‘HANGİSİNİN CENAZESİ BENİM OĞLUMUN?’ DİYEN ANNELER GÖRDÜM

1

İsrail’in Gazze’ye karşı belki de en şiddetli saldırıları şu günlerde yaşanıyor. İsrail, 7 Temmuz’dan bu yana hava ve kara operasyonlarıyla tonlarca bomba yağdırarak çocuk, kadın demeden, Gazze’deki insanları öldürüyor. Yaklaşık bir ay boyunca Gazze’deki katliama şahit olan TRT İstanbul Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Akif Ersoy ile Gazze’de yaşananları ve Filistin meselesi’ni konuştuk. 

Röportaj: Ömer Faruk YASİN

Gazze’ye, operasyonlar başladıktan sonra mı gittiniz?

Hava operasyonları devam ederken, 11 Temmuz’da girdim Gazze’ye.

İlk gittiğiniz an ile en son Gazze’den çıkarken ki an arasında nasıl fark var? Yani durumun bu kadar vahim olduğunun farkında mıydınız?

Kara operasyonu henüz yoktu, havadan devam ediyordu. Biz, birkaç gün sonra ateşkes olur diye bekliyorduk. Ablukanın kaldırılma şartı bana çok uçuk gelmişti. İsrail bunu kabul etmez ama bir orta yol bulunur ve ateşkes sağlanır diye düşündük. Ama direniş gruplarıyla görüştüğümde blöf yapmadıklarını ve çok ciddi olduklarını gördüm. Böylece bu işin uzayacağını anladım. Kara operasyonları başladıktan sonra da zaten bambaşka bir noktaya ulaştı durum. Daha önce de Gazze’ye gitmiştim. Şimdiki durum çok daha kötü… Girdiğimde çok uzun sürmeyeceğini düşündüm ama çok uzadı ve etkilemeye de başladı.

GAZZE’DEN DÖNMEK İSTEMEDİM, İSRAİL’İN KARŞISINDAYIM

gazze5Türkiye’ye dönmek istediniz mi?

İstemedim, kimse de dönmek istemezdi zaten. Ben gazeteciyim ama Filistin konusunda öncelikle insan olduğum için tarafım. Burada bir zulüm var ve zulmün karşısında taraf olmak zorundasın zaten. Antisemitist olduğum için İsrail’in karşısında değilim. İsrail’in karşısındayım çünkü İsrail çocukları öldürüyor ve ben buna şahit oldum. İsrail kadınları öldürüyor; hedef gözetmeksizin öldürüyor. Zulmediyor, yok ediyor. Ramallah’ta silah yokken bile sürekli operasyon yapıyor, yerleşimlerini arttırıyor.

Türkiye’yle, daha doğrusu ailenizle irtibatınız nasıldı?

Şöyle bir zorluğu vardı: Sürekli yayındaydık ve arkamızda bombalar patlıyordu. Cesetler ve yaralı görüntüleri vardı. Yayında bunları gösterip anlatırken ailenize de “Biz iyiyiz, burada bir problem yok” diyorsunuz. Onlar da buna inanmıyor tabii. O dengeyi sağlamak çok zor. Ama onlar benden çok daha fazla zorlandılar. Hatta ben sitem de ettim onlara. Annem bana “Dön, ne olur dön!” diyordu. Gazze’den çıktığımda “Çok şükür!” dedi. “Sen değil de bir başkası gitsin” dedi. Nazım Hikmet’in bir şiiri var ya “Sen yanmazsan / Ben yanmazsam / Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diye. Hakikaten de öyle. “Benim oğlum gitmesin, onun oğlu gitmesin… Kim gönderecek?” dedim anneme. Ki benim annem Filistin meselesinde hassasiyetleri olan, şuurlu ve siyasal anlamda bu meselenin ne olduğuna dair fikirleri olan bir kadın. Ben ona “Sen bunu bildiğin halde çocuğunu göndermiyorsan eğer başkalarından nasıl bunu bekleyeceksin? Biz yapmayacaksak bu işi kim yapacak?” dedim.

GAZZELİLERİN HİKÂYESİNİ ANLATMAK…

Orada çok uzun kaldınız ve yük de sizin omuzunda kalmış gibiydi çünkü…

TRT dışında kimse yoktu evet, biraz paylaşmak lazım bu yükü ama muhakkak gitmek lazım.

Sürekli canlı yayınlar ve haberler yapıyordunuz ama Gazze’de yaşananlar gerçekten gözler önünde mi?

Gazze’de yaşananları yayınlarla, dünyaya haber vermeye çalışıyoruz ama bir süre sonra alışmaya başladığımız şeyler olmaya doğru evirildi. Televizyonlardan izlediğiniz de insanlar “Aa, Gazze’ye yine bombalar düşmüş” diyor. Hâlbuki hepsinin bir hayatı var. İnsan hayatının kıymetini anlayabilmek için biraz empati yapabilmek çok önemli. Bu empatiyi yaptırabilecek olanlar da bir yerde haberciler. O yüzden habercilerin temel sorunlarından bir tanesi de bu. O insanların hikâyesini anlatabilmek önemli. Bir annenin, çocuklarını kaybetmiş bir annenin, her gelen ambulansa koşup “Acaba hangisinin cenazesi benim oğlumun?” diye hem feryat edip, ağlayıp hem de cenazelere sarıldığını; bir hamile kadının saldırılarda çocuğunu kaybetmesini anlatabilmek…

EŞİ VE ÇOCUĞUNUN VEFAT ETTİĞİNDEN HABERSİZ BİR KADIN

akifersoy2Şifa Hastanesinde yayın yapıyordum. 30 yaşında, on yıllık evli ve sağlık problemlerinden dolayı çocuğu olmayan, tek çocuklu bir kadın ile röportaj yapacaktım. Aynı zamanda saldırılar sırasında sağ ayağını kaybetmişti. Kadının abisiyle yayına girmeden önce konuştum. Abisi “Eşi, çocuğu, kardeşi hayatını kaybetti ama o yaşadıklarını zannediyor. Hiçbir şeyden haberi yok. Lütfen çok fazla soru sormayın ve yormayın” dedi, sonra kadınla röportaja girdik. Kadın röportaj sırasında bize saldırı anını anlattı. “Sabah namazına kalkmıştık. Namazdan sonra bir anda patlama sesleri duyuldu. Sonra insanlar sokaklara çıktı. Biz de kaçmaya başladık. Eşim kızımı aldı kaçtı, Allah’a şükür. Ben de yaralandım saldırılarda. Buna da şükür. Direnmeye devam edeceğiz.” Annesi de vefat etmişti, yanında kayınvalidesi vardı. Kayınvalidesi de çok dolmuştu. Ağlamıyordu ama dudaklarını ısırıyordu.  Onun gibi çok insanın böyle içine ağladığını gördüm Gazze’de. O röportaj esnasında ben de dağıldım. Çünkü benim her şeyden haberim vardı. Ve ben o kadının yanında bu durumu Türkçe olarak anons geçtim. Bana anlattığı hikâyenin içindeki herkes aslında hayatını kaybetmişti.

SALDIRILARDA YOK OLAN “EL BATŞ” AİLESİ

İlk saldırıların ardından eşi, çocukları, torunları ile beraber 18 kişinin şehit olduğu El Batş ailesinin yaşayan tek mensubu bir kadınla röportaj yaptık. İnsanlar her saldırı esnasında ve her saldırıdan sonra “Hasbinallahu ve ni’mel vekil” diyorlar. İnsanlar duvarın dibine sığınıyor; hemen ileride kardeşleri can çekişirken bir yandan ağlıyor, bir yandan da kelime-i şehadet getiriyor. Çünkü her an ölebilirler.

Şucaiyye’de, Huzaa’da insanlar çatışma bölgelerine giremedikleri için, yaralılar, kan kaybından, açlık ve susuzluktan hayatlarını kaybettiler. Ambulanslar yaralıları tahliye etmek için bölgeye girdiklerinde vuruldular. Kızılhaç yetkililerinin girmesine müsaade etmediler.

O sırada İsrail birliklerinin evlere operasyon yaptıkları doğru mu?

Huzaa’ya bir kere girdik o sırada da bu kadar bombardıman yoktu. Sonradan öğrendim ki İsrail askerleri, Gazzeli sivillerin evlerine girip kafalarına sıkarak öldürmüş.

Saat 20:30’da Netanyahu ile Savunma Bakanı Yaloon basın toplantısı yaptı. Basın toplantısının ardından, İsrail Cebaliye’yi vurma kararı aldı ve “Evlerinizi boşaltın!” uyarısı yapmaya başladı. Şucaiyye gibi Cebaliye’ye de operasyon başlattılar. Bir kısmı tahliye oldu, bir kısmı ise kaçamadı. Zaten Gazze küçücük bir yer, bir anda insanlar kaçmaya çalışıyor; sokaklarda müthiş bir kargaşa oldu.

Bu insanlar evlerini terk edip nereye gidiyorlar?

Hiçbir yere. Gazze’nin içlerine, sokaklara, okullara, binalara, apartman koridorlarına… Halk İsrail ordusundan yarım saat süre istedi fakat İsrail müsaade etmedi. Kızılhaç’la temas kurdular, sonuç alamadılar. Ben yayına çıkıp bağırdım: “Birazdan bütün dünyanın gözü önünde, aynı Şucaiyye’deki katliama benzer bir katliam Cebaliye’de yaşanacak!” Sadece izliyoruz. İnsanlar çığlık çığlığa kaçışıyor. Bize telefon edip bağırıyorlar, çocuklar ağlıyor. Ben sadece dinliyorum. “Çıkmamız lazım, ne olur bir şey yapın! İsrail ordusu ile konuşun. Siz basın mensubusunuz. Dünyaya söyleyin, bir şeyler yapın! Buradan çıkmak istiyoruz.” Hiçbir şey yapamıyorsunuz. İsrail ordusunu arıyorsunuz, yanıt yok. Kızılhaç’la iletişim kurduk. Onlar da “İsrail’i ikna edemiyoruz” diyorlar. Çıkıp televizyona, yalnızca anlatıyorsunuz: “Birazdan burada, az önce çığlıklarını duyduğumuz insanlar ölecek.”

IMG_2996

“SAATLER ÖNCE KONUŞTUĞUNUZ İNSANLARI BİR DAHA GÖREMİYORSUNUZ”

Bayramın birinci günü 8-9 yaşlarında çocuklar basın toplantısı yaptılar. Dediler ki “Arkadaşlarımızın yarısı şehit oldu. Burada bulunan arkadaşlarımızın belki çoğunu yarın göremeyeceğiz. Bizim dünyadaki diğer çocuklardan ne farkımız var? Bayrama bombalar altında giriyoruz. Neden bir şeyler yapmıyorsunuz?” Sanki içlerine doğmuş gibi ertesi gün çocuk parkını İsrail füzeyle vurdu. 11 tane çocuk hayatını kaybetti. Kucaklaştığınız, fotoğraf çektiğiniz çocukları, insanları bir daha göremiyorsunuz.

Çocuk cesetleri Şifa Hastanesine gelirken, artık dayanamadım ve “Alın çocuğunuzu karşınıza, bir bakın ve İsrail bombaları altında can verdiğini, sadece 3-5 saniye aklınızdan geçirin. Ne hissedeceksiniz?” dedim. Bizim yayınlarda anlattığımız şeyleri kelimelere sığdırmak mümkün değil. Görüntüler yetmiyor, bu hikâyeleri anlatabilmek için. O hissi ne kadar aktarabildik izleyiciye, bilmiyorum. Gazze ile ilgili abarttığımız hiçbir şey yoktu. Aksine çok eksik kaldığımız şeyler vardı. “Gazze’de ne olduğunu gerçekten biz Türkiye’ye, dünyaya aktarabiliyor muyuz?” diye düşünmeden edemiyordum. “Anlatıyoruz ve dünya hala bu kadar sessiz mi? Anlatıyoruz ve bu insanlar hala hiçbir şey yapamıyor mu?” diyorduk.

“AĞLAMADAN YAYINA ÇIKMAK ÇOK ZORDU”

Burada insanlar ölüyor, bebekler ölüyor. Hayatlar yok oluyor. Koca bir kenti yıktılar. “Duyuyor musunuz?!” diyorsunuz. Orada gazetecilik yapmak ve objektif olabilmek çok zor bir şeydi. Ağlamadan yayına çıkıp bir şeyler anlatabilmek kolay bir şey değil Gazze’de.

Cebaliye’de insanlar bizi arayıp “Çocuklarım var benim. Ne olur bir şeyler yapın. Öleceğiz biz.” Diyor ve siz hiçbir şey yapamıyorsunuz. Bunu anlatıyorsun, anlattıktan sonra dünyanın bu tepkisizliğini anlayamıyorsun.

Siz diğer Arap coğrafyalarını da gördünüz. Filistin’i, Gazze’yi o ülkelerle kıyas etmek mümkün mü?

1Z8YAp8GFilistin meselesinin özel bir ehemmiyeti elbette var. Benim Filistin meselesine belki ideolojik, belki inançlarımla ilgili bir bakış açım, perspektifim var. Ama acının dini, rengi, ırkı, milleti olmaz. Irak’ta çocuklarını kaybeden bir kadının acısıyla, Filistin’de, Suriye’de çocuklarını kaybeden bir kadının acısı kıyaslanamaz. Acılar yarıştırılmaz.

Orta Doğu’daki en kirli olmayan, en temiz savaş Filistin savaşı. Bir tarafta ümmetin birbirini katlettiği; IŞİD’in, El Kaide’nin, El Nusra’nın bir biriyle savaştığı; Esad’ın ordusundaki sünni askerlerin savaşmak zorunda kaldığı; Irak’ta mezhep savaşının olduğu; Libya’da, Yemen’de, Tunus’ta, Afganistan’da kendilerini Müslüman olarak tanıtan örgütlere, samimi bir Müslüman olarak gitmiş ve orada İslam adına savaştığını düşünen birilerinin Müslümanları öldürdüğü, Müslümanların kafalarını kestiği bir savaştansa, Filistin Savaşı en temiz savaştır. Kimin ne yaptığı ve kimin ne olduğunun belli olduğu savaş.

İSRAİL HALK İLE SAVAŞIYOR

Fakat İsrail direniş grupları ile savaşmıyor. Orada sivilleri bombalıyor ve siviller üzerinden direniş gruplarına mesaj veriyor: “Bana saldırma. Bana saldırırsan halkını öldürürüm” diyor. Bunu kendileri de itiraf etti. 72 saatlik ateşkes olacakken “Tamam, biz sivilleri bombalamayı bırakacağız. Tünelleri bombalamaya devam edeceğiz.” Mesele tünellerse neden havadan bombalıyorsun?

BM’nin, uluslararası kuruluşların tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şucaiyye’de katliam yaptılar, BM tahkim komisyonu oluşturacaktı. ABD itiraz etti, Avrupa ülkeleri çekimser kaldı ve 27 oyla kabul edildi. Komisyon kurulacak ve Şucaiyye’ye gelecekken Cebaliye’de, Huzaa’da, Han Yunus’ta, Refah’ta katliam yaptılar. BM, Amerika hiçbiri İsrail’in umurunda değil. Kara harekâtını uluslararası destek alarak başlattıklarını söylüyorlar.

gazze2“BM’NİN DEĞİL İSLAM ÜLKELERİNİN NE YAPTIĞI ÖNEMLİ”

Birleşmiş Milletler kokuşmuş bir zihniyet. Srebrenitsa’da, Somali’de ne yapıp ettiklerini gördük. Bugüne kadar ne yapmışlar? Biz daha çok “Araplar, Müslümanlar, İslam ümmeti, İslam coğrafyası ne yapıyor?” bunu düşünmeliyiz. Müslümanların Filistin meselesi dışında, konsensüs oluşturup ortak bir tavır geliştirdiği, somut bir adım attığı bir süreç yok. İslam İşbirliği Teşkilatına üye olan 53 ülkenin üzerinde mutabık olduğu tek mesele Filistin davasıdır.  Suriye meselesinde, Mali, Somali, Mısır meselelerinde ayrı düşünürler. İran’a, Hizbullah’a, Hamas’a bakış açıları hep birbirinden farklıdır. Ama Filistin meselesinde bir mutabakat vardır. İsrail işgalci ve düşman bir ülkedir. İsrail ile işbirliği içerisinde olan televizyonlarında bile İsrail’den “düşman, işgalci güçler” diye bahsederler. Bu bir devlet ağzıdır. Fakat yapabildikleri tek bir şey, attıkları tek bir adım yoktur.

“BU SAVAŞIN İLK HEDEFİ FİLİSTİN BİRLİK HÜKÜMETİNİ DAĞITMAK”

Bu savaşın ilk hedeflerinden biri İsrail’in, Filistin Birlik Hükümetini dağıtmak istemesiydi. Bu birliğin muhafaza edilmesi çok önemli. Türkiye’nin çok ciddi çabaları oldu. Zira Mahmud Abbas Türkiye’deyken ilişkiler kopmak üzereydi. Hamas çok sert açıklamalar yaptı. Daha sonra Abbas Mısır’a gitti ve Mısır’ın ateşkes planını kabul etti. Amerika’nın ateşkes planını kabul etmeyen İsrail, Mısır’ın ateşkes planını kabul etti. Mısır’daki darbeden sonra Mahmud Abbas’ın Mısır’la çok yakın ilişkileri olduğunu görüyoruz. Mısır Hamas’ı bir terör örgütü olarak görüyor. Mısır’daki televizyonlarda Müslüman ve Arap spikerler Netenyahu’ya “Elinize sağlık. Oradaki teröristleri yok etmelisiniz” dedi. Vahameti görün diye anlatıyorum. Batının açıklamaları falan hiç önemli değil.

Röportajın ikinci kısmı için resme tıklayın!…

RÖPORTAJ

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
KADİR MISIROĞLU KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR

Tarihçi- Yazar Kadir Mısıroğlu 07 Ağustos 2014 Perşembe günü "Lozan'ın Geride Bıraktıkları ve Cumhurbaşkanı Seçimleri Özel" Programı ile saat 20:30...

Kapat