HER ŞEYİN TEMELİ

0

Salihler kervanına katılmanın en emin yolu, onları sevmektir. Zira sevgi bağı her şeyin temelidir.

HZ. DAVUT’UN (A.S.) SEVGİ DUASI

Bir gün bir adam Nebiyy-i Ekrem Efendimize gelerek:

‘‘- Ey Allah’ın Rasûlü! Bir topluluğu sevdiği halde onlara katılamamış kimse hakkında ne dersiniz?’’ diye sorunca, âlemlere rahmet olarak gönderilen şefkat Peygamberi, nazarlarını o kişiye çevirerek:

SEVGİ DUASI

‘‘- Kişi sevdiği ile beraberdir’’ buyurdular.5 Peygamberleri, sıddîkları, şehitleri ve salihleri sevenler için bu hadis, ne büyük bir müjdedir. Gönlünde böyle sevgiler taşıyan kimseler, hiç şüphesiz Allah’ın yüce bir nimetine nâil olmuşlar demektir. Bu sebeple bir ismi de “Kerîm” olan Yüce Mevlamızdan Hz. Davut –aleyhisselam- gibi sevgi talep etmek gerekmektedir, O, Yüce Allah’a şöyle yalvarırdı:

“Allahım! Seni sevmeyi, seni seveni sevmeyi ve beni sevgine ulaştıracak ameli senden diliyorum. Rabbim senin sevgin benim için, canımdan, ehl-u iyalimden ve soğuk sudan daha sevimli olsun.6

ÜMİT KAPISI

Salihleri sevmek, kişinin kendi kurtuluşu için büyük bir ümit kapısıdır. Ancak, âlemlere rahmet olarak gönderilen ve mi’racda bile “ümmetim! ümmetim” diyen bir Peygambere mensup olan birisi için sadece kendini kurtarma düşüncesi ne kadar doğru olabilir? Acaba salah yolunda daha da ilerleyerek salihlere bâr (yük) olmak yerine, onların yâr ve yardımcısı olmak gerekmez mi? Mevlânâ’yı dinleyelim:

“Ey birader! Harim-i ilâhî, nihayetsiz bir dergâhtır. O dergâhta her nereye vâsıl olursan oyalanma, Allah rızası için ileri git”.7

“Hangi makamda olursa olsun, kendisini sofraya vasıl olmamış ve nimet-i kurbiyyete ermemiş bilen kimsedeki yüksek himmetin ben kölesiyim”.8

Feridüddin Attar Hazretlerinin nakline göre Hatem-i Esam bir gün Bayezîd-i Bistamî -kuddise sirruh- Hazretlerine der ki:

‘‘- Ya Bayezîd, bu söz gerçek midir ki, sen müridlerine demişsin ki: Hangi mürîdim tamu (Cehennem) kapısına varıp tamuya konulacak kulları çıkarıp yerine kendi yanmazsa ol benim mürîdim değildir’’.

Bunun üzerine Bayezîd-i Bistamî şu karşılığı verir:

“- Evet öyledir. Şimdi dahi derim ki, hangi mürîdim tamu kapısında durup Cehennemliğe şefaat eylemezse, kendini tamuya koyup ânı Uçmağa (Cennet’e) koymazsa ol müridden ben bîzarım”.9

Bu sözlere şaşmamak gerekir. Zira Hak dostlarını makam-ı kurbiyete ve hatta kutbiyete eriştiren, bu nevi engin şefkatleri ve Allah’a olan derin muhabbetleridir.

Kıyamet günü, Resûllere ve Hak dostlarına yük olmak yerine, orada onların yanında yardımcılar olmak elbette daha güzeldir. Bu anlamda Alvarlı Efe Hazretlerinin “Günahkâr olma; fahri âlem-i zîşânı incitme” sözü ne kadar anlamlıdır. Peygamberiyle iftihar eden bir ümmet, ya da mürşidiyle iftihar eden bir mürîd olmaktan çok, onların kendisiyle mesrur olduğu bir ümmet ve evlat olmak ne büyük bir mazhariyettir.

İbrahim Dussûkî -kuddise sirruh- der ki: “Evlatlarım arasında sevdiklerim, her an bir derece yükselenlerdir. Böyle evlatlarımızı gördüğümüzde gözlerimiz nurlanır. İşte onlardan istifade de edilir”.10

BİTMEYEN ARAYIŞ

Farzdan sonra en mühim ibadetin mü’min gönlünü sevindirmek olduğu düşünülürse, salah yolunda atılan her bir adımın ne büyük bir nimet olduğu anlaşılacaktır. Bu yolda sarfedilen çabaların, zamanla kişiyi Hak dostları kervanına katacağında şüphe yoktur. Mevlâna -kuddise sirruh- Hakk’a vuslat arayışının hiç bitmemesi gerektiğini şöyle hatırlatır:

“Topallamak, dört ayak üstünde yürümek ve uyurcasına ve hatta terbiyesizcesine olsa da Allah’ın yolunda sürün ve O’nu ara. Kâh sözle, kâh sükûtla Şâh-ı hakikatin, yani Allah’ın ilâhî feyzlerinin kokusunu kokla!”.11

Hakk’a doğru yürüme azmiyle yola çıkanların ellerinden Mevlâ tutacak ve onları kendine vâsıl edecektir. Nitekim bu hakikat bir ayet-i kerîmede şöyle ifade edilir:

“Bizim uğrumuzda gayrete soyunup mücâhede edenlere elbette biz yollarımızı gösteririz”. (Ankebût Sûresi, 69)

Sâlihleri dost edineceğini12 bildiren Yüce Rabbimiz, kendi dostlarının vasıflarını da şöyle beyan etmiştir: “Onlar, îman etmiş ve takvâ dairesinde amel etmişlerdir” (Yûnus Sûresi, 63). Bir diğer ayet-i kerîmede de aynı gerçek şöyle vurgulanır: “İman edip iyi işler yapanları biz mutlaka sâlihler arasına katarız”. (Ankebût Sûresi, 9)


Dipnotlar:

5) Buharî,Edeb,
6) Tirmizî, Deavat,
7) Tahiru’l-mevlevî, Şerh-i Mesnevî,, l,
8) Tahiru’l-mevlevî, Şerh-i Mesnevî,, V, 1506, beyit: 3254.
9) Feriduddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, Erkam Yayınları, İst-1984, 58.
10) İmam Şa’ranî, İbrahim Düsükî’den Öğütler (Ter. Erdoğan Baş), Erkam Yayınları, İst- 1996, s. 54.
11) Tahiru’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî,, IX, 247-248, beyit: 8694-95.
12) Â’râf Süresi, 196.

Kaynak: Dr. Adem Ergül, Göklere Yolculuk Var, Erkam Yayınları

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
İSLAM’DA YARDIMLAŞMANIN FAZİLETİ

Cenâb-ı Hak, insanoğlunun zayıf yaratıldığını beyân eder. Onun çocukluk devresi de, ihtiyarlık devresi de bâriz bir za’fiyet ve acziyet içerisinde...

Kapat