EBÛ TALHA’NIN HURMA BAHÇESİ

0

Peygamber Efendimiz’in bazen hiçbir şeyi olmazdı. Bazen de harp ganimeti gelir, çok zengin olurdu. Fakat az bir şeyi kendine bırakır, sonra onu da dağıtmadan evine gidemezdi. Hayal ötesi bir merhamet, hayal ötesi bir şefkat sahibiydi. Hiçbir şeyi olmazsa «tebessüm» ile infakta bulunurdu. 

Bir kimseye bir şey verirken de verdiği şeyle muhatabına asla eziklik hissettirmezdi. Çünkü O, verdiğini Allâh’a verirdi. Zira âyet-i kerîmede buyurulur:

“Sadakaları Allah alır.” (Tevbe, 104)

Sahâbe-i kiram, işte O’nun bu yüce hâlinden nasip alabildikleri için O’na sahâbe olmak şerefine eriştiler. Nitekim:

“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla «birr»e (yani hayrın kemal noktasına) eremezsiniz. Her ne infak ederseniz Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân, 92) âyet-i kerîmesi nâzil olduğunda ashâb-ı kiram arasında en sevdiklerinden verme hususunda büyük bir infak yarışı başlamıştı.

Hadîs-i şerîfte buyrulur:

“Her meşrû ve güzel iş sadakadır.” (Buhârî, Edeb, 33)

EBU TALHA’NIN BAHÇESİ

Ebû Talha’nın Mescid-i Saâdet’e yakın, içinde 600 hurma ağacı bulunan kıymetli bir bahçesi vardı ve burayı pek severdi. Ebû Talha hemen Resûlullah’a koştu ve şöyle dedi:

“Yâ Resûlâllah! Benim servetim içinde en kıymetli ve bana en sevimli olan, işte şu şehrin içindeki sizin de bildiğiniz bahçemdir. Bu andan itibaren Allâh rızâsı için onu Allâh’ın Resûlü’ne bırakıyorum. İstediğiniz gibi tasarruf eder, dilediğiniz fakire verebilirsiniz.” 

Sözlerinin ardından bu güzel kararını derhâl tatbik etmek için bahçeye gitti. Ebû Talha, bahçeye vardığında hanımını bir ağacın gölgesinde otururken buldu. Ebû Talha bahçeye girmemişti. Hanımı sordu:

“Yâ Ebâ Talha! Dışarıda ne bekliyorsun? İçeri girsen ya!” 

Ebû Talha:

“Ben içeri giremem, sen de eşyanı toplayıp çıkıver!..” dedi. Beklemediği bu cevap üzerine hanımı şaşkınlıkla sordu:

“Neden yâ Ebâ Talha?! Bu bahçe bizim değil mi?” 

Ebû Talha:

“Hayır, artık bu bahçe Medine fukarâsınındır.” diyerek âyet-i kerîmenin müjdesini ve yaptığı infakın faziletini sevinç ve neşe içinde anlattı. Hanımının:

“İkimiz nâmına mı, yoksa şahsın için mi bağışladın?” suâline de:

“İkimiz nâmına…” diye cevap veren Ebû Talha, bu sefer hanımından huzur içinde şu sözleri dinledi:

“Allah senden râzı olsun yâ Ebâ Talha! Etrafımızdaki fakirleri gördükçe aynı şeyi düşünürdüm de sana söylemeye bir türlü cesaret edemezdim. Allah hayrımızı kabul buyursun, işte ben de bahçeyi terk edip geliyorum!” 

Ashâbın bu kıvamı, gündüzleri ve geceleri Allah Resûlü’nün gösterdiği istikamette değerlendirmelerine bağlıdır. Çünkü her nefeste O’nun nefesiyle yaşamak, güzel haslet ve faziletleri tecellî ettirmekte en büyük huzur ve kolaylık sebebidir.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, İtikatta, İbadette ve Muâmelâtta İhlas ve Takva, Yüzakı Yayınları

TAKVA NEDİR? TAKVA İLE İLGİLİ HADİSLER

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
NE KADAR SALAVAT GETİRMELİYİZ?

Übey bin Kâ’b 'ın-radıyallâhu anh- sorusu üzerinde Efendimiz (s.a.v) dünya ve ahiret saadeti, sıkıntıların giderilmesi ve günahların affı için tavsiyesi......

Kapat