HENDEK SAVAŞI İLE İLGİLİ AYETLER

0

Hendek Savaşı’nda Peygamber Efendimiz’in komutasında, Ashab-ı Kiram büyük kahramanlıklar göstermiştir.

Hendek Savaşında Büyük-küçük herkes savaşta vazîfe alıyor, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hendeğin dar yerinde bizzat nöbet tutuyordu.

HZ. ALİ’NİN (R.A.) KAHRAMANLIĞI

Derin hendekleri, ancak birkaç müşrik geçebilmişti. Bunlardan biri olan Amr bin Abd, bütün Arabistan’ın en meşhur pehlivanlarındandı. Karşısına Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- çıktı ve Allâh’ın izniyle onu öldürdü. Diğerlerinin âkibeti de aynı oldu.

Savaş uzayıp gidiyordu. Mü’minler öyle zor bir durumda kaldılar ki, ilâhî yardım ne zaman gelecek diye bekle­meye başladılar. Bu hâli Allâh Teâlâ, âyet-i kerîmelerde şöyle tasvîr buyurur:

اِذْ جَاؤُكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ اْلاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللهِ الظُّنُونَا هُنَالِكَ ابْتُلِىَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَدِيدًا

“Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (vâdinin üstünden ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman; gözler yıldığı, yürekler ağza geldiği ve siz Allâh hakkında türlü türlü zanlara düştüğünüz zaman; işte orada îman sâhipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmış­lardır.

وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ اِلاَّ غُرُورًا وَاِذْ قَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ يَااَهْلَ يَثْرِبَ لاَ مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِنْهُمُ النَّبِىَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِىَ بِعَوْرَةٍ اِنْ يُرِيدُونَ اِلاَّ فِرَارًا وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ َلآتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا اِلاَّ يَسِيرًا وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللهَ مِنْ قَبْلُ لاَ يُوَلُّونَ اْلاَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللهِ مَسْؤُلاً قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ

O zaman münâfıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlar; «−Meğer Allâh ve Rasûlü bize sâdece kuru vaatlerde bulunmuşlar!» diyorlardı. Onlardan bir grup da demişti ki: «−Ey Yesribliler (Medîneliler)! Artık sizin için durmanın sırası değil, haydi dönün!» İçlerinden bir kısmı ise; «−Gerçekten evlerimiz em­niyette değil!» diyerek Peygamber’den izin istiyordu. Oysa evleri tehlikede değildi, sâdece kaçmayı arzuluyorlardı. Şâyet fitne çıkarmaları (dinden dönmeleri) istenseydi, bunu hemen yaparlardı. And olsun ki, daha önce onlar, sırt çevirip kaçmayacaklarına dâir Allâh’a söz ver­mişlerdi. Allâh’a verilen söz, mes’ûliyeti gerektirir! (Rasûlüm!) De ki: «−Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size aslâ faydası olmaz!..»” (el-Ahzâb, 10-16)

وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ اْلاَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ اِلاَّ اِيمَانًا وَتَسْلِيمًا

“Mü’minler ise düşman birliklerini gördüklerinde; «−İşte Allâh ve Rasûlü’nün bize va’dettiği! Allâh ve Rasûlü doğru söylemiştir!» dediler. Bu (orduların gelişi), onların an­cak îmanlarını ve Allâh’a bağlılıklarını artırdı.” (el-Ahzâb, 22)

[1] Vâkıdî, II, 463-464.

[2] Tirmizî, Siyer, 29/1582; Ahmed, III, 350.

[3] Buhârî, Meğâzî, 30.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 2, Erkam Yayınları

İSLAM DEVLETİ’NİN SON SAVUNMA SAVAŞI HANGİSİDİR?

Paylaş.

Yorumlar