EVLERİNİZE PEYGAMBERİMİZ’LE DÖNMEK İSTER MİSİNİZ?

0

Bu hâtırayı okurken Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- senin evine gelecekmiş gibi düşün ve hazırlan! Evine geldiğinde senin evinde namaz kılıyormuş, sen de arkasında namaz kılıyormuşmuş gibi düşün ve o günkü namazlarını hep böyle kıl!..

“-Rûhum daralıyor hocam! İçimde dâimâ bir hüzün hâli… Biniyorum arabama, gidiyorum alışverişe; alıyorum, alıyorum, o an unutuyorum sanki her şeyi… Sonra eve geliyorum. Aynı huzursuzluk ve mutsuzluk…” diye kısaca özetledi hâlini, yeni tanıştığım bir hanım… Gönlünü ferahlatmak için gelmiş derslere… Kıymetli kardeşim! Niyetini hâlis tutmalısın öncelikle… Derslere gönlünü rahatlatmak için değil; o gönlü Yaratan’a layık bir gönül hâline getirmek için gel! Rabbimiz’in en sevdiği kulu Muhammed Mustafa -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i tanımak, O’nu sevmek ve O’nun mübârek ayak izlerini takip ederek sünnet-i seniyye ile süslenmek için gel!.. Ve “Nûr-i Muhammedî”yi sev ki; O’nun hürmetine, O’nu sevmeyi farz kılan Rabbim de seni sevsin. Kalbini, zihnini O’nun hâtıraları ile doldur ki, boşluktan bunalmasın rûhun!.. Rûh, dünyevî zevklerle doysa veya alışverişle huzur bulsaydı; Peygamberimiz bize “İçinizden geldiği gibi yaşayın, bol bol alışveriş yapın, huzur bulursunuz!” derdi, değil mi? Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ganimetten kendisine fazla verilen birtakım insanları görünce “Bize niye daha az pay verildi?” diye düşünen Ensar gençlerine şöyle hitap etmiştir: “-Ey Ensâr!.. Herkes aldıkları mallarla evlerine giderken siz de Peygamberiniz’le evlerinize dönmek istemez misiniz?” Bu soruya Ensâr gençleri, gözyaşları içinde: “-Yâ Rasûlâllah! Biz Seninle gitmeyi tercih ederiz!” diyerek cân u gönülden muhabbetlerini izhar etmişlerdi. (Müslim, Zekât, 135) Gerçek mânâsıyla “Sâhibu’l-Vefâ” olan Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de onların bu îman ve muhabbetlerine kıyamete kadar devam edecek bir vefâ gösterdi ve Medîne’de onların içinde kaldı. DÜNYA VE AHİRETTE BAHTİYARLIK

İşte asrımızın bunalımına ilâç, bu paha biçilmez hâtırada gizli… Eğer dünyanın çirkefinden, bunalımından kurtulmak istiyorsak; evlerimize Allah ve Rasûlü ile gitmek, evlerimizi O’nun muhabbeti ile doldurmak, hâlimizi, ahvâlimizi, çocuklarımızı O’nun sünnet-i seniyyesi ile yoğurmak zorundayız. Bunun dışındaki bütün çabalar beyhûdedir.

Öyleyse yazımızı biraz daha Peygamber Efendimiz’in kıymetli hâtıraları ile süsleyelim. Kıymetli okuyucu! Bu hatıraları okurken sen de kendini o hatıranın içinde tahayyül et ki, rûhâniyet-i Rasûlullâh’ın feyzi yıkasın rûhunu… Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatmıştır: “Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bizim evimize gelmişti. Annem Ümmü Süleym, ona yağ ve hurma ikram etti. Rasûl-i Ekrem:  «-Yağınızı tulumuna, hurmanızı da kabına koyunuz, ben oruçluyum.» buyurdu. Sonra evin bir köşesine gidip nâfile namaz kıldı. Biz de arkasına durduk ve onunla birlikte namaz kıldık. Peygamber Efendimiz Ümmü Süleym’e ve âilesine de dua etti. Annem: «-Ey Allâh’ın Elçisi! Benim bir taneme de duâ et!» dedi. Efendimiz: «-Senin bir tanen kim?» diye sorunca: «-Hizmetkârın Enes!» dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem, dünya ve âhirette ne kadar bahtiyarlık varsa, hepsine sahip olmam için duâ etti.” (Buhârî, Savm, 61; Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 108) Kaynak: Halime Demireşik, Şebnem Dergisi, 130. Sayı, Aralık 2015

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
İSTİĞNÂ NEDİR? İSTİĞNÂ DÜSTURU NASIL OLMALIDIR?

İstiğnâ, ham hüviyetten kurtulup kemâle eren sâlih ve sâdıkların kalbî bir vasfıdır. Gönül zenginliği ile eldekine kanaat ederek, daha fazlasına...

Kapat