Hendek Savaşı’nda Çekilen Sıkıntılar

Nübüvveti

Hendek Savaşı’nda Müslümanların çektiği sıkıntılar nelerdir? İşte Müslümanların en zahmetli, en korkulu savaşı; Hendek...

Mevsim kıştı. Müşrikler, Medîne’yi kuşatmışlardı. Fakat önlerine çıkan geçilmez hendekler karşısında şaşırdılar. Medîne’ye giremediler.

Müşrikler gelip karargâhlarını kurunca, Allâh Resûlü, Medîne’de yerine İbn-i Ümm-i Mektûm’u vekil bırakarak üç bin İslâm mücâhidiyle birlikte hemen Hendek’e hareket etti. Arkasını Sel Dağı’na vererek karargâhını dağın eteğine kurdu. Geride kalan çocuk ve kadınların kalelere ve hisarlara yerleştirilmesini emretti.[1] On beş yaşına basmamış çocukları kalelere, yâni âilelerinin yanına geri gönderdi. On beş yaşına girmiş olan İbn-i Ömer, Zeyd bin Sâbit ve Berâ bin Âzib gibi sahâbîlere ise müsâade etti.[2]

YAHUDİLERİN İKİNCİ İHANETİ

Bu arada Benî Kurayza Yahûdîleri de isyan çıkararak Resûlullâh ile aralarındaki muâhedeyi bozdular. Böylece muâhedeyi ikinci defâ bozmuş oluyorlardı ve bu, onların ikinci büyük ihâneti idi. Müslümanlar iki ateş arasında kaldılar. Yahûdîler, müşriklerin reisi Ebû Süfyân’a elçi göndererek:

“–Siz sebât edin! Biz Müslümanlara arkalarından saldıracağız, onların köklerini kazıyacağız!” dediler.[3]

“ALLAH BİZE YETER, O NE GÜZEL VEKİL’DİR!”

Bu ihânet, Allâh Resûlü’ne çok ağır geldi. Fakat O, dâimâ Allâh’a tevekkül ve teslîmiyet hâlindeydi. Bu yüzden, bu müşkil durum karşısında da:

“Hasbünallâh ve ni’me’l-vekîl: Allâh bize yeter! O ne güzel Vekîl’dir” buyurdu. (Vâkıdî, II, 457; İbn-i Sa’d, II, 67)

Sonra da:

“–Bize Benî Kurayza’dan haber getirecek bir kimse yok mu?” diye sordu. Zübeyr bin Avvâm:

“–Ben varım yâ Resûlallâh!” dedi ve gitti.

PEYGAMBERİMİZİN HAVARİSİ KİMDİR?

Allâh Resûlü, durum ağırlaşıp çok tehlikeli bir hâl alınca Hazret-i Zübeyr’i Yahûdîlerin durumunu öğrenmesi için birkaç defâ daha gönderdi. Zübeyr’in bu hizmetlerinden duyduğu memnûniyeti de:

“–Her Peygamberin bir havârîsi vardır. Benim havârim de Zübeyr’dir!” buyurarak dile getirdi. (Ahmed, III, 314)

Daha sonra Peygamber Efendimiz, Yahûdîlere bir heyet gönderdi. Gönderdiği heyete de şu tembihte bulundu:

“–Gidiniz, bakınız! Bize ulaşan haberler doğru mudur, değil midir? Eğer doğru ise onu bana üstü kapalı bir şekilde bildirirsiniz. Açıkça söyleyip de insanların yüreğine korku salmayınız, onları zaafa ve ümitsizliğe düşürmeyiniz! Şâyet onlar aramızdaki muâhedeye sâdık iseler bunu insanlara açıklayabilirsiniz!” buyurdu.

Elçiler Benî Kurayza’ya gittiler ve onları işittiklerinden daha kötü bir hâlde buldular. (İbn-i Hişâm, III, 237)

Peygamber Efendimiz, herhangi bir saldırıya karşı Medîne’yi muhâfaza için Seleme bin Eslem’i iki yüz, Zeyd’i de üç yüz kişilik bir kuvvetle Medîne’de vazîfelendirdi. Bunlar Medîne’yi bekleyecekler ve yüksek sesle tekbîr getirerek Medîne sokaklarında devriye gezeceklerdi.[4]

MÜSLÜMANLARI EN ÇOK KORKUTAN TEHLİKE

Benî Kurayza Yahûdîlerinin baskınına uğramadan sabaha çıkıldığı zaman, mü’minler rahat bir nefes alıyorlardı. Hazret-i Ebûbekir:

“Medîne’de çoluk-çocuğumuz hakkında Benî Kurayza’dan duyduğumuz korku, Kureyş ve Gatafân ordularından duyduğumuz korkudan daha fazla idi. Zaman zaman Sel Dağı’nın tepesine çıkıp Medîne evlerine bakar, onları sükûnet ve huzur içinde gördükçe Allâh’a hamd ve şükrederdim!” demiştir. (Vâkıdî, II, 460)

Ümmü Seleme vâlidemiz de şöyle buyurmuştur:

“Ben, Resûlullâh’ın yanında, çarpışma ve korkuların yaşandığı Müreysî, Hayber, Hudeybiye, Mekke’nin fethi, Huneyn gibi birçok gazâlarda bulundum. Bunların hiçbiri Resûlullâh için, Hendek’ten daha zahmetli ve daha korkulu olmamıştır. Benî Kurayza’nın çoluk-çocuğumuza baskın yapmayacağından emin değildik.” (Vâkıdî, II, 467)

Öte yandan Hendek civârına sık sık müşrikler tarafından baskınlar yapılıyor, gecenin geç vakitlerine kadar şiddetli çarpışmalar oluyor, zaman zaman Allâh Resûlü’nün çadırı bile oka tutuluyordu.

Müşrikler bir gün, Allâh Resûlü’nün bulunduğu yere olanca güçleriyle hücûm ettiler. O gün Peygamberimiz de Ashâb-ı Kirâm da namazlarını kılmaya fırsat bulamadılar. Akşam olup ordular yerlerine çekilince, Resûlullâh, Hazret-i Bilâl’e ezân okumasını emretti. Her namaz için kâmet getirterek öğle, ikindi ve akşam namazlarını kazâ ettirdi.[5] Buna çok üzülen Resûlullâh, hakkında “gözümün nûru” buyurduğu namaz ibâdetinden alıkoyan müşrikler için:

“Onlar nasıl güneş batıncaya kadar bizi meşgûl edip namazdan alıkoydularsa, Allâh da onların evlerine, karınlarına, kabirlerine ateş doldursun!” diyerek bedduâ etti. (Buhârî, Meğâzî, 29; İbn-i Sa’d, II, 68-69; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, IV, 112)

Dipnotlar:

[1] İbn-i Hişâm, III, 235.

[2] Vâkıdî, II, 453.

[3] Abdurrezzâk, V, 368.

[4] İbn-i Sa’d, II, 67.

[5] Bu hâdise, vaktinde kılınamayan namazların kazâ edilebilmesinin delîli oldu.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları