EBEDÎ KURTULUŞ REÇETESİ

0

Hakkʼa kul olan, Oʼnun mahlûkâtına kul olmaktan kurtulur, gerçek hürriyete kavuşur. Aksi hâlde insan, zâlim insanların kulu-kölesi, malın-mülkün esiri, nefsânî arzuların zebûnu olmaktan kurtulamaz. Bu esâ­retlerden yegâne kurtuluş fidyesi ise, nefsini Cenâb-ı Hakkʼa râm ederek Oʼnun emirlerine tam teslim olmaktır.

Lokman -aleyhisselâm- buyurur:

“Ey oğlum! Allâh’ın tâatini kendine ticaret edin ki sermayesiz olarak devamlı kâr elde edesin!”[1]

EN KÂRLI TİCARET

[Dünya hayatının en kazançlı anları, Allâhʼa itaat hâlinde geçirilen vakitlerdir. Dünyadaki en kârlı ticaret de, fânî olanı vererek bâkî olanın kazanıldığı alışveriştir. Bu sebeple müʼminin en büyük bahtiyarlığı, Cenâb-ı Hakkʼın emirlerine tam bir teslîmiyet göstererek sâlih bir kul olabilmesidir.

Hakkʼa kul olan, Oʼnun mahlûkâtına kul olmaktan kurtulur, gerçek hürriyete kavuşur. Aksi hâlde insan, zâlim insanların kulu-kölesi, malın-mülkün esiri, nefsânî arzuların zebûnu olmaktan kurtulamaz. Bu esâ­retlerden yegâne kurtuluş fidyesi ise, nefsini Cenâb-ı Hakkʼa râm ederek Oʼnun emirlerine tam teslim olmaktır. Müʼmin için dünya hayatında bundan kârlı bir ticaret yoktur. Zira nefsini Allâhʼa satan, yani hevâ ve heveslerinden vazgeçerek ilâhî emirlere teslim olan kimse, dünyadan da nasibini alır. Fakat kendini dünyaya râm eden bir kimse, Allâhʼın rızâsından mahrum kalır.

Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa, ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun âhirette bir nasîbi olmaz.” (eş-Şûrâ, 20)

Dünya hayatında Allah rızâsı yerine dünyevî menfaatler için çalışıp bitkin düşen gâfiller hakkında da Kur’ân-ı Kerîm’de; عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌ : Çalışmış, fakat boşuna yorulmuş.” (el-Ğâşiye, 3) buyrulmaktadır.

Bu hazin âkıbete dûçâr olmamak için, şu âyet-i kerîmenin muhtevâsına girmek îcâb eder:

“Allah müʼminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır…” (et-Tevbe, 111)

TEVHİD MÜCÂDELESİ

Rivâyete göre bu âyet-i kerîme, Mekkeʼde ağır çileler altında tevhid mücâdelesi veren Peygamber Efendimizʼi kendi beldelerine dâvet eden Medîneli mü’minlerin, Akabeʼde yaptıkları beyʼat üzerine nâzil olmuştur. Bu bey’atte Medînelilerden Abdullah bin Revâha -radıyallâhu anh- ayağa kalkarak:

“–Yâ Rasûlâllah! Rabbin ve kendin için, bize istediğin şartı koşabilirsin.” dedi.

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurdu:

“–Rabbim için şartım, O’na ibadet etmeniz ve hiçbir şeyi O’na şirk koşmamanızdır. Kendi hakkımdaki şartım ise, canlarınızı ve mallarınızı nasıl koruyorsanız, beni de öylece korumanızdır.”

Medîne’den gelen mübârek sahâbe topluluğu:

“–Böyle yaparsak karşılığında bize ne var?” diye sordular.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- cevâben:

“–Cennet var!” buyurunca oradakiler:

“–Ne kârlı bir alışveriş! Bundan ne döneriz, ne de dönülmesini isteriz!” dediler. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, II, 406)

Cenâb-ı Hak, en güzel ve en kârlı ticareti şöyle târif buyuruyor:

“Allâh’ın Kitabı’nı okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine ver­diğimiz rızıktan gizli ve âşikâr infâk edenler, «ticâreten len-tebûr» (aslâ zarara uğramayan bir kazanç) umabilirler. Çünkü Allah, onlara mü­kâfat­larını tam olarak öder ve lûtfundan onlara fazlasını verir…” (Fâtır, 29-30)

EBEDÎ KURTULUŞUN ÜÇ ŞARTI

Bu âyet-i kerîmelerde haber verilen ebedî kurtuluş vesîlesi ticaretin ilk adımı; Kurʼân-ı Kerîmʼi okumak, okutmak, hayatımızı onun ölçülerine göre tanzim etmek, Kurʼân hakikatleriyle, ince, derin ve zarif bir rûha sahip olabilmektir.

İkincisi ise, namazı ikāme etmek… Yani namazda Cenâb-ı Hakʼla buluşabilmek. Cenâb-ı Hak, dâimâ bizimle olduğunu bildiriyor. Bizim de her dâim Oʼnunla olmamızı istiyor. Rûhumuzun mîrâcı olan namazı da, dünya şartlarında yaşanabilecek ilâhî vuslata en büyük vesîle kılıyor. Bunun içindir ki; “…Secde et ve yaklaş!” (el-Alak, 19) buyuruyor.

Mirzâ Mazhar Cân-ı Cânân g şöyle buyurmuştur:

“Her amelin bir keyfiyeti vardır. Namaz, bütün husûsiyetleri kendisinde toplamıştır. O, Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, tesbîhat, salevât-ı şerîfe ve istiğfar gibi zikirlerin nurlarını ihtivâ eder. Eğer namazın edepleri hakkıyla yerine getirilirse, Asr-ı Saâdet’in rûhânî hâllerine benzeyen en feyizli ve doğru hâller namazda hâsıl olur.”[2]

Ebedî kurtuluş vesîlesi olan “ticâreten len-tebûr”un üçüncü şartı ise, gizli ve âşikâr olarak infakta bulunabilmektir.

Mü’min, gizli infâkı tercih etmelidir. Fakat âşikâr infâka mecbur kaldığında da, -riyâ ve gösteriş tehlikesi sebebiyle- ihlâsını korumaya daha büyük bir îtinâ göstermelidir.]

[1] Ahmed, ez-Zühd, Beyrut 1999, s. 43, no: 269; Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr, s. 281, no: 721.

[2] Abdullah Dehlevî, Makâmât-ı Mazhariyye, s. 73.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dstlarından Hikmetler 1, Erkam Yayınları, 2013

Paylaş.

Yorumlar