Farklı Bir 'sahur Sofrası'

Şanlıurfa'da Haliliye Belediyesi tarafından kurulan sofrada çoğunluğu Suriyeli sığınmacılar olmak üzere kentteki Türk, Arap, Kürt ve Ezidiler birlikte sahur yapmanın keyfini yaşıyor.

İnanç turizminin önemli merkezlerinden Şanlıurfa'da aralarında Türk, Arap, Kürt, Ezidi ve Suriyelilerin bulunduğu farklı etnik kökendeki kişiler, Haliliye Belediyesinin kurduğu sofrada sahur yapıyor.

Türkiye'de birçok belediye ve sivil toplum kuruluşları, ihtiyaç sahipleri için daha çok iftar sofrası kurmayı tercih ediyor. Merkez Haliliye Belediyesi ise sahur organizasyonuyla farkındalık oluşturmayı hedefliyor.

ŞANLIURFA'DA FARKLI BİR SAHUR KEYFİ

Rabia Meydanı'nda kurulan sofrada çoğunluğu Suriyeli sığınmacılar olmak üzere kentteki Türk, Arap, Kürt ve Ezidiler birlikte sahur yapmanın keyfini yaşıyor.

Belediye ekipleri, meydana kurulan masalarda bir araya gelenlere kente özgü yöresel yemekleri servis ediyor.

Belediye Başkanı Halil Demirkol, gece saatlerinde sahur yapılacak fazla mekan bulunmadığı için böylesi bir düşünceyi hayata geçirdiklerini söyledi.

Sığınmacıların yanı sıra birçok etnik kökendeki ihtiyaç sahibi ailelerin sahurda buluştuğunu vurgulayan Demirkol, yemeklerin ise belediye imkanlarıyla karşılandığını belirtti.

Demirkol, yaz günlerinde sahursuz oruç tutmanın sağlıklı olmadığını bundan dolayı da dileyen herkese ikramda bulunmak istediklerini anlattı.

HER GECE 2 BİN KİŞİ SAHUR YAPIYOR

Her gece ortalama 2 bin kişi için sahur hazırlandığını aktaran Demirkol, şöyle devam etti:

"Eğer Şanlıurfa'da misafirseniz ve imkanınız da yoksa gideceğiniz bir yer yok. Ciğer dışında kentte fazla alternatif de bulunmuyor. Özellikle üniversite öğrencilerimiz daha fazla katılım gösteriyor. Suriyeli sığınmacıların yanı sıra Kürt, Arap, Türk ve Ezidiler aynı sofrayı paylaşmanın mutluluğunu yaşıyor. Türkiye'de zannediyorum bizden başka sahur ikramı yapan kuruluş yok. İnşallah bu tür etkinliklerin yaygınlaşmasını arzuluyoruz."

DUALAR TÜRK HALKINA

Sahur için belediyenin açtığı sofraya gelen Suriyeli Abit Sarez ise sivil toplum kuruluşları ve hayırseverlerin yardımlarıyla hayata tutunduklarını dile getirdi.

Zor günlerinde Türk halkının yardımlarını gördüklerini anlatan Sarez, "Hangi dili konuşursan konuş bir sofrada olmak çok anlamlı. Burada gerçekten duygusal anlar yaşıyoruz. Allah Türk milletinden razı olsun" dedi.

Türk vatandaşlar da sahur sofrasının kendileri için de farklı bir etkinlik olduğunu dile getirerek, belediyeye teşekkür etti.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.