Gördüğü Her Rüya Gerçekleşiyordu

Âlemlerin varlık sebebi Peygamber Efendimiz, nezih bir gençlik ve ulvî bir âile hayâtı ile sergi­lediği müstesnâ mükemmelliklerin ardından, kırk yaşlarında iken peygamberlik mertebesine nâil oldu. Kırk yaşına altı ay kala, ilâhî kudret O’na Mekke’deki Hirâ Mağarası’nı kudsî bir mektep olarak açtı.

İlâhî tedrisâtın, kitap, defter ve kalemden müstağnî olarak cereyân ettiği bu tâlim ve feyz dersânesinde, Peygamber Efendimiz, Rabbiyle kendisi arasında ebedî bir sır mâhiyetinde dersler okudu. Vahy-i ilâhîye hazırlandı.

Bu hazırlığın ilk altı aylık safhası, akıl çerçevemize sığabilen yönüyle “rüyâ-yı sâ­dıkalar” sûretinde gerçekleşmiştir. Yâni Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, rüyâsında ne görü­yorsa, o aynen tahakkuk ediyordu. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle buyurur:

“Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e gelen vahiy, uykuda rüyâ-yı sâliha (sâdık rüyâlar) şeklinde başlamıştır. Gördüğü her rüyâ, sabah aydınlığı gibi açık-seçik gerçekle­şirdi.” (Buhârî, Bed’u’l-Vahy, 3)

Nübüvvet, çok büyük ve ağır bir vazîfe olduğundan, Peygamber Efendimiz’in bu mühim vazîfeyle ülfet etmesi ve ona hazırlanması için Cebrâîl -aleyhisselâm- kendisine evvelâ rüyâda gelmeye başlamıştır.

Alkame bin Kays’tan rivâyet olunduğuna göre, peygamberlere gönderilen haberler, emir ve nehiyler, kalpleri sükûnet buluncaya kadar evvelâ rüyâda verilir, daha sonra da vahiy olarak indirilirdi.(İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 55)

Bu sebeple peygamberlerin vahiy alma yollarından biri de rüyâdır. Buna İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın âyet-i kerîmede bildirilen:

يَابُنَىَّ اِنِّى اَرَى فِى الْمَنَامِ اَنِّى اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَى

“…Yavrucuğum! Rüyâda seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin?...” (es-Sâffât, 102) sözü delildir.

Bununla birlikte, peygamberlerin gözleri uyur, kalpleri ise uyumaz.(Buhârî, Menâkıb, 24) Dolayısıyla onların rüyâda da vahiy almalarına hiçbir mânî yoktur.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- daha sonraları sâdık rüyâ hakkında; “Nübüvvetin kırk altıda biridir...” buyurmuşlardır. (Bu­hâ­rî, Tâbîr, 26; Müs­lim, Rüyâ, 6)

Gerçekten bu altı aylık müddet, yirmi üç yıl süren peygamberliğin -zaman itibârıyla- kırk altıda birine tekâ­bül etmektedir.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafâ-1 (s.a.v), Erkam Yayınları, 2013, İstanbul

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.