİZ

Diğer taraftan, maldan yapılacak infâkın farz olan zarûrî ölçüsü bildiril­miştir. Bu itibarla malının zekâtını veren kimse, malı ile îfâ etmesi gereken hizmeti gerçekleştirmiş olur. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın insana lutfetmiş olduğu kâbiliyet ve imkânların nisâb miktârını tâyin etmek mümkün olmadığından, son nefesimize kadar, tâkatimiz nispetinde kendimizi Hak yolunda hizmete adamak durumundayız. Zîrâ o keyfiyet, Allâh’a mâlum, bize meçhuldür. Bu sebeple gayret ve tâkatimizin son haddine kadar hizmet ve himmet için çırpınmak îcâb etmektedir.

Yüce Rabbimiz, “Allâh, her bir kişiyi ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef tutar.” (el-Bakara, 286) buyurmuştur.

Bu sebeple bir mümine düşen, yaptığı hizmetleri yeterli görmeyip, daha başka neler yapabilirim düşüncesiyle, sürekli bir hizmet arayışı içinde olmasıdır. Bunun en canlı misâllerinden biri ashâb-ı kirâmdan Abdullâh bin Ümmi Mektûm -radıyallâhu anh-’tır. Bu sahâbî, âmâ olduğu için cihaddan muaf tutulmuştu. Fakat o mübârek sahâbînin, hiç olmazsa sancağı tutabilirim düşüncesiyle Kadisiye Harbi’ne katılması, gönlünde taşıdığı bu nisâb belirsizliğinden doğan endişenin bir netîcesi ve her hâlükârda bir hizmete tâlib olma arzusunun açık bir tezâhürüdür.

HİZMET HEYECANINI KAYBETMEMELİYİZ

Bir mümin, zayıflık ve imkânsızlıklara bakarak aslâ ye’s, gaflet ve rehâvete kapılmamalıdır. Hiçbir zaman Allâh yolunda yapabileceği hizmetlerin nihâyete erdiğini düşünmemelidir. Ömrünün sonuna kadar, devamlı artan bir hizmet ve mücâhede heyecânı içinde yaşamalıdır.

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

“Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluğa devâm et!” (el-Hicr, 99) âyet-i kerîmesi mûcibince, her mümin gözünü açıp kapayacak kadar bir kudrete sâhip olduğu sürece, kulluk muktezâsı olan hizmetlere devâm etmenin zarûretini bilmelidir.

Dipnot: [1] Îlâ-yı kelimetullâh: Allâh adının ve kelime-i tevhidde hülâsa edilen İslâm dîninin yaşanarak tebliğ edilmesi ve yüceltilmesi.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Vakıf-İnfâk-Hizmet, Erkam Yayınları

Paylaş.

Yorumlar