HALDEN DEĞİL MUAMELEDEN SORUMLUYUZ

0

Altınoluk dergisinin 401. sayısında Abdülbaki Oral Ağabey Sami ve Musa Efendi Hazretleri ile ilgili hatıralarını anlattı.

Altınoluk dergisinin Temmuz 2019 sayısında Selman Tan’ın Abdülbaki Oral Ağabey ile yaptığı röportaj…

S. Tan: Sizi tanımak için kendinizden dinleyelim Abdülbâki Ağabey.

Abdülbaki Oral: Bismillahirrahmanirrahim. Rabbi yessir velâ tuassir rabbi temmim bi’l hayr. Elhamdülillahi Rabbil alemîn vessalâtu vesselâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.

Cenâb-ı hak konuşmamızı hayırlara anahtar, şerlere kilit yapsın inşallah. Bütün halimizi, harekatımızı, sekenâtımızı rızasına muvafık eylesin inşallah.

1942 Ankara Gerede doğumluyum. 4 yaşındayken validem rahmetli oldu. İlkokulu bitirdikten sonra Ankara’ya ablam ve eniştemin yanına gelerek sanat okuluna kayıt oldum. Yaz tatilinde çanta imalathanesinde işe girmiştim. Maddi sebepler zorlayınca o işte kaldım. 18 yaşına geldiğim zaman üvey validem beni evlendirdi. Askere gittiğim zaman iki çocuğum vardı.

Askerliğimi Bursa’da Orhan Gazi Türbesi’nin üstündeki askerlik şubesinde yaptım. O zaman askerlik 24 aydı fakat boydan kısa olduğum için beni o zaman var olup şimdi kaldırılan ‘arızalı sağlam’ sınıfına dâhil ettiklerinden 6 ay kadar askerlik yaptım.

Askerlik şubesinin tam karşısında Şehadet Camiî vardı. Bir gün albayın yanındayken ezan okunmaya başladı. “Komutanım camiye gidebilir miyim?” diye sordum. Bana “Sen namazını kılıyor musun?” dedi. Daha sonra camiden müezzin Allahu ekber dediği zaman albay bana “Hoca seni çağırıyor” derdi.

Baktım askerlerin ellerinde uygunsuz yayınlar dolaşıyor. Yanımda 10- 12 adet dini kitap vardı. Onları evrak odasındaki rafa koydum. Bir gün binbaşı beni çağırdı. Elinde benim kitaplar, bir kısmını da okumuş olduğu anlaşılıyordu.

“Burada ibadet etmeyenler için hayvandan da aşağıdır gibi ifadeler kullanılıyor ne dersin?” dedi. Ben de “Efendim bizi yaratan Rabb’imiz kendine uymayıp kötülük yapan insanoğluna Kur’an-ı Kerim’de böyle diyor” dedim. Dini kitaplar ve hizmetim ilk olarak bu şekilde askerde olmuştu.‌

S. Tan: Namaza askerden önce nasıl başlamıştınız, ailenin telkini ile mi oldu?

Oral: Çantacıda çalışırken bir komşumuz bana Namazı Dosdoğru Kılmak isimli bir kitap verdi. O kitabı akşam okudum, sabahında besmele çekip başladık.

S. Tan: Demek ki içinizde kabiliyet varmış, kıvılcım çakınca ateş yandı.

Oral: Rabbim taklidî ibadetlerimizi tahkîke ulaştırsın inşallah. Döndükten sonra yine haftalıkla, bu sefer bir başka yerde çalışmaya başladım. Girmeden önce tek şartım vardı, namaz vakitlerinde müsaade edilmesi.

Askerden sonra çanta imalatı işine ve satışına girdik. İki imalathane ve bir aksesuar dükkânı ile Türkiye’nin muhtelif yerlerine toptan ve perakende satışlar yapıyorduk. 28- 30 kişi çalışırdı.

‌yılı Mart ayında Altınoluk dergisi Andını Hatırla başlığıyla çıkmıştı. Heyecanla takip ediyordum. Her hafta Abdullah Sert ağabey ile görüşürdüm. “Bir emriniz var mı?” diye sorunca “Abone yapmanızı bekleriz” dedi. Rahmetli Hacı Gedikli ağabeyi, damatları 6- 7 kişiye abone yapıp gönderdim.

Abdullah ağabey ile tekrar görüştüğümüzde yine abone beklediklerini söyleyince, elime kâğıdı kalemi alıp komşulardan birer birer yazmaya başladım. O zamanlar bilgisayarlar çok yaygın değildi, bütün kayıtları elimle tutuyordum.

Elif sitesinde 1 blokta 72 daire var, toplam 5 blok vardı. Tabii bir insan bir vazifeyi üstlendiği zaman onu en iyi şekilde yerine getirmek istiyor. Sonra etrafa, Ankara esnafına açılmaya başladım.

Neşriyat hizmeti işine eskiden beri gıpta ederdim. Gelen malzeme güzel, giden malzeme güzel elhamdülillah. Hani ilahide deniyor ya “Gül alırlar gül satarlar” diye. İnsanları Allah yoluna çağırıyorsunuz. Dünyevi işinizi yaparken sadakayı câriye kazanıyorsunuz. Sonradan baktık ki ikisi bir arada olmuyor. Çanta işini tasfiye ederek Altınoluk bayiliği ve kitap işine devam ettik.‌

S. Tan: Manevi hayatla ilk tanışmanız nasıl oldu?

Oral: Kitap okumayı sevdiğim gibi vaaz ve nasihat dinlemeyi de çok severdim. Abdullah İşler Hocaefendi’nin İbadullah Camii’nde vaaz verdiğini söylediler. Yine kâğıdı kalemi alarak vaazları düzenli takip etmeye başladım. Orada vaazları teybe kaydetme mevzuunu konuşurken Mustafa Altınoluk isimli bir ağabeyimiz bana bir intisabımın olup olmadığını sordu.‌

S.Tan: Sizin nasibiniz de hep Altınoluk ismi üzerinden devam etmiş Abdübâki ağabey.

Oral: Evet öyle oldu. Sonra bana “Bu dinlediğin Abdullah İşler Hocaefendi, Rıza Çöllü Hocaefendi, Osman Şevket Yardımedici Hocaefendi bunların hepsi Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri’ne bağlılardır” dedi. Bu hocaefendiler Ankara’nın en mümtaz hocalarıydı. Ayrıca Konya’dan Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi’yi söyledi. Her birini ayrı ayrı çok severdim. Altınoluk ağabeyin sohbetlerine başladım. Bir müddet sonra 1966 yılında İstanbul Erenköy’de devlethanede Sami Efendi üstadımız ikili olarak kabul buyurdular. Nasıl ders yapacağımı elime kâğıdı kalemi aldırarak yazdırdılar. O zamanlar ders görüşmesi için bir süre verilmiyordu. Daha sonra Musa Efendi üstadımız ders görüşmelerinin en geç 6 aylık sürelerle yapılmasını sağlamıştı.

S. Tan: O zaman o dönemlerden okuyucularımıza faydalı olacağını mülahaza ettiğiniz hatıralarınızdan anlatır mısınız?

Oral: Musa Efendi üstadımızın bir Ankara’ya teşriflerinde tahminen 10- 12 kişilik bir grupla yemek yeniyordu. Ankara sorumlusu Urfalı Kemal yetkin ağabeyimiz o sırada hastanedeydi. Hastaneden çıkarak yemeğe katıldı. Vücudunda ödemler, büyük ölçüde şişlikler oluşuyordu. Gut ve şeker hastalıkları vardı. Doktorlar tahlil üstüne tahlil yapıyor, bir şey bulamıyorlardı. Hareket edemez, pantolon içine sığamaz hale geldiği için endişe ediliyordu. O yüzden de mümkün olduğu kadar vücuduna sıvı almamasını tembihliyorlardı.

Musa Efendi Kemal ağabeyden hastalığı ile ilgili bilgileri aldıktan sonra sofradaki karpuzdan alıp Kemal abiye uzattı “Buyurun, şifa olur inşallah” dedi. Bu hadise birkaç defa tekrarlandı. Hepimiz hayretle bakıyorduk.

Sohbetten çıktıktan sonra Kemal Efendi ağabey “Bir rahatlama hissediyorum” dedi. Eve gittikten sonra elhamdülillah daha da rahatlamış. Aylardır sebebi bilinmeyen bu hastalığı o gün şifa bulmuştu elhamdülillah.

Hiç unutmam; Musa Efendi’nin Ankara’ya o gelişlerinde fakire Hacıbayram’da terzilik yapan Ali Özkan beyi çağırmamı istedi. Ali ağabey geldi sofrada bulunduktan sonra Musa Efendi’nin cübbesinde yapılacak ufak bir iş varmış onu yaptı. Hatta fakirin, aklıma şöyle gelmişti: ‘bu oldukça basit bir iş burada bizler de bu hizmeti yapabilirdik.’ Musa Efendi arabasına binip İstanbul’a dönerken terzi Ali Özkan ağabey Hakk’ın rahmetine kavuştu. Kemal ağabeyin şifa bulması da Ali ağabeyin vefatı da o gün olmuştu. Ali ağabeyin çağrılmasının özel bir hikmete mebni olduğu kanaatine sahip oldum.

Yaşadığımız bu hadiseyi aktarınca şu da aklıma geldi. Sami Efendi Hazretleri bir şahısla şehirlerarası otobüs yolculuğu yapıyorlar. Beraberlikleri sadece bir yerden bir yere gidinceye kadar oluyor. Bu şahıs Ankara’da Çıkrıkçılar Sokağı’nda arzuhalcilik yapıyormuş. Sami Efendi bir Ankara’ya gelişlerinde rahmetli Mustafa Erbil ağabeye Çıkrıkçılar Yokuşu’nda dilekçe yazan şu isim ve eşkâldeki şahsı bulmalarını ve kendisinin görüşmek istediğini ifade ediyor.

Mustafa Erbil ağabey gidip o şahsı buluyor ve “Sami Efendi üstadımız Ankara’ya teşrif ettiler ve sizinle görüşmek arzu ederler” deyince o şahıs birden sapsarı oluveriyor. Meğer alkol alıyormuş. Mustafa Erbil ağabeyden bir iki saat izin istiyor. Sonra gusül abdesti almış, üstüne yeni elbiseler giymiş vaziyette Sami Efendi Hazretleri’nin ziyaretine geliyor. Yarım saat kadar ikisi baş başa görüşüyorlar. O şahıs Sami Efendi’nin yanından ayrıldıktan 23 gün sonra vefat ediyor. Sami Efendi üstadımızdaki şu vefâya bakar mısınız? Mecburen beraber oldukları insanlardan bile merhametlerini esirgemiyorlar.

Kemal ağabeyi bir hafta göremezsem içim içime sığmazdı. Acaba tart mı edildim diye korkardım. Seyyitdi, çok mübarek insandı. Vefat ettiği zaman Urfa’ya defnedilmek istediğini söylemiş. Fakir, Hacı Gedikli ağabey ile birlikte Ankara’da yıkayıp kefenlendikten sonra Urfa’ya götürdük. Musa Efendi üstadımız da Adana’ya uçakla geldikten sonra Faruk Karabucak ağabeyin arabasıyla Urfa’ya cenazesine gelmişti. Cenazeden sonra da şöyle buyurmuştu: “Kemal Efendi 7 tane hastalıkla imtihan olundu ama hizmetten hiç geri durmadı.” Bir hafta geçtikten sonra Hacı Gedikli ağabeye Ankara’ya hizmet etme vazifesi verildi.

S. Tan: Sizin Hacı Gedikli ağabeyle akrabalığınız nasıl oldu?

Oral: Fakirin 3 kızım 2 oğlum vardı. Hacı ağabeyin de bir kızı 2 oğlu vardı.
Nasipmiş iki kızımız Hacı Gedikli ağabeyin iki oğluyla izdivaç ettiler.

S. Tan: Musa Efendi ile o kadar yıllık hukukunuz oldu. Size söylediklerinden en unutamadığınız ve sizi etkileyen şey ne oldu diye sorsam?

Oral: Musa Efendi üstadımıza “Bazı ağabeyleri dersleri ileride görüyoruz. Biliyoruz yaşları da kemâle ermiş ama şöyle şöyle zaaflarla karşılaşıyoruz” denince “Evladım muamele bütün hallerin, makamların önündedir ve üzerindedir. Halden sorumlu değiliz ama muhatap olduğumuz bütün insanlara karşı olan davranışlarımızdan sorumluyuz. İlle de muamele…” demişlerdi.

Kibarı kelamda da “ Güzellerin en güzeli, güzel ahlaktır” deniyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmasındaki hikmet çok iyi anlaşılmalıdır.

Musa Efendi malum Ravza-i Mutahhara’da sofraları açardı. Ayrıca bazen de davet edildiği başka iftar sofralarında iftarını açardı. Bir gün böyle bir iftar sofrasında doğru giderken birden yolunu değiştirip başka bir sofraya misafir oluyor. Yolunu değiştirmesine sebep ise iftar edeceği sofraya hizmet eden kardeşlerden birisinin pideyi sofraya doğru attığını görmesi oluyor. Musa Efendi çok zarif bir insandı ve hizmette edebi çok gözetirdi. Hizmet edeni çok severdi. Hediyesiz hiçbir yere gitmezdi. Hediyeleri de hediye paketleri de tamamen kendi zevki istikametinde mükemmel olurdu.

Kayseri’de Hacı Hasan Özaşır diye bir zat vardır, Mesci Baba diye maruftur. Sami Efendi üstadımızın meslerini dikermiş, ismi mesçi baba olarak kalmış. Sokağına da belediye Mesçi Baba Sokağı yazmış. Oradaki arsasına cami yaptırıyor fakat kendisi rukuda gibidir, 90 yaşını geçmiş mübarek. Kayseri şivesi ile söylediği şöyle bir şey hoşuma gitmişti: “Kuru kuru gadanı alayım, tıngır tıngır odana geleyim böyle bir şey olmaz. Canın cana kaynayacak, parmak oynayacak.”

Beyazıd-ı Bestami Hazretleri şöyle buyuruyor: “Gidilen yere boş gidilmez Rabbim/Ben boş gelmedim suç getirdim/Çok ağırdı sırtımda iki kat güç getirdim.”

Musa Efendi Ankara’da sohbet edeceği salona geldiği zaman kitaplıktaki bir kitabın ters konduğu dikkatini çekmiş, sohbete başlamadan önce onu düzelttirmişti.

Verirken o kadar maharet kazanmıştı ki avucunun içindeki parayı alan insandan başka hiç kimse kolay kolay fark edemezdi.

Kaynak: Selman Tan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 401

MAHMUD SAMİ RAMAZANOĞLU (K.S.) KİMDİR?

Paylaş.

Yorumlar