DİN KARDEŞLİĞİMİZİN HAKKINI VERMENİN TAM ZAMANI

0

Varlıklı kimselerin de gönül huzuru ve rûhî muvâzeneleri için; fakir-fukarayı koruyup gözetmeleri, mâtemlerin civarında bulunmaları, sefâlet manzaralarını görüp ibret almaları elzemdir. Aksi hâlde varlıklı insanlar, şefkat ve merhameti unutarak kasvet-i kalbe müptelâ olmaktan kurtulamazlar.

Mü’minlerin sahip olması gereken gönül hassasiyetine dâir, Şeyh Sâdî-i Şîrâzî’nin ibretli bir hâtırası vardır:

Bir yıl Şam’da müthiş bir kıtlık olur. Halk, perişan bir hâldedir. Bu sırada yanına, zengin bir dostu çıkagelir. O dostu, kıtlıktan önce hayli güçlü, kuvvetli ve iri cüsseli olmasına rağmen, onu da zayıflamış, solgun bir hâlde görünce şaşırır. Ona niçin bu hâlde olduğunu sorar. Dostu ise bu suâle üzülüp hayretler içinde:

“–Dostum! Kederimin sebebini bilmiyorsan, bu ne gaflet! Biliyorsan niçin soruyorsun? Görmüyor musun ki, felâket son raddeye vardı…” der.

Şeyh Sâdî: “–Biliyorum! Fakat sen niye bu kadar üzülüp eriyorsun ki? Senin her şeyin var…” deyince, o kemâl ehli dost şöyle der:

“–Kendisi sahilde olup da din kardeşlerinin denizde boğulmakta olduğunu gören bir insanın kalbinde hiç huzur olur mu? Benim şu benzim, Müslümanların dûçâr olduğu ıstıraplar sebebiyle sararıp soldu… Zavallı din kardeşlerimin muzdarip hâlini gördükçe, yediğim her lokma boğazıma diziliyor. Sanki zehir yutuyorum. Hemcinslerini sefâlette gören bir insan, gülistanda nasıl eğlenir? Biri ağladığında benim de gözüm nemlenir…”

Bizler de, bugün âdeta bir yangın yeri olan Filistin, Sûriye, Arakan ve Afrika başta olmak üzere, zulüm altındaki bütün Müslüman kardeşlerimiz için bu kalbî hassâsiyeti ne kadar gösterebildiğimize dâir, nefislerimizi derin derin muhâsebe etmek mecburiyetindeyiz. Zira bu husus, hepimiz için son derece mühim bir din kardeşliği mes’ûliyeti ve âhiret vebâlidir. Unutmayalım ki hiçbir gölgenin bulunmayacağı kıyâmet gününde Arş-ı Âlâ’nın gölgesi altında muhafaza edilecek yedi sınıftan biri de, birbirlerini Allah için seven din kardeşleri olacaktır. [1]

Bu kardeşliğin hakkını verebilmek ise, bugünkü gibi zor zamanlarda yapılacak fedakârlıklara bağlıdır. Dolayısıyla, mazlum, mağdur ve muzdarip din kardeşlerimiz için yapacağımız duâlar, infaklar ve fedakârlıklar, -inşâallah- Rabbimize hamd ve şükrümüzün en güzel bir fiilî ifâdesi olacaktır.

Cenâb-ı Hak cümlemizi, din kardeşlerinin dertleriyle dertlenen, elinden, dilinden ve gönlünden ümmet-i Muhammed’in müstefîd olduğu, cömert, fedakâr, hizmet ehli ve sâlih kullarından eylesin.

Âmîn!..

[1] Bkz. Buhârî, Rikàk, 24.

KAYNAK: Osman Nûri TOPBAŞ, Hak Dostlarından Hikmetler -1, syf. 214.

Paylaş.

Yorumlar

Önceki yazıyı okuyun:
YENİ KABE İMAMI BENDER BALİLE BAKARA SURESİ (196-203)

http://www.youtube.com/watch?v=YhhiYOrZb7M

Kapat