HAREKET ET!

0

Yüceler yücesi Rabbimiz, Enfâl Sûresi ikinci âyette şöyle buyurur: Müminler ancak, Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda îmanları artan ve yalnız Rablerine güvenip dayanan kimselerdir.

Rabbimiz, ismi anıldığında titreyen kalp istiyor, neden?

Çünkü titreyişte hareket, harekette ise tazelik, kuvvet ve Allah’tan gayrısına muhtaç olmaktan kurtaran bir bereket vardır. Çünkü hareket eden yerde hayat ışığı parlar ve Allah, zikriyle hayat bulan ve rızâsını umarak yaşayan kulunu bizzat muhafaza ve takviye eder. Peki kalp ne zaman, Allah adını duyduğunda titrer hâle gelir? Elbette tam bir diriliğe kavuştuğu, hayat bulduğu ve yaratanına dâir sevgisi yükseldiği zaman.

O halde, bir cismin durumunu ve yerini değiştirmesi, kımıldaması anlamına gelen hareket, çok önemlidir. Çünkü hareket, âtıllıktan, monotonluktan, sıradanlıktan, yerinde saymaktan kurtulmaktır. Her kulun, gününü hayırlı ve faydalı hareketlerle doldurması, elinin, kolunun, ağzının, gözünün temelli hareketsiz kalacağı ölüm ânına kadar, bir kereliğine verilmiş ömür fırsatının kadrini bilmesi gerekir.

Mâdem ki ölüm çok yakında gelecektir, o halde kalan zamanı çok iyi değerlendirmek îcâbeder. Üstelik kişinin sadece kendisini değil, idâresine verilmiş olan mekânı ve eşyayı da hareket ettirmesi lâzımdır. Çalışacak durumda olanı durdurmak, hizmet edebilecek durumda olanın elini kolunu bağlamak büyük bir vebâldir. Mâdem böyledir, fazla halıları sarıp dürüp kapı arkalarına dikme! Bırak da bir muhtaç evine sersin. Koca koca tencerelerde pişirdiğin, yiye yiye bitiremediğin yemeği dolapta bekletme. Bırak da bir açın kursağından geçsin. Paranı biriktirip durma! Dağıt da duâlar coşsun! Fazladan çul çaput alıp çekmecelere hapsetme! Bırak da ihtiyacı olan birileri giysin. İstîdâdı olan kimsenin önünü kesme! Bırak da insanlara ulaşıp tebliğ etsin!

VAKIF MALI NASIL KULLANILMALI?

Bekletilen her varlık, fıtratına ters bir duruma zorlanmış olur. Hele de sıradan bir varlık değil, vakıf malı ise onun sağda solda, depolarda, merdiven altlarında bekletilmesi, çok daha büyük bir vebâldir. Vakfeden, depolarda tozlansın diye mi yoksa Allah rızâsı için kullanılsın diye mi vakfetmiştir? Mevcut yerde kendisine ihtiyaç yoksa ihtiyaç duyulan bir başka yere sevk edilmek sûretiyle, vakıf malı mutlaka hareket ve hizmet ettirilmelidir. Üst üste, alt alta, yan yana yığılan dünya kadar vakıf eşyası sebebiyle, koca koca binalarda hizmete oda ayrılamıyor, varlık içinde yokluk çekiliyorsa, bu ciddi bir sorumsuzluk ve beceriksizlik örneğidir.

Durduğu vakit su bile kokar! Yattığı vakit de eşya tozlanır, paslanır, ağlar. Zikir, gerçek bir hayata kavuşmak için çalışmaktır. Sâdece insanın değil, eşyânın ve mekânın da zikri vardır. Zikre başlamadan evvel insan, abdest alır. Çünkü temizlik îmandandır ve âfiyet getirir. Üzerine toz ve pislik yapışıp kalmış olan bir mekânda, huzur ve bereket kalmaz. Huzûrun ve bereketin kalmadığı yerde, eşyanın zikri de sekteye uğrar. Orayı başka unsurlar kuşatıp işgal eder. Sadece kendisine abdest aldıran, mes’ul olduğu yeri ve eşyâyı toza terk eden anlayış, hastadır.

MESÛLİYET MESELESİ

O halde mesele, sadece kendi elimizi kolumuzu sallama meselesi değil, hizmetimize sunulmuş her şeyi de hareket ettirmeyi kapsayan, geniş bir mesûliyet meselesidir. Eğer böyle bir hareketlenmede muvaffak olur ve bu hareketlenmeyi devamlı ve disiplinli bir çalışmaya dönüştürebilirsek, işte o zaman zafer nasip olur. Hedefimize ulaştıracak olan yolda çalışmamız, yani hareketimiz olursa, hayat bulma ihtimâlimiz de olur. Hayatı bir kere bulan da hiç kaybetmez. Bu sebeple âşıklar ölmez. Bu sebeple şehitler ölmez.

Hantal bir kalp titreyemez. Halbuki onun, Allah’ın zikriyle hareketlenmeye başlaması gerekir. Bunun için, tâlip olana zikir verir, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı telkin ederler.

Gayret edip harekete geçene, himmet yetişir. Kendisine himmet yetişeni Allah yürütür de nice koşan ona yetişemez, geride kalır. Mürşîdin duâsında gizlenmekte olan müspet ve özel enerji, mürîdin gayretiyle açığa çıkar. Hizmet edene himmet edilmesi, himmet edildikçe de hizmetin bereketlenmesi bundandır. O hâlde, hareketi hizmete, yâni insanlığın ve mahlûkâtın istifâdesine adamak, akla, îmâna, iz’âna ve mîzâna en uygun tavırdır. Bunun aksine, Allah rızâsı için sunulmuş imkânları âtıllığa mahkûm etmek, hizmetten ve hizmet edenlerden esirgemek, son derece ahmakça bir davranıştır.

Sadece hizmet alanlarından ve o alanlardaki hareketsiz odalardan değil, kendi vücudumuzda bulunan odacıklardan da mes’ûlüz. Mide, beyin ve kalp odaları büyük birer emânettir. Onları ne şekilde doldurduğumuz, neye hizmet ettirdiğimiz, yâni ne uğurda hareket ettirdiğimiz ile ilgili ciddi bir hesap, bizi beklemektedir. Zararlı ve fazla yemekler sebebiyle yaralanan, yanan bir mide; vesveselerle yorulan, yanlış ve kötü düşüncelerle bunaltılan bir beyin; hastalıklı ve art niyetlerle bunaltılan bir kalp, bizden hakkını alacaktır. O halde, çokça sabrederek mideyi, çokça fikrederek beyni, çokça şükrederek kalbi ferahlatmak gerekir.

UYKUDA HAREKET MUCİZESİ

Mide lüzûmundan fazla dolduğunda, kalp titreyemez. Kalp titremediğinde beyin akledemez. İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır. Öyleyse, Allah rızâsını kazandıracak bir hareketliliğe ulaşmak lâzımdır.

Sağa sola bakmayı, sebeplere takılmayı azaltanlar, gözlerini gönlüne açıp, nazar ber kademini çoğaltanlar, daha isâbetli bir bakışa, daha kuvvetli bir anlayışa kavuşur. Üç öğün yemek yemeye vakit bulurken, beş vakit namaz kılmak için zamanı olmayanlar, yani nefsi için hareketlenebilirken, Allah için kımıldayamayanlar ise zarardadır.

Hareket bazen büyükten küçüğe, bazen de küçükten büyüğe devam eder. Meselâ, bazen büyük bir demlik, küçük bir bardağa çay doldururken, bazen de küçük bir musluk, büyük bir kazana su doldurur. Bazen, büyük; fakat boş olursun, bazen de küçük; fakat dolu… Bir de dibi delik ya da paslı olan kap var ki deryânın dibinde her gün dolsa ne çare?!

Hareket, bütün canlı ve cansız varlıklar için nîmetken, insan nasıl olur da uyuşuk ve donuk bir hayat sürebilir? Ayran olmak isteyen yoğurdu çırparlar. Kaymak olmak isteyen ayranı çalkalarlar. Yatak olmak isteyen yünü hırpalarlar. Dünya döner. Bulut yürür. Su akar. Duman tüter. Kuş uçar. Tohum topraktan baş çıkarır. Hâsılı hayatta olan, hayat bulacak olan her varlık hareket eder. Vaziyet böyleyken, her bir hücresi her an hareket etmekte olan insan nasıl tembel olabilir?

Durma! Ver, çoğalsın! Al, muhtaçsın! Git, anlasın! Gel, sevinsin! Gül, şükretsin! Ağla, duâ etsin! Dolaş, çözsün! Çöz, ferahlasın! Durma! Durma ki meydan akarsu görsün! Hatta bu kadarla yetinme! Yeter artık! Yüzüstü de sürünme! Şahlanmış Sakarya ol! Yâni şehit, yâni âşık ol da ölme! Durma! Su bile kokar hareketsiz kaldıkça! Hareket et, hayat bul, nefes verip aldıkça!

Kaynak: Neslihan Nur Türk, Altınoluk Dergisi, Sayı: 372, Şubat 2017

PAYLAŞ.

Bir yorum bırak

Önceki yazıyı okuyun:
DİŞ AĞRINIZ 5 DAKİKADA GEÇEBİLİR

Diş ağrınızı dünyanın en iyi ve en ucuz ilacı acı biberle hızla geçirebilirsiniz. Kuşkusuz ki insanın neresi ağrıyorsa canı orada...

Kapat